Alevi Haber Ajansi

Dilek Başalan: Barış süreci toplumsal zemine inmeden kadın cinayetleri bitmez-VİDEO

PİRHA- Kadın Zamanı Derneği Başkanı Dilek Başalan, neredeyse iki yıldır süren Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kadınlara yansıyan somut bir adım olmadığını söyleyerek, “Siyasal bir değişimin evresindeyiz, fakat toplumu da siyasallaştırmamız, politikleştirmemiz gerekiyor. Kadına karşı bakışın değişmesi ve artık erkeklerin kendini sorgulaması gerekiyor” dedi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlar açısından ne ