Alevi Haber Ajansi

Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Eraslan: Devletin kendi Alevilik yorumu eşitsizliği derinleştirecek – VİDEO

PİRHA – Aleviliğin devlet eliyle şekillendirilmek istendiğine vurgu yapan İzmir Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Filiz Eraslan, “Mevcut eşitsizliğin üzerine bir de devletin kendi Alevilik yorumunu oluşturup bunu topluma aktarmaya çalışması, eşitsizliği daha da derinleştirecektir. Okullarda Aleviliği devletin belirlediği bir anlayışla tanımlamak yerine bu konudaki eğitim ve öğretim faaliyetlerinin cemevlerine bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Aleviliği en doğru biçimde kendi kurumları ve temsilcileri aktarabilir”dedi. 

Zorunlu din derslerini ve MEB’in “Dini ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında Alevilik-Bektaşilik dersleri vermesini İzmir Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Filiz Eraslan ile konuştuk.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzun süredir iktidarın ideolojisini eğitim sisteminin temel hedefi haline getirmeye çalıştığını belirten Eraslan, bu doğrultuda müfredatlarda ve ders içeriklerinde çeşitli düzenlemeler yaptığını ve eğitim sistemini iktidarın ideolojisiyle paralel biçimde şekillendirilmeye çalıştığının altını çizdi.

Uzun süredir devam eden bir uygulama olduğunu ve bu nedenle eğitimde gerekli tarafsızlığın sağlanıp sağlanmadığı ciddi biçimde sorgulandığını kaydeden Filiz Eraslan, “Aynı zamanda devletin çocuklar üzerinden kendi inançlarını dayatmasını ya da çocukların inançlı veya inançsız olma tercihlerine müdahale etmesini son derece sakıncalı buluyorum” diye konuştu.

“DEVLET YÜZ YILDIR TEL DİN TEK MEZHEP ANLAYIŞINI BENİMSETMEYE ÇALIŞIYOR”

Devletin yüz yıldır kendi ideolojisi doğrultusunda tek din ve tek mezhep anlayışını benimsetmeye çalıştığını belirten Eraslan, bu doğrultuda kendi istediği bir Sünni inancını yarattığını ve oluşturduğu bu inanç ve anlayışını yeni müfredatlar aracılığıyla sürdürmeye çalıştığını söyledi.

Eraslan, iktidarın kendi ideolojisine göre bir çerçeve oluşturduğunu ve bu çerçeveyi bütün eğitim müfredatına yerleştirmeyi hedeflediğinin altını çizerek bunu nasıl yaptığını söyle sıraladı:

“Zorunlu din dersleriyle, seçmeli dersleri fiilen zorunlu hale getirerek yapıyor. Son yıllarda seçmeli din derslerinin sayısı yeterli görülmediği için farklı uygulamalar devreye sokuluyor ve seçmeli dersler de fiilen zorunlu din derslerine dönüştürülüyor. Bunun yanı sıra çeşitli kurumlarla protokoller imzalanıyor ve din eğitimiyle ilgili faaliyetler yaygınlaştırılıyor. ÇEDES adı altında da bu yönde çeşitli uygulamalar ve etkinlikler gerçekleştiriliyor. Bütün bunların temelinde çocukların zihnine nasıl girileceği, onlara bu ideolojinin nasıl benimsetileceği anlayışı bulunuyor.”

“DEVLET ALEVİLİĞİ BİR YERE SIKIŞTIRMAK İSTİYOR”

Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yapılan çalışmalar ortadayken şimdi de MEB’in “Dini ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında Alevilik-Bektaşilik derslerinin verilmesiyle Aleviliğin devlet eliyle şekillendirilmek istendiğine vurgu yapan Filiz Eraslan, şunları söyledi:

“Öncelikle Alevi-Bektaşi Başkanlığı yapılanması kendi anlayışları doğrultusunda oluşturuldu. Bunun için 2022 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Bu yapılanmayla birlikte, tıpkı Sünni inancında olduğu gibi, devletin kendi Alevilik anlayışını oluşturması veya Aleviliği bir yere sıkıştırmak için çalışmalar başlattı.”

“İDEOLOJİLERİN AKTARILMASINDA EN ÖNEMLİ ARAÇLARDAN BİRİ EĞİTİMDİR”

İdeolojilerin topluma aktarılmasında en önemli araçlardan birinin eğitim olduğunu belirten Eraslan, bu kapsamda Alevi-Bektaşi eğitimleriyle ilgili yeni bir çalışma yürütülerek, Halk Eğitim Merkezleri aracılığıyla ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ kapsamında 12 modüllük bir eğitim programı hazırlandığını söyledi.

Eraslan, “Bu modüllerin sekizi yetişkinlere, dördü ise 13 yaş altındaki çocuklara yönelik tasarlanmış. Program kapsamında toplamda yaklaşık 900 saatlik eğitim öngörülüyor. Bunun 125 saati çocuklara, 700 saatin üzerindeki bölümü ise yetişkinlere yönelik. Öncelikle şunu belirtmek isterim: Sendika olarak Aleviliğin öğretilmesine, bu konuda bilgi verilmesine veya Aleviliğin eğitim alanında görünür kılınmasına karşı değiliz. Aksine, Aleviliğin eğitim alanında yer bulmasını önemsiyoruz. Ancak burada asıl önemli olan, bu eğitimin kim tarafından ve hangi anlayışla verileceğidir. Ayrıca hazırlanan içeriklerin hangi kaynaklara dayandığı, bilgilerin nereden alındığı ve programın kimler tarafından oluşturulduğu konusunda kamuoyu yeterince bilgilendirilmiş değil. Bu durum bizde ciddi kaygılar yaratıyor” diye konuştu.

“DEVLET İNANÇLARA TARAFSIZ OLMALI”

MEB’ın bu uygulamasını laiklik ilkesi açısından da sakıncalı bulduklarını belirten Eraslan, “Laik eğitimin temel kırmızı çizgisi, devletin herhangi bir dini veya inancı esas alarak eğitim politikası oluşturamamasıdır. Eğitim; her dine, her inanca ve hatta inançsızlığa eşit mesafede durmalı, tarafsız olmalıdır. Devlet, herhangi bir inancı kendi anlayışına göre şekillendirerek eğitim yoluyla aktarmaya çalışmamalıdır. Burada tarafsızlık ilkesi de ciddi biçimde tartışmalıdır. Devletin bütün inançlara eşit mesafede durması gerekir. Oysa zaten bu eşitliğin sağlanmadığını biliyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı ve ona ayrılan bütçe ortada. Mevcut eşitsizliğin üzerine bir de devletin kendi Alevilik yorumunu oluşturup bunu topluma aktarmaya çalışması, eşitsizliği daha da derinleştirecektir” ifadelerine yer verdi.

“BU PROGRAM HAZIRLANIRKEN KİMLERE DANIŞILDI?”

Aleviliğin devlet eliyle yeniden tanımlanmaya ve belirli bir çerçeveye sıkıştırılmaya çalışıldığını söyleyen Filiz Eraslan,  “Bu program hazırlanırken kimlere danışıldı? Hangi akademisyenlerden görüş alındı? Hangi Alevi inanç önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının veya ilgili kurumların görüşlerine başvuruldu? Program hangi bilimsel kaynaklara dayanıyor?” sorularını yönelterek, kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediğini söyledi.

Programın bir başka önemli boyutunun ise eğitici yetiştirilmesi olduğunu söyleyen Eraslan, “Yaklaşık 900 saatlik eğitimi tamamlayan kişilerin, 40 saatlik bir eğitim sonrasında ders verme yetkisine sahip usta öğreticiler olarak görevlendirilmesi öngörülüyor. Peki, bu öğreticileri kim seçecek? Hangi yeterliliklere göre belirlenecekler? Aleviliği hangi yorum ve anlayış çerçevesinde anlatacaklar? Pedagojik ve bilimsel yeterlilikleri nasıl değerlendirilecek? Bütün bu sorular yanıtlanmış değil. Alevilik gibi çok hassas ve farklı yorumları bulunan bir inancın, yeterlilikleri ve seçilme ölçütleri belirsiz kişilerin eline bırakılmasını tehlikeli buluyoruz. Bu konuda ciddi kaygılarımız var” şeklinde konuştu.

“ALEVİLİĞİ EN DOĞRU KENDİ TEMSİLCİLERİ AKTARIR”

Devletin bütün inançlara eşit mesafede durması gerektiğini kaydeden Eraslan, “Devletin bu konuda yapması gereken, Alevilerin taleplerini karşılamaktır. Öncelikle cemevlerinin tanınması gerekiyor. İkinci olarak, okullarda Aleviliği devletin belirlediği bir anlayışla tanımlamak yerine bu konudaki eğitim ve öğretim faaliyetlerinin cemevlerine bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Aleviliği en doğru biçimde, bu inancın kendi kurumları ve temsilcileri aktarabilir” dedi.

Alevi yurttaşların eşit yurttaşlar olarak tanınması ve haklarının güvence altına alınması gerektiğini ve devletin bu yönde adımlar atması samimi olduğunu göstereceğini belirten Eraslan, laik, demokratik, bilimsel ve ana dilinde eğitimi savunmaya devam edeceklerini söyledi.

Semra ACAR/İZMİR

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.