PİRHA- Tarihçi Alişan Akpınar, Alevi toplumunun son dönemde yaşadığı tedirginliğin beş yüzyıllık bir tarihsel hafızanın devamı olduğunu, ancak bu haklı endişeyi dile getiren 53 Alevi aydının bildirgesinin Kürt siyasi hareketini doğrudan suçlayarak diyalog kapılarını kapattığını söyledi. Akpınar, devletin artık yeni bir Alevi politikasının olduğunu vurgulayarak, “devletin kendi tanımladığı Alevilik” üzerinden toplumu kontrol altına almaya çalıştığını belirtti.
Alevi kurumlarından son dönemde art arda gelen tedirginlik açıklamalarını ve 53 Alevi aydının yayınladığı bildirgeyi değerlendiren tarihçi Alişan Akpınar, konuya ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.
“ALEVİLER BİR TEDİRGİNLİK YAŞIYOR VE BU KONUDA YERDEN GÖĞE KADAR HAKLI”
Alevi toplumunun beş yüz yıldır ötekileştirilen, katledilen ve asimile edilmeye çalışılan bir topluluk olduğunu belirten Akpınar şöyle konuştu:
“Herkesin Alevi toplumunun tedirginliklerini anlaması lazım ve bu yerden göğe kadar haklı bir hassasiyet ve tedirginlik. Çünkü Alevi toplumu beş yüz yıldır zaten ötekileştirilen, katledilen, asimile edilmeye çalışılan bir topluluk. Bu sadece Osmanlı döneminde olmadı, Cumhuriyet döneminde de bu katliamlar ve asimilasyon devam ederek bugüne geldi.”
Bugün Alevi toplumu hakkında cezasız şekilde ötekileştirici sözler söylenebildiğine dikkat çeken Akpınar, “Siz aynı sözleri başka bir inanış için söyleseniz sabahın dördünde kapınızı kırar, alırlar sizi ama Alevileri ötekileştirmek serbest, hakaret etmek de serbest” ifadelerini kullandı.
“KÜRT MESELESİ BİTİNCE YENİ ÖTEKİ BİZ Mİ OLACAĞIZ?”
Akpınar, Alevilerin en temel endişelerinden birinin, barış sürecinden sonra Kürtlerin öteki olmaktan çıkarılıp yeni düşmanın kendileri olacağı korkusu olduğunu belirterek, “Çünkü bu tür rejimlerin, otoriter rejimlerin hep ötekiye, düşmana ihtiyacı var. Aleviler bu yüzden de tedirginler” dedi.
Koçgiri, Dersim, Çorum, Sivas ve Maraş’ın yanı sıra yakın zamanda Suriye’de yaşanan Alevi katliamına da değinen Akpınar, “Bu katliam olurken Avrupalı yöneticiler Şam’da Colani ile el sıkışıyorlardı aynı sırada katliam oluyordu. Buna kimse bir tepki göstermedi ve bugün Suriye’deki Alevilerin yeniden bir katliama uğramayacağının hiçbir garantisi yok” dedi.
“DEVLET ARTIK ALEVİLİĞİ KENDİ TANIMLIYOR”
Devletin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarak cemevlerini kendine bağlamaya çalıştığını belirten Akpınar, bunun devletin politika değişikliğine işaret ettiğini vurguladı.
2010’lara kadar devlet politikasının Alevileri Sünnileştirmek olduğunu ancak bu politikanın tam tersi bir etki yaratıp Alevi örgütlenmesini güçlendirdiğini söyleyen Akpınar, devletin şimdi farklı bir strateji izlediğini belirtti. Akpınar, “Batıni özünü kaybetmiş, Sünniliğin bir kolu gibi devlete bağlı bir tarikata dönüşün” mesajı verildiğini söyledi.
Bu çerçeveye uymayan Alevilerin marjinalleştirildiğini belirten Akpınar, “Devlet çok net söylüyor: Ya benim tanımladığım Alevilerden olursunuz hiçbir sözüm yok, Alevi olun. Ama benim tanımladığım Alevi olun. Eğer benim tanımladığım bir yola giderseniz, devletin Alevisi olmazsanız, sizi radikal Alevi, Ali’siz Alevi, Allahsız Alevi, sosyalist Alevi, Marksist Alevi gibi tanımlamalarla marjinalleştiririm” ifadelerini aktardı.
Yeni Şafak gazetesinin PKK’nin boşalttığı alanları “radikal Alevi örgütlerinin” doldurabileceği yönündeki yayınına da değinen Akpınar, “Bu ülkede sanki radikal Alevi örgütü varmış gibi böyle anlamsız ama çok net Alevileri hedefe koyan açıklamalar, haberler yapılıyor. Şimdi Aleviler nasıl tedirgin olmasınlar?” dedi.
“BU BİLDİRİ BİR DİYALOG ÇAĞRISI DEĞİL, ADETA BİR İHBAR METNİ”
53 Alevi aydının imzaladığı bildiriyi değerlendiren Akpınar, bildirinin Kürt siyasi hareketine diyalog çağrısı yapması halinde kendisinin de imza atabileceğini belirtti. Ancak bildirinin bunun yerine doğrudan bir suçlama içerdiğini vurgulayan Akpınar, “Bildiri, Kürt siyasi hareketinin eli kanlı, arkaik, Alevi karşıtı bir ittifakın içinde olduğunu, hatta bunu kendisinin teklif ettiğini söylüyor” dedi.
Bildirinin İmralı’nın etkisindeki bazı Alevi kurum ve aydınlarının bu ittifaka sessiz kaldığını ima ettiğini belirten Akpınar, bunun ciddi bir itham olduğunu ve somut kanıt gerektirdiğini söyledi.
Bildiride adı geçen “Kürt siyasi hareketinin yandaşı akademisyenlerin belgeleri çarpıttığı” iddiasına da değinen Akpınar, “Yani neredeyse ihbar etmişler. İmralı’nın etkisindeki Aleviler, Kürt siyasi hareketinin yanındaki akademisyenler… Bu ülkede Kürt siyasi hareketine yakın olmanın bedelini hepimiz biliyoruz. Kimsenin makam mevki peşinde koşup gidip tamamen Kürt siyasi hareketinin yandaşı olayım demeyeceğini herhalde herkes biliyordur. Bunu söylüyorsanız da ben bir Alevi olarak mesela merak ediyorum. Hangi belgeleri çarpıtmışlar? Ben de tarihçiyim, görmek isterim” dedi.
Bugün Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve Ezidilerin Orta Doğu’da ortak bir katliam riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Akpınar, bu toplulukların diyalog ve dayanışma içinde olması gerektiğini vurguladı.
Bildirgenin ise diyalog kurmak yerine baştan suçlayıcı bir dil kullanarak Alevi toplumuna dolaylı olarak “Kürtlerden uzak durun” mesajı verdiğini söyleyen Akpınar, “Bu kimin işine yarar? Elbette devletin işine yarar. Çünkü Türkiye’de Alevilerin yarısından fazlası Kürt Alevi ve devlet, Kürt Alevilerin Kürt siyasetiyle yakınlaşmasını istemiyor” dedi.
“DEM PARTİ’NİN ALEVİLERİN HAKLI TEDİRGİNLİKLERİNİ ANLAMASI LAZIM”
DEM Parti’nin bildirgeye verdiği tepkinin yeterince olumlu karşılanmadığına dikkat çeken Akpınar, Kürt siyasi hareketinin “biz aynı zamanda bir Alevi hareketiyiz” söyleminin samimi olduğuna inandığını ancak bu söylemin altının somut politikalarla doldurulamadığını belirtti.
Kürt hareketi içinde ayrı bir kadın hareketi yapılanması bulunduğunu ancak benzer şekilde Alevilere yönelik kurumsal bir yapının eksik olduğunu vurgulayan Akpınar, “Kürt siyasi hareketi içinde Alevilik bir alt motif gibi duruyor, oysa siyasi bir özne olarak durması lazım” dedi.
Otuz yıldır Kürt tarihini çalıştığını belirten Akpınar, “Ben bugüne kadar Kürt siyasi hareketinden Alevilere karşı bir tek olumsuz davranış duymadım, yani bunu da görmek lazım” dedi.
Akpınar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023’teki cumhurbaşkanlığı adaylığında Alevi kimliği nedeniyle ötekileştirildiğini ancak en yüksek oyu Diyarbakır ve Van’dan aldığını hatırlatarak Kürt siyasi tabanındaki sekülerleşmeye dikkat çekti.
TARİHSEL TARTIŞMA: İDRİS-İ BİTLİSİ MESELESİ
Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakının aslında bir tarih tartışması olduğunu ancak bunun güncel siyasete araç haline getirildiğini belirten Akpınar, “İdris-i Bitlisi gerçekten kimdi, Kürt mirleri üzerinde nasıl bir etkisi vardı, bu ittifak mezhebi mi stratejik mi bir ittifaktı? Bunları diyalog içinde, kaynaklara dayanarak tartışabiliriz” dedi.
Ancak bu tartışmanın karşılıklı suçlamalarla değil, akademik bir zeminde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Akpınar, yeni dönemin eşit yurttaşlık ve demokrasi mücadelesi dönemi olduğunu, Alevilerin, Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
“Alevilerin ötekileştirilme endişesi gerçek ve haklı. Kürt siyasi hareketinin bunu görmesi, Alevi toplumuyla iletişim kanallarını güçlendirmesi gerekiyor. Ama Alevi aydınlarının da sorumlu bir dille hareket etmesi, diyalog kapılarını kapatmaması lazım” diyerek konuşmasını tamamladı.
Fırat ALTINTAŞ/PİRHA

Yoruma kapalı.