PİRHA-TBMM Başkanlığı’na sunulan 12 maddelik çerçeve yasa teklifini değerlendiren DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, Türkiye’nin tarihsel bir eşikte olduğunu belirterek demokratikleşme, hakikatle yüzleşme ve toplumsal barışın ertelenemez hale geldiğini söyledi. Kete, kalıcı barışın ancak halkların ortak iradesiyle inşa edilebileceğini vurguladı.
Yeni çözüm sürecini yasal güvenceye kavuşturmayı amaçlayan 12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Teklif, iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokratik Toplum” olarak ifade ettiği sürecin hukuki çerçevesini oluşturmayı hedefliyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eşbaşkanı Zeynel Kete sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kete, Türkiye’nin tarihsel bir eşikten geçtiğini belirterek, yeni dönemin ancak demokrasi, yüzleşme ve toplumsal barış temelinde ilerleyebileceğini söyledi. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanan tekçi devlet anlayışının toplumsal sorunların temel nedeni olduğunu ifade eden Kete, gelinen aşamanın yüz yıllık devlet politikalarında önemli bir kırılmaya işaret ettiğini dile getirdi.
“100 YILLIK İNKAR VE İMHA KONSEPTİ ARTIK SÜRDÜRÜLEMEZ HALE GELDİ”
Türkiye’nin yeni bir tarihsel eşikte bulunduğunu söyleyen Kete, Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan tekçi devlet anlayışının toplumu yukarıdan aşağıya biçimlendirdiğini, Türk ve Sünni kimliğini esas alan devlet anlayışının farklı kimlikler üzerinde baskı yarattığını belirtti.
Kete, şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık olarak 100 yıl boyunca tekçi bir devlet anlayışıyla toplumu dizayn etti. Makbul vatandaş tanımı üzerinde şekillenen bir idari yapılanma kuruldu. Esasını Türk ve Sünni kimliği oluşturdu. Dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi bu anlayış yıllarca farklı toplumsal kesimler üzerinde baskı oluşturdu. Böyle bir zeminde eşit yurttaşlık söylemi elbette ki hayata geçmedi.”
Cumhuriyetin kuruluşunda bütün halkların ortak mücadele yürüttüğünü ancak sonrasında özellikle Kürtlerin ve Alevilerin demokratik hak taleplerinin ağır baskılarla karşılandığını ifade eden Kete, bugün yaşanan gelişmeleri ise yüz yıllık inkar siyasetinin sona erdiğinin göstergesi olarak değerlendirdi.
“Devlet uzun süre yok saydığı Kürtlerle sonunda muhataplık ilişkisi kurmak zorunda kalmıştır. İdam sehpalarından masa diplomasisine doğru evrilmiştir. Bu bile 100 yıllık inkar ve imha konseptinin sürdürülemez hale geldiğinin en önemli göstergesidir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokrasi, demokratikleşme ve barış artık ertelenemez bir ihtiyaç haline gelmiştir.”
“BARIŞIN EN ÖNEMLİ KARŞILIĞI İNSAN HAYATIDIR”
Yeni sürecin yalnızca siyasal değil toplumsal sonuçlar da doğuracağını ifade eden Kete, hazırlanacak yasal düzenlemelerle birlikte dağda, cezaevlerinde ve Avrupa’da yaşayan binlerce kişinin yeniden toplumsal yaşama katılmasının önünün açılacağını söyledi.
Bu insanların yalnızca ailelerine kavuşmayacağını belirten Kete, bilgi ve deneyimleriyle barışın inşasına önemli katkılar sunacaklarını ifade ederek şöyle devam etti:
“Bu insanlar yalnızca ailelerine, sevdiklerine kavuşmayacaklar. Bilgi ve birikimleriyle, elli yıllık yaşanan bu süreçten çıkardıkları derslerle Türkiye’de barışın ve demokratik toplumun inşasına güçlü katkılar sunacaklardır. En önemlisi ise annelerin yıllardır süren bekleyişleri, cezaevi kapılarındaki acıları, kayıplarını aramaları ve toplumsal travmaların sona erme ihtimalidir. Çünkü barışın en önemli karşılığı insan hayatıdır.”
“KHK’LARLA İLGİLİ DE BİR AN ÖNCE GÖREVE BAŞLAMALARININ ÖNÜ AÇILMALIDIR”
Kendisinin de KHK ile görevinden ihraç edilen bir eğitim emekçisi olduğunu hatırlatan Kete, demokratikleşme süreci ilerledikçe KHK mağduriyetlerinin de giderilmesi gerektiğini söyledi.
Hak ihlallerini araştıracak komisyonların kurulmasının önemine dikkat çeken Kete, geçmişte binlerce kişinin somut delil olmaksızın görevlerinden uzaklaştırıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Uzun yıllar emek, demokrasi, barış ve insan hakları mücadelesi yürüten binlerce insan hukuki dayanaklardan ve adalet anlayışından yoksun bir şekilde görevlerinden uzaklaştırıldı. Demokrasi süreci ilerledikçe bu mağduriyetlerin giderilmesi yönünde adımlar atılması mümkündür. Bence çok uzatılmamalıdır. KHK’larla ilgili de bir an önce göreve başlamalarının önü açılmalıdır.”
KHK uygulamalarının yalnızca bireysel mağduriyet yaratmadığını dile getiren Kete, bunun toplumsal psikolojiyi de derinden etkilediğini söyledi.
