Alevi Haber Ajansi

Kaldıraç Hareketi’nden Selçuk: Uyuşturucu ve çeteleşmeyle mücadelede toplumsal koşullar değişmeli – VİDEO

PİRHA – Kaldıraç Hareketi İzmir Temsilcisi Koralp Selçuk, uyuşturucu kullanımı, çeteleşme ve şiddetin ekonomik kriz, yoksulluk ve geleceksizlikten bağımsız ele alınamayacağını söyledi. Gençlerin damgalanması yerine sorunları doğuran koşulların değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Selçuk, mahallelerde dayanışmayı ve örgütlü mücadeleyi güçlendirme çağrısı yaptı.

Kaldıraç Hareketi İzmir Temsilcisi Koralp Selçuk, derinleşen ekonomik krizin toplumsal etkilerini, uyuşturucuyla mücadele politikalarını ve yoksul mahallelerde örgütlenmenin önemini değerlendirdi. Selçuk, uyuşturucu kullanımı ve çeteleşme gibi sorunların yalnızca bireysel tercihler üzerinden açıklanamayacağını belirterek, bu sorunları ortaya çıkaran ekonomik ve toplumsal koşullara dikkat çekti.

“HER TOPLUMSAL OLGUNUN YAŞAM KOŞULLARIYLA DOĞRUDAN BİR BAĞI OLUYOR”

Toplumda yaşanan sorunları birbirinden bağımsız ve tekil olaylar olarak ele almadıklarını belirten Selçuk, her toplumsal olgunun insanların yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Selçuk, “Dolayısıyla günümüz toplumunda yaşanan sorunları, mevcut sistemin ve bu sistemin insanlara dayattığı burjuva ekonomisinin yarattığı koşullardan bağımsız düşünemeyiz” dedi.

Bu sorunların başında yoksullaşmanın geldiğini ifade eden Selçuk, geçimini sağlama ve gündelik ihtiyaçlarını karşılama kaygısının insanları kısa yoldan para kazanma ya da mevcut koşullardan bir an önce kurtulma arayışına itebildiğini belirtti.

Yoksul mahallelerde kumarın, uyuşturucu kullanımının ve çeşitli yasa dışı faaliyetlerin yaygınlaşmasını toplumsal sıkışmışlıkla ilişkilendiren Selçuk, şöyle konuştu:

“İnsanlar bir yandan ekonomik koşullardan kurtulmanın yollarını ararken diğer yandan yaşadıkları gerçeklikten uzaklaşmak için uyuşturucuya yönelebiliyor. Suç olgusu da benzer toplumsal koşullar içerisinde kendisini gösteriyor.”

Bu koşullarda biriken öfkenin de değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Selçuk, insanların yaşadıkları sorunların nedenlerini sistemle ilişkilendiremediklerinde öfkelerini birbirlerine yöneltebildiklerini ifade etti. Selçuk, kadına yönelik şiddetin, aile içi şiddetin ve gençler arasındaki şiddet eğilimlerinin de bu toplumsal koşullarla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.

Toplumsal sorunları yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değerlendirmenin, bu davranışları şekillendiren nedenleri görünmez kıldığını vurgulayan Selçuk, şunları söyledi:

“Böyle bir yaklaşım, toplumsal gerçekliği görmezden gelerek bütün sorumluluğu bireye yükleyen, bireyi suçlayan ve onu yaşadığı koşullardan bağımsız değerlendiren bir anlayışa dönüşür. Oysa bireysel tercihler olarak gördüğümüz pek çok davranışın arkasında, o tercihleri şekillendiren toplumsal nedenler bulunuyor. Bu nedenle sorunun kaynağını yalnızca bireylerin davranışlarında değil, ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik ve geleceksizlik gibi yapısal etkenlerde aramak gerekiyor.”

GENÇLERİN GELECEK BEKLENTİSİ ZAYIFLIYOR

Artan işsizliğin gençler üzerindeki psikolojik ve toplumsal etkilerine dikkat çeken Selçuk, bağımsız bir yaşam kurmak ve kendini gerçekleştirmek isteyen gençlerin, özellikle yoksul mahallelerde ağır engellerle karşılaştığını söyledi.

Geleceksizlik duygusunun yalnızca bu mahallelerle sınırlı kalmadığını belirten Selçuk, üniversite öğrencilerinin gelecek beklentilerinin zayıfladığı, orta sınıfın daraldığı ve emeklilerin de ekonomik güvenceden yoksun kaldığı bir dönemden geçildiğini ifade etti.

Selçuk, “Toplumun geniş kesimlerinin ekonomik güvenceden yoksun kaldığı bu koşullar, yoksul mahallelerde daha yoğun ve görünür sonuçlar doğuruyor. Ekonomik ve toplumsal sorunlar, bu mahallelerde şiddet, suç ve uyuşturucu kullanımı gibi olgular üzerinden daha belirgin biçimde açığa çıkabiliyor” dedi.

MEDYADA SUNULAN YAŞAM MODELLERİ

Medya ve sosyal medya aracılığıyla sunulan yaşam modellerinin de bu süreci derinleştirdiğini belirten Selçuk, televizyon dizilerinde büyük servetlerin, gösterişli hayatların ve mafyatik ilişkilerin öne çıkarıldığını söyledi.

Gençlere sürekli zenginlik ve tüketim üzerinden bir başarı anlayışının sunulduğunu ifade eden Selçuk, buna karşılık gençlerin bu yaşamı kurabilecek ekonomik ve toplumsal olanaklardan yoksun bırakıldığını vurguladı.

Selçuk, “Arkadaşlarıyla bir araya gelmek, sosyal ilişkilerini geliştirmek, kendisini ifade etmek ve toplumsal yaşamın bir parçası olmak için bile yeterli olanaklara sahip olamayan gençler, kendi yaşamlarına yabancılaşabiliyor” dedi.

Bu çelişkinin gençlerde öfkeyi büyütebildiğini belirten Selçuk, söz konusu öfkenin kimi zaman çeteleşme, kimi zaman da yaşanan gerçeklikten uzaklaşmak amacıyla uyuşturucuya yönelme biçiminde ortaya çıkabildiğini ifade etti.

“ASIL ÜZERİNDE DURMAMIZ GEREKEN, DENETİMİN YÖNÜ VE İŞLEYİŞİDİR”

Uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca denetim eksikliği üzerinden tartışmanın yeterli olmadığını söyleyen Selçuk, denetimin hangi alanlara yöneldiğinin ve kimin çıkarları doğrultusunda işlediğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.

Sanatçıların, medya mensuplarının, sporcuların ve iş insanlarının uyuşturucu soruşturmalarıyla gündeme gelmesine değinen Selçuk, operasyonların varlığının tek başına sorunun toplumsal nedenleriyle mücadele edildiği anlamına gelmediğini söyledi.

Selçuk, şöyle devam etti:

“Uyuşturucu kullanımıyla mücadele etmek, yalnızca belirli kişileri soruşturmak ya da suç ağlarına müdahale etmekle sınırlı tutulamaz. Bu sorunu üreten yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik ve toplumsal dışlanma gibi koşullar da tartışmanın merkezinde olmalıdır. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz durumu basitçe bir denetimsizlik meselesi olarak tanımlamak doğru değil. Asıl üzerinde durmamız gereken, denetimin yönü ve işleyişidir.”

Ekonomik büyüme verilerinin toplumun bütün kesimlerinin refahının aynı ölçüde arttığını göstermediğini vurgulayan Selçuk, sermaye kesimleri zenginleşirken işçi sınıfının ve dar gelirlilerin yoksullaştığını söyledi. Selçuk, denetim mekanizmalarının da sermaye ilişkilerinden ve mevcut iktidar yapısından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti.

GENÇLERİ DAMGALAMAK YERİNE SORUNLARIN NEDENLERİ ANLAŞILMALI

İktidarın yoksul mahallelerde ortaya çıkan toplumsal dinamikleri kontrol altında tutmaya yöneldiğini ifade eden Selçuk, geçmişte devrimci mücadelenin ve dayanışmanın öne çıktığı bazı mahallelerde uyuşturucunun ve yasa dışı faaliyetlerin daha görünür hale geldiğini belirtti.

Toplumsal çözülmenin mevcut düzenin sürdürülmesiyle ilişkisi içinde de incelenmesi gerektiğini söyleyen Selçuk, “Yoksul mahallelerde dayanışmanın ve kolektif mücadelenin zayıflaması, insanların birbirleriyle ve yaşadıkları toplumla bağlarının kopması, bu sürecin önemli bir parçasıdır” dedi.

Özellikle yoksul mahallelerde yaşayan gençlerin damgalanarak toplumun dışına itilmesine karşı çıkan Selçuk, sorunların nedenlerinin anlaşılması ve bu nedenlere yönelik çözümler geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“KRİZİ AŞMANIN YOLU BİRLİKTE ÇÖZÜM ÜRETMEKTEN GEÇİYOR”

Yaşanan krizin bireylerin tek başlarına aşabilecekleri bir sorun olmadığını ifade eden Selçuk, işçileri, gençleri, kadınları, emeklileri ve toplumun diğer ezilen kesimlerini etkileyen yapısal bir sorunla karşı karşıya olunduğunu söyledi.

Mahallelerdeki yöre dernekleri, kadın dernekleri ve kadın platformları aracılığıyla bir araya gelmenin önemine dikkat çeken Selçuk, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik, şiddet ve uyuşturucu gibi sorunlarla mücadele etmek, yalnızca bireysel davranışları değiştirmeye yönelik çabalarla mümkün değil. Bu sorunları üreten toplumsal koşulları değiştirmek ve insanların yaşamlarını birlikte dönüştürebilecekleri örgütlü yapılar oluşturmak gerekiyor. İçinde bulunduğumuz krizi aşmanın yolu, işçi sınıfının bütün bileşenlerinin ve toplumun ezilen kesimlerinin bir araya gelmesinden, örgütlenmesinden ve birlikte çözüm üretmesinden geçiyor.”

Semra ACAR/İZMİR

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.