PİRHA- Alevi kurumları tarafından organize edilen Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri 16-17-18 Ağustos’ta gerçekleştirilecek. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği alternatif anma programına tepki gösteren ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hacı Bektaş Dergahı’nın Aleviler için taşıdığı tarihsel önemi anlattı ve devletin Cemevi Başkanlığı eliyle Aleviliğe müdahale ettiğini belirtti.
63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri bu yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenecek. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın resmi programdan iki gün önce ayrı bir anma etkinliği organize etmesi, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın tarihsel ve inançsal önemini, anma etkinliklerinin 1964’ten bugüne geçirdiği dönüşümü ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif programına yönelik eleştirilerini anlattı.
Karakaya, devletin uzun yıllar boyunca Hacı Bektaş’taki anma etkinliklerine yalnızca protokol düzeyinde katıldığını, 12 Eylül sonrasında da programın içeriğine doğrudan müdahale etmediğini belirterek, bu geleneğin Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasıyla birlikte bozulduğunu söyledi.
HACI BEKTAŞ DERGAHI’NIN TARİHSEL ÖNEMİ
Hacı Bektaş Dergahı’nın Anadolu Alevileri açısından iki ayrı makamı bir arada barındıran istisnai bir merkez olduğunu belirten Karakaya, dergahta hem Hacı Bektaş soyundan gelen Çelebilerin hem de kurumsallaşmış Bektaşiliğin temsil edildiğini söyledi.
Bu durumun hem avantaj hem de dezavantaj yarattığını ifade eden Karakaya, şu değerlendirmede bulundu:
“Böyle olunca devletin sürekli oraya ilişkin bir bakışı, değerlendirmesi ve baskısı oldu. 1500’lü yıllarda Kalender Çelebi Ayaklanması’nın bastırılmasının ardından Kanuni Sultan Süleyman, kendi kayınbiraderi Ali Baba’yı Hacı Bektaş Dergahı’na kayyum olarak atıyor. Bugün siyasal anlamda konuştuğumuz kayyum meselesi, Alevilerin tarihinde çok eskidir.
O tarihten itibaren Hacı Bektaş Dergahı, Osmanlı döneminde 1826’ya kadar yoğun baskılar altında kaldı. 1826’da Osmanlı, bütün Alevi-Bektaşi dergahlarını kapattı, mal varlıklarına el koydu ve binalarını yıktı. Sadece türbesi bulunan dergahlar istisna tutuldu. Hacı Bektaş, Abdal Musa, Hasan Baba ve Keçici Baba dergahları bunlar arasındaydı.
Bununla da kalınmadı. Bu dergahların hemen yanına, sanki Sünni dergahlarıymış gibi camiler yapıldı. Bugün Alevilerin bilmesi gereken nokta şudur; Hacı Bektaş ve diğer Alevi dergahlarının yanındaki camiler, Alevilerin ibadet ettiği yerler değildir. Bunlar, oraya atanan görevlilerin ibadet etmeleri ve asimilasyon amacıyla yapılmıştır.”
Cumhuriyet döneminde de dergahın Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu kapsamında kapatıldığını, müzeye dönüştürüldüğünü ve mal varlıklarının Ankara Samanpazarı’nda satıldığını hatırlatan Karakaya, buna rağmen Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Ahmet Cemalettin Çelebi’nin TBMM Başkanvekilliği görevini üstlendiğini söyledi.
Karakaya, “Alevilerin Cumhuriyet ve laiklik kavramlarını sahiplenmesi değerlidir. Bu, inançsal bir tercihtir. Ancak bu durum, Cumhuriyet’in ve kurulan sistemin Aleviler üzerindeki etkilerinin olmadığı anlamına gelmez” dedi.
Hacı Bektaş’ın bugün de Alevilerin devletle yüzleştiği, hesaplaştığı, cem olduğu, niyazlaştığı ve rızalaştığı bir merkez olduğunu vurgulayan Karakaya, “Bu nedenle Hacı Bektaş, Alevi inancı açısından ‘Serçeşme’ olarak anılmaktadır” ifadelerini kullandı.
1964’TEN BUGÜNE ANMA ETKİNLİKLERİ
Anma etkinliklerinin kökenini 1960’lı yıllardaki kentleşme sürecine bağlayan Karakaya, Alevi gençlerinin eğitim ve meslek edinmeleriyle birlikte kimlik taleplerini daha güçlü dile getirmeye başladığını söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir Alevi masası kurulması önerisinin reddedildiğini, bunun ardından Hacı Bektaş Dergahı’nın 1964 yılında müze olarak açıldığını belirten Karakaya, açılışın dönemin askeri yetkilileri tarafından engellenmeye çalışıldığını ancak halkın yoğun katılımıyla gerçekleştirildiğini anlattı.
1980’e kadar devlet müdahalesinin sürdüğünü ifade eden Karakaya, 1974-75 yıllarından itibaren etkinliklerin TÖB-DER’li öğretmenlerin katkısıyla daha belirgin bir Alevi kimliği kazandığını söyledi.
Karakaya sözlerini şöyle sürdürdü:
“70’li yıllarda Türkiye’de sosyalist hareketin geliştiği bir dönemde derneğin yönetimine TÖB-DER’li öğretmenler geldi. Nafiz Ünlüyurt bunlardan biridir. Öğretmenlerin yönetime gelmesiyle birlikte programların niteliği değişti, Alevilik daha görünür hale geldi.
O tarihe kadar Hacı Bektaş, Anadolu’ya Türklüğü ve İslam’ı yayan bir Türk büyüğü olarak tanıtılıyordu. Alevilik yönü tamamen görmezden geliniyordu. İlk kez semah etkinlikleri programa alındı. Ancak ‘semah’ sözcüğünün kullanılmasına izin verilmediği için programa ‘sema’ olarak yazıldı. Cem ibadeti ise ancak bir tiyatro gösterisinin içinde sahnelenebiliyordu.”
Karakaya, Ruhi Su, Rahmi Saltuk ve Mahsuni Şerif gibi sanatçıların sahne almasının da dönemin yönetimi tarafından engellendiğini hatırlattı.
1990’lı yıllardan itibaren ise anma etkinliklerinin Hacıbektaş Belediyesi ile Alevi kurumlarının ortak organizasyonuyla sürdürüldüğünü ifade etti.
“AKP DÖNEMİNDE DEVLET KATILIMI KESİLDİ”
Geçmişte Süleyman Demirel’den Bülent Ecevit’e, Abdullah Gül’den Deniz Baykal’a kadar farklı siyasi parti ve hükümet temsilcilerinin anma etkinliklerine katıldığını belirten Karakaya, devlet protokolünün yalnızca açılış konuşmasının ardından ayrıldığını ve programın içeriğine müdahale etmediğini söyledi.
Bu geleneğin AKP döneminde sona erdiğini savunan Karakaya, şu ifadeleri kullandı:
“Sivas Katliamı sanıklarının avukatlarının AKP bürokrasisi içinde görev alması, Alevilerde büyük bir travma yarattı. Yaşanan protestoların ardından AKP temsilcileri anma etkinliklerine katılmamaya başladı.”
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN ALTERNATİF ETKİNLİK DÜZENLEME HAKKI YOK”
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın resmi anma tarihinden iki gün önce ayrı bir program düzenlemesini sert sözlerle eleştiren Karakaya, bunun laik bir devlette kabul edilemeyeceğini söyledi.
“Devlet, Cemevi Başkanlığı eliyle Aleviliğe müdahale ediyor” diyen Karakaya, başkanlığın bu uygulamadan vazgeçmesi gerektiğini belirtti.
Valilik ve kaymakamlıkların imkanlarının kullanılarak vatandaşların alternatif programa yönlendirildiğini öne süren Karakaya, devletin tarih boyunca Alevi örgütlenmesindeki dağınıklıktan yararlanmaya çalıştığını belirtti.
Bu kapsamda 1995 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in görevlendirmesiyle Cem Vakfı’nın kurulduğunu da hatırlattı.
“YOL CÜMLEDEN ULUDUR”
Tüm Alevi topluluklarına çağrıda bulunan Karakaya, kurumlar arasındaki görüş ayrılıklarının bir kenara bırakılması gerektiğini kaydederek, “16-17-18 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek Hacı Bektaş Anma Etkinlikleri’nde birlikte olalım, cem olalım. Devleti de bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalardan vazgeçmeye çağırıyoruz” dedi.
Fırat ALTINTAŞ/PİRHA
Yoruma kapalı.