“Bu sadece bireysel hakların iadesi anlamına gelmiyor. Toplumsal psikolojinin onarılması açısından da önemlidir. Çocuklarımızın yaşadığı travmalar, arkadaşlarımızın sosyo-ekonomik mağduriyetleri ve kamusal alanda oluşan büyük bilgi kaybı mutlaka giderilmelidir.”
“YENİ DÖNEMİN EN ÖNEMLİ EYLEMİ YENİ BİR DİL KURABİLMEKTİR”
Barışın yalnızca hukuki düzenlemelerle sağlanamayacağını belirten Kete, yeni dönemin en önemli ihtiyacının yeni bir toplumsal dil olduğunu söyledi.
Yüzyıldır kamusal alanda egemen olan ayrıştırıcı dilin yerini kapsayıcı bir dile bırakması gerektiğini ifade eden Kete, şöyle konuştu:
“Her zamanın ve her mekanın bir ruhu ve dili vardır. Yeni dönemin en önemli eylemi yeni bir dil kurabilmektir. Savaşın dili silahı büyüttü. Barışın dili ise insanlığı, kemaleti ve bilgeliği büyütecektir. Yüz yıldır kamusal alanda egemen olan dil eril, cinsiyetçi, dinci ve ötekileştirici bir dildi. Bunun yerine bütünleştirici, kapsayıcı, eşitlikçi ve demokrasiyi esas alan bir dil kurulmalıdır. Barış ancak gönül diliyle toplumsallaşabilir.”
“ALEVİ TOPLUMUNUN TARİHSEL HAFIZASI, BİLGELİĞİ, DİLİ BARIŞIN BAŞAT ÖĞESİ OLACAKTIR”
Alevilerin tarih boyunca ağır baskılar yaşamalarına rağmen birlikte yaşam kültürünü koruduklarını ifade eden Kete, Alevi öğretisinin demokratik toplumun inşasında önemli bir birikim sunduğunu söyledi.
Alevi inancının farklılıkları bir arada yaşatmayı esas aldığını belirten Kete, şöyle dedi:
“Aleviler bu coğrafyada en ağır sorunları yaşamış, baskılara uğramış, sürgünler ve katliamlar görmüş bir toplumsal kesimdir. Buna rağmen hakikatin, rızalığın ve birlikte yaşamanın dilini kurabiliyorlar. Yunus Emre’de aşkın dili, Hacı Bektaş’ta bilgeliğin dili, Pir Sultan’da direnişin dili, Ana Fatma’nın, Ana Naciye’nin ve Elif Ana’nın temsil ettiği kemalet yolu demokratik toplum ve barış inşasında güçlü bir toplumsal hafızadır.”
Alevi öğretisindeki “72 millet” anlayışına dikkat çeken Kete, bunun kimseyi dışlamayan bir yaşam felsefesi olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Alevi öğretisindeki 72 millet dili kimseyi ötekileştirmez. Bütün canları aynı hakikatin bir parçası olarak görür. Alevi dili yalnızca bir inanç dili değildir; aynı zamanda demokratik toplumun, rıza kültürünün ve ortak yaşam hafızasının dilidir.”
“TOPLUMDA BİR TEDİRGİNLİK DE VAR”
Toplumun yeni sürece ilişkin temkinli yaklaşımının doğal olduğunu belirten Kete, yaşanan ağır hak ihlallerinin kuşaklar boyunca aktarıldığını söyledi.
İnsanların artık somut adımlar görmek istediğini ifade eden Kete, şunları kaydetti:
“Yüz yıldır yaşamadığı zulüm kalmayan bir toplumdan bahsediyoruz. Çatışmalar, sürgünler, gözaltılar, işkenceler, kayıplar toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır. İnsanlar gelişmeleri umutla izlerken aynı zamanda temkinli bir tedirginliği de yaşıyorlar. Ben bunu iyimser bir ihtiyat olarak değerlendiriyorum. Geçmiş deneyimler insanları artık pratiği görmek istemeye yöneltiyor.”
“BARIŞ YALNIZCA DEVLETLERİN DEĞİL, HALKLARIN ORTAK EMEĞİYLE KALICI HALE GELEBİLİR”
Sürecin yalnızca Türkiye açısından değil, bütün bölge açısından tarihsel önem taşıdığını söyleyen Kete, barışın toplumsallaşmasının tüm kesimlerin ortak katkısıyla mümkün olacağını vurguladı.
Kete, devamında şunları söyledi:
“Barış hiçbir zaman yalnızca silahların susması değildir. Tarafların birbirlerinin varlığını tanıması, farklılıklarını kabul etmesi ve bunu ahlaki, demokratik bir anlayışla çözmesidir. Bu sürecin başarıya ulaşmasının tek yolu bütün toplumsal kesimlerin barışın toplumsallaştırılmasına aktif katkı sunmalarıdır. Barış karşıtı güçler de gelişecektir. Buna karşı güçlü bir demokratik toplumsal muhalefeti geliştirmek gerekiyor. Çünkü barış yalnızca devletlerin değil, halkların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, Alevilerin, Kürtlerin ve bütün farklı toplumsal kesimlerin ortak emeğiyle kalıcı hale gelebilir. Önümüzdeki dönem birlikte yaşamı yeniden inşa edebileceğimiz tarihsel bir fırsattır”
PİRHA/DERSİM
Yoruma kapalı.