Alevi Haber Ajansi

Halil İçöz yazdı: Pandemi kapitalizmi kurtarır mı?

PİRHA- Son dönemlerin en önemli gündemi koronavirüs salgını. Her geçen gün vaka ve ölü sayısı artarken, devletler korona gündemini nasıl değerlendiriyor? Bu gündem fırsata mı çeviriliyor, yoksa bu salgına karşı gerçek anlamda halk sağlığı mı esas alınıyor? Yazar Halil İçöz bu soruları yönelterek giderek daha büyük bir tehlike haline gelen koronavirüs salgını gündemini yazdı. 

Yazının tamamı şöyle:

Koronavirüs salgınıyla, dünya artık geriye dönülemeyecek bir yola girdi. Kimisi buna dijital dünyanın zaferi derken, kimisi de insanlığın artık doğaya döneceği beklentisi içine girdi.
Ancak veriler, dünya emekçilerinin yeni bir kalkışma potansiyelini de ortaya koymakta.
Görünen o ki korona krizi, hem sermaye, hemde emekçiler cephesinde, büyük kayıplar yaşatacak. Şu an dünya ölçüsünde ortaya çıkan ilk veriler buna işaret etmekte.

SALGININ KAYNAĞI SİSTEM Mİ?

Dünya nüfusundaki artış ile teknolojik gelişim arasındaki makas açıldıkça, sistem, nüfusun önemli bir kesimine balast muamelesi yapmaya başladı.
Söz konusu balastı atmak için bir çok proje üzerinde çalışıldığı, yer yer spekülasyonlar eşliğinde kamuoyuna yansıdı.
Kapitalist sistemin yenilenmesi ve yeniden yapılandırılmasına ilişkin, on yıllardır yapılan açıklamalar ve labaratuvar denemeleri, yeni duruma geçilebileceğine işaret etmekte.
Bütün bunların bir senaryo şeklinde ortaya koyulduğunu, Bill Getas ve diğerlerinin yaptıkları animasyonlarda görmek mümkün.
Özellikle de birkaç yıl önce Davos Dünya Ekonomi Forumu’nda, yapılan animasyonlarda, pandemi durumu,  yeniden ele alınmış ve hangi durumda ne olabilir tartışmaları yürütülmüştü.
En genel anlamıyla ortaya koyulan veriler ve Bill Getas’in 2015’de yaptığı açıklamada, 3 milyar insanın, olası bir virüs salgınında etkileneceğini göstermekte. Açıklamada, 500 milyon civarında insanın, ölüm ihtimaline dikkat çekilmişti.
Ancak bunun korona pandemisi gerekçe gösterilip, başarılıp başarılamayacağını söylemek için halen yeterli veri bulunmamakta.

SALGINDA BANKA VE TEKELLERE DEVLET DESTEĞİ…

Çin, İran ve İtalya üzerinden başlayan salgın, bu güne kadar resmi açıklamalara göre binlerce, gayri resmi açıklamalara göre ise onbinlerce insanın yaşamına mal oldu.
Ancak ABD ve AB tarafından, salgına karşı ilk tedbir açıklamalarında, kartellerin, tekellerin ve bir kısım orta ölçekli işletme ve bankaların kurtarılması öne çıktı.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesinden sonra, Dünya Bankası ilk etapta 12 milyar dolar olmak üzere, ihtiyacı olan ülkelere kredi sağlayacağını açıkladı.
IMF ise, krize müdahale paketini 50 milyar dolar olarak çıkardı.
Bu paraların yardım değil, ülkelere teslimiyet karşılığında, kredi olarak verileceğini unutmayalım.
Avrupa birliği ise ilk iş olarak, üye ülkelerin borçlanma üst sınırını, geçici olarak devre dışı bıraktı.
AB komisyon başkanı Ursula Von der Leyen, alınan kararları iletirken, 37 milyar Avroluk bir ekonomik önlem paketi aldıklarını açıkladı.
Komisyon içinde yürütülen tartışmalarda, Corona Virüsüne karşı, AB olarak ortak borçlanma talebi ise başta Almanya ve Fransa olmak üzere red edildi.
Alınan kararlar, ekonomik ve askeri güç olarak yapılanmaya çalışan AB açısından, istenmeyen yeni bir durum ortaya çıkardı.
Şu an pandemiyi atlatmak için, AB düzeyinde müdahale öngörülse de, buna 37 milyar avronun yetmeyeceği ortada.
İspanya hükümeti krizi atlatabilmek amacıyla, 200 milyar avro ile müdahale kararı aldı. Başbakan Sanchez 117 milyarı kamu ihtiyaçları, 83 milyar avronun ise özel sektöre ayrıldığını açıkladı.
Fransa’da önlem olarak özel şirketlerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, 300 milyar avroluk bir ekonomik paket açıkladı. pandemi gerekçesiyle ordu sokağa indirildi.
Alman hükümeti ise, 750 milyar Avroluk bir paket hazırladı. Alman işletmeleri likidite sorunu yaşamasın diye, büyük koalisyon hızlı bir şekilde önlem paketini onayladı. Ayrıca 15 bin kişilik alman askerinin sokağa inmesi kararlaştırıldı.
Merkel tarafından yapılan açıklamalarda, 650 milyarlık bölümün özel sektöre, bankalar tarafından kredi sağlanması amaçlı olduğu ifade edildi. Geriye kalan 100 milyar avro ise, zorda olan şirketlere devlet ortaklığı ile yardım etmeyi içermekte.
Almanya ek olarak bir dizi karar daha alıdı.
Hükümet, transport ve ulaştırma genel merkezi oluşturarak, önemli bir adım atmış oldu. Şirketlerin ulusal düzeyde tek merkezden yönetilmesi, pandemi koşullarının getirdiği diğer bir değişim oldu. Böylece devlet arz ve talebe, dolaylı değil doğrudan müdahale kararı aldı.
Almanya çapında işlemez durumda olan Avis, Rentakar gibi şirketlerle bir anlaşma önerilerek, parasını devlet ödemek kaydıyla, sınırlı bir ücret karşılığında, sağlık sektörüne kiralaması talep edildi.
Öte yandan düne kadar her biri ,ayrı bir şirket olarak ele alınan hastahane ve sağlık merkezleri, devlet eliyle tek merkezde yönetilme kararı alındı.
Benzer uygulamaların diğer ülkelerde de gündemde olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ulusal parlamentoların tedbir olarak aldıkları kararlar, devletin piyasaya müdahalesi ve garantörlüğü öngörmekte. Bu ise Serbest Piyasa Ekonomisine ilişkin, alışıla geldik yaklaşımı alt üst etmekte.

SALGININ KAYNAĞI ABD Mİ?

Avrupa’da korona krizinden en çok etkilenen ülke İtalya oldu. İtalya ekonomik önlem paketini 25 milyar avro olarak açıkladı.
Belirli çevrelerce yapılan açıklamalarda ise virüsün İtalya’da yayılmasına, Çin ile yapılan yeni ekonomik anlaşmanın neden olduğu ifade edildi. Salgının, ABD’nin İtalya’ya karşı bir intikam hareketi olduğu iddia edildi.
Bu iddialara İtalya hükümeti de kısık sesle katıldı. Yapılan açıklamalarda, salgının en çok etkili olduğu bölgelerde, kime ait olduğu “bilinmeyen”  dronalar tarafından virüs atıldığı gündeme getirildi. İtalya’da genel kanı, virüs taşıyan dronaların ABD menşeyli olduğu yönünde.
Aynı iddialar geçmişte Küba tarafından da dile getirilmişti. Küba, 80’li yıllarda ABD tarafından Sars virüsünün ülkeye taşındığını, ancak hastalığın salgına dönmeden, önlenebildiği açıklamıştı.
Benzer iddialar, İsrail Dış İşleri Bakanı İsrael Katz tarafından da gündeme geldi. Katz, twitter hesabında yaptığı açıklamada “ABD İranı dize getirmek için, bu belayı dünyanın başına sardı” yönünde.
ABD ise krize karşı, 3,7 trilyon avroluk bir ekonomik paket açıkladı. Paket, temsilciler meclisinde halen onay beklerken, işsizlik bir anda on misli arttı. Böylece kısa sürede, evsiz ve kayıtlı işsizlere milyonlarca insan eklenmiş oldu.  Bugün’den yarına, milyonlarca insan işlerini kaybetti. Devlet desteği alamadığı durumda ise evlerini, dünkü yaşamlarını kaybetme tehlikesi yaşıyor.

