Alevi Haber Ajansi

Alevilerin siyasal özne olma mücadelesi tartışıldı: Kendi adımıza konuşursak var olabiliriz-VİDEO

PİRHA – “Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli 5. İstanbul Buluşması” kapsamında düzenlenen panelde, Alevilerin siyasal alandaki konumu, eşit yurttaşlık mücadelesi ve Alevi hareketinin örgütlenme deneyimleri ele alındı. Doç. Dr. Doğan Çetinkaya, Cumhuriyet tarihi boyunca Sünni İslam politikalarının sürdürüldüğünü belirtirken, Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan, laiklik mücadelesinin devletin tanımına bırakılmasını eleştirdi. Doç. Dr. Cemal Salman ise Alevilerin kendi adlarına söz üretmesinin önemine dikkat çekerek, barış süreciyle birlikte demokratikleşme olanaklarının genişlemesi temennisinde bulundu.

“Serçeşme Hünkâr Hacı Bektaş Veli 5. İstanbul Buluşması” kapsamında İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda “Yurttaşlık, Öznelik, Müzakere: Aleviler Siyasi Gündemin Neresinde?” başlıklı panel gerçekleştirildi.

Panelde, “Bir Siyasal Özne Olarak Aleviler ve Alevi Hareketi Adına Kim Konuşuyor, Kim Adına Konuşuyor?” sorusu üzerinden Alevilerin siyasal temsili, modernleşme politikaları, laiklik, yurttaşlık ve örgütlü mücadele deneyimleri tartışıldı.

Panele konuşmacı olarak Doç. Dr. Doğan Çetinkaya, Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan ve Doç. Dr. Cemal Salman katıldı.

ÇETİNKAYA: CUMHURİYET BOYUNCA SÜNNİ İSLAM POLİTİKASI İZLENDİ

Panelin ilk konuşmacısı Doç. Dr. Doğan Çetinkaya, Türkiye’deki modernleşme anlayışını tarihsel gelişimi üzerinden değerlendirdi.

Modernleşmenin, dinin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin azaldığı ve kamusal alanın sekülerleştiği bir süreç olarak anlatılmasını eleştiren Çetinkaya, geleneksel toplumdan modern topluma geçişe ilişkin bu yaklaşımın tarihsel gerçeklikle örtüşmediğini savundu.

Tanzimat döneminden itibaren devlet eliyle yürütülen modernleşme politikalarına değinen Çetinkaya, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine taşıma iddiasındaki yönetici kesimlerin tarafsız bir konumda bulunmadığını, belirli toplumsal ve siyasal çıkarları temsil ettiğini ifade etti.

Cumhuriyet döneminde de bu anlayışın sürdüğünü belirten Çetinkaya, bugüne kadar görev yapan hükümetlerin Sünni İslam merkezli politikalar izlediğini söyledi.

Millet ve ulus kimliğinin tanımlanmasında dinin belirleyici rolüne dikkat çeken Çetinkaya, Türkçülük anlayışının da dini aidiyet üzerinden şekillendirildiğini savundu.

Çetinkaya, bu duruma örnek olarak Hristiyan olan Gagavuz Türklerinin Türkiye’ye davet edilmemesini, buna karşılık Bulgaristan’daki Müslüman Türklerin kabul edilmesini gösterdi.

ÖZTAN: YURTTAŞLAR KARAR ALMA SÜREÇLERİNİN DIŞINDA BIRAKILDI

Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan ise erken Cumhuriyet dönemindeki yurttaşlık anlayışını ve laiklik politikalarını değerlendirdi.

Erken Cumhuriyet’in cumhuriyetçi yurttaşlık anlayışında bireylerin haklarından çok kamusal yükümlülüklerinin öne çıktığını belirten Öztan, yurttaşların ortak çıkara katkı sundukları ölçüde kamusal yaşamın parçası olarak kabul edildiğini ifade etti.

Ancak bu anlayışın yurttaşların özgürleşmesini sağlayamadığını belirten Öztan, bunun temel nedenlerinden birinin yurttaşların karar alma mekanizmalarının dışında tutulması olduğunu söyledi.

Türkiye’de eşit yurttaşlık mücadelesinin önemli başlıklarından biri olan laikliğin, toplumun demokratik talepleri üzerinden geliştirilmek yerine devletin, ordunun ve sivil bürokrasinin tanımına bırakıldığını dile getiren Öztan, bu durumun laiklik anlayışını olumsuz etkilediğini kaydetti.

Öztan, 2000’li yılların başında laiklik kavramının 28 Şubat süreciyle özdeşleştirildiğini, bu nedenle insanların laiklikten söz etmekten çekinir hâle geldiğini belirtti.

Devletin eşit yurttaşlık açısından önemli bir ilke olan laikliği toplumsal huzuru bozacak biçimde kullandığını ifade eden Öztan, laiklik mücadelesinin devlet merkezli bir anlayışa terk edilmesini eleştirdi.

SALMAN: ALEVİ HAREKETİNİN EN ÖNEMLİ KAZANIMI KENDİ ADINA SÖZ ÜRETMESİ

Panelin son konuşmacısı Doç. Dr. Cemal Salman, Alevilerin siyasal özne olma mücadelesini ve Alevi hareketinin tarihsel gelişimini ele aldı.

Alevilerin yalnızca örgütlü siyasal alanlarda değil, evlerinde, işyerlerinde, akademide ve kültürel yaşamda da siyasal özne olarak var olduklarını belirten Salman, bu farkındalığın siyasal mücadeleye yansıtılması gerektiğini söyledi.

1980’li yıllardan itibaren gelişen Alevi hareketinin temel yönelimlerinden birinin kendi adına konuşma ve taleplerini doğrudan ifade etme iradesi olduğunu vurgulayan Salman, “Biz kendi adımıza konuşursak ancak var olabileceğiz” anlayışının önemine dikkat çekti.

2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Katliamı’nın ardından Alevilerin kendiliğinden sokağa çıkarak tepki gösterdiğini hatırlatan Salman, bu toplumsal tepkinin zaman içerisinde örgütlü bir mücadeleye dönüştüğünü anlattı.

Salman, yaklaşık 30 yıllık Alevi hareketinin önemli kazanımlarından birinin, Alevilerin taleplerini kendi adlarına dile getirmesi ve kamusal alanda varlıklarını görünür kılacak somut mekânlar oluşturması olduğunu belirtti.

“ALEVİLER DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNİN PARÇASI OLMALI”

Konuşmasının sonunda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Salman, sürecin Türkiye’de demokratikleşme olanaklarını genişletmesi yönündeki beklentisini dile getirdi.

Demokratikleşmenin bütün alanlara yayılmasını temenni eden Salman, Alevilerin de bu gelişmeler karşısında kendi sözlerini ve taleplerini ortaya koyan siyasal özneler olarak hareket etmesinin önemini vurguladı.

Salman, Alevilerin demokratikleşme sürecine “Biz bunun parçasıyız” diyerek katılabilmesi gerektiğini ifade etti.

PİRHA/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.