RUSYA VE ÇİN’DE ÖNLEM: DEVLET BÜTÇESİ 

Rusya hükümeti, korona krizine karşı 3.6 milyar avro ayırdığını ve sürecin şirketlere tanınıcak diğer ayrıcalıklar ve kredi kolaylığıyla aşılabileceği açıklamasını yaptı. Süreci atlatmak için İşçi ve emekçilere dönük, özel bir ekonomik önlem paketi açıklanmadı.
Çin ekonomisi bugünden yarına önemli bir darbe yese de, Çin devleti ek ekonomik paketler açıklama yoluna gitmedi. Ağırlıklı olarak devlet denetimindeki şirketlerin, devlet kaynaklarıyla besleneceği tahmin edilmekte.

LİBERAL KAPİTALİST SİSTEM SONA GELDİ 

Dünya ölçüsünde açıklanan bütün bu önlem paketlerinde bankalar, kartel ve tekellere öncelik verilmekte. Bu durum global sermaye güçleri yararına da olsa, ulusal devlet bütçelerinden yapılan bir müdahale anlamına gelmektedir.
Devletlerin pandemi nedeniyle ekonomiye yaptıkları bu müdahaleler, 1970’li yıllarda başlamak üzere dünya genelinde egemen olan, liberal ekonomik politikalarda, sona gelindiğini ele vermekte.
Görünen o ki, devlet desteği ve garantisi olmadan, dünya ölçüsünde, kartel yada tekellerin, kendi başlarına ayakta durma imkanı azalmakta.

SARAY SALGINI FIRSATA ÇEVİRME PEŞİNDE 

Erdoğan iktidarı ise IMF ve Dünya Bankası pandemiden dolayı kredi vereceğini açıklayınca, o ana kadar “Biz de yok! “dediği virüs salgınının, Türkiye’de de olduğunu gıdım gıdım açıkladı.
Aynı anda, yandaş şirketleri ayakta tutabilmek için, 100 milyar liralık bir önlem paketi kararlaştırıldı.
Salgın haftalardır gündemde olmasına rağmen, gerekli tedbirler alınmadığından, bütün Türkiye’nin bir karantina vakası haline geldiğini söylemek yanlış olmaz.
Gelişmeler, önümüzdeki süreçte gelişecek iki işletme kolu olduğunu göstermekte. Bunlardan biri Virüsla ölenleri gömmek için kullanılan kireç sektörü, diğeri ise tabut üretimidir.

BOLSONARO, ERDOĞAN VE TRUMP AYNI HATTA YÜRÜYOR 

Pandemi koşullarında Türkiye, Brezilya ve ABD’de, birbirine benzer durum yaşanmakta. Her üç ülkenin krize yaklaşımı , önlem almamak olarak ortaklaşmakta. Salgın sıradanlaştırılarak Allahın takdirine bırakılmakta.
Brezilye devlet başkanı Bolsonaro’nun pandemiye ilişkin yaptığı açıklamalar ise, dudak uçuklatan cinsten. Sau Paulo belediyesinin koronavirüsü ile ilgili tedbirlerinin gereksizliğine değinerek, koronavirüsü salgını olmadığını bunun bir “Algı yönetimi” olduğunu iddia etti.
Bolsonaro, pandemi havasından çıkılıp, normal çalışma yaşamına geçilmesini talep etti.
Aynı tür açıklamalar, biraz daha yumuşatılarak ABD devlet başkanı Donald Trump’dan geldi. Trump, koronavirüsü krizine karşı aldıkları 1 trilyon dolarlık ekonomik paketi açıkladıktan sonra, bir an önce çalışma yaşamına geçilmesini umduklarını, ifade etti.
Ancak özellikle de New York’dan gelen görüntülerde, açık alanlarda morglar ve soğutma konteynerlerinin hazır bekletildiği görülmekte. Bu durum can kaybının yüksek olacağına işaret ettiği gibi, salgının halen yayılmaya devam ettiğini göstermekte.

SALGINA KARŞI AB DEĞİL ULUSAL TEDBİR KARARLARI İRADE KIRILMASI YARATTI 

ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Rusya ve Çin’in aldığı ekonomik önlemlere bakıldığında, devletlerin ekonomik güç ve borçlanma olanaklarına göre, ayakta kalabilecekleri ortaya çıkmakta.
Bu durum AB’nin ortak siyasi irade koyma olanağını giderek azaltacak bir unsurdur. Bu unsurlar ilerisi açısından AB’nin sonunu getirir mi, şimdiden bir şey söylemek mümkün değil.
Kendi başına ayakta kalamayacak avrupa devletleri, birkaç ay içinde Almanya, Fransa gibi ülkelerden yardımı gündeme getirebilir. Bu ihtiyaç durumu, AB’nin daha hızlı bir şekilde ortak askeri ve Politik bir merkeze dönüşmesine de yol açabilir.
Ancak, AB ülkelerinin evlerindeki yangını tek başına söndürmeye çalışmak zorunda kalması, ortak askeri, politik irade de kırılma yaratabilir.
Düne kadar ulusal parlamentoların yetkilerini, Avrupa parlamentosunda toplama çabası, artık herkesin kendi derdine düşmesiyle büyük yara almış oldu.
Ancak pandemiden sonra, kimin kiminle hangi düzeyde yürüyebileceğini, bugünden söylemek, mümkün görünmüyor.

SİSTEMİN İÇ SAVAŞI TIP ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLÜYOR 

Koruyucu ve kurtarıcı ilaçları kim denetimine alırsa, onun kazanacağı bir savaş durumundan söz etmek yanlış olmayacak.
Dünya Sağlık Örgütü‘nün pandemi açıklaması öncesinde Trump, koronavirüsüne karşı aşı geliştiren Roche firmasına teşekkür etti. Bu teşekkür akıllara, virüsü yenebilecek aşının bulunduğu ihtimalini gösterse de, açıklamalar tersi yönde.
Geçtiğimiz günlerde Almanya’da, aşı üzerinde çalışan doktorların, ABD tarafından satın alınma girişimi, ABD’nin geliştirilecek virüs aşısını, kendi tekeline almaya çalıştığını işaret etmekte. Bu Merkel tarafından “Almanya satılık değil !” tepkisiyle karşılandı.
Bu krizin ortaya çıkardığı diğer bir olgu ise, ister ABD merkezli batı ülkeleri, isterse Çin ve Rusya olsun, bütün ülkelerin sağlık alanında 50 yıldır ABD ambargosunda yaşamak zorunda kalan Küba’nın, eline su dökemediğidir.
Korona Virüsünün yenildiği bütün alanlarda, sosyalist Küba’nın izine rastlanmakta.

OLASI KİTLE HAREKETLERİNE KARŞI POLİSİYE TEDBİRLER YASALAŞIYOR 

Danimarka hükümeti, pandemi gerekçesiyle, polise zorla aşı yapma yetkisi verdi. Kişinin itirazının burda hiç bir hükmü bulunmamakta.
Bu tür politik kararlar, pandemi koşullarında çok masumane görünebilir. Ancak karar, kişi ve toplum iradesinin devlet kararları doğrultusunda ihlalini, yok sayılmasını beraberinde getirmektedir.
Alınan kararlar, pandemiden sağ kurtulanların, siyasal ve ekonomik olarak daha da yoksullaşmasını beraberinde getirecek.
Avrupa başta olmak üzere, şimdilik bir çok ülkede, kışla disiplini halklara kabullendirildi.
Herkes haklı olarak dışarıya çıkmama da gönüllü. Bu durum, pandeminin bir dönem sonra bitirilmesini sağlayabilir. Ancak çıkarılan yasaların kalacağı ve sermayenin pandemi sonrası ihtiyaçları doğrultusunda, kullanılacağı da diğer bir gerçek.
Her şeyden önce, azaltılan nüfusun ardından, sağlık gerekçesiyle polisiye önlemler giderek yaygınlaşma ihtimali göstermekte.
Öte yandan, şu an adeta şok durumunda olan milyarlarca işçi ve emekçi, kısa bir süre sonra bu şoktan uyanacaktır. Bu durum kitle hareketlerinde, 2018’den bu yana yaşayan kitleselliği de geride bırakarak, radikalleşme ihtimalini barındırmaktadır.
Şili’den başlayıp, Arjantin, Ekvador, Bolivya başta olmak üzere dünyaya yayılan kitle hareketleri, Sudan ve Lübnan’da hükümetleri devirmiş ve birçok ülkede hükümetlerin, ekonomik saldırı paketlerinin geri çekilmesini yol açmıştı.
Pandemi sırasında, yada sonunda ortaya çıkacak olan bir hareketlilik ise Kapitalist sistemin kaldırdığı taşı, ayağına düşürme ihtimalini yaratabilir.
Emekçi kitleler ilk fırsatta kitlesel bir başkaldırı ile yanıt vermediği sürece, krizin kazananı, şu anlık kaybedeni gibi görünse de sermaye olacaktır.
Bu sürecin ne kadar süreceğini kestirmek, bugün için zor zor görünüyor. Ancak sürecin süre ve gidişatını belirleyecek olan, kitle hareketinin sistem dışına çıkma beceri ve bilincini kazanıp kazanmaması olacaktır.

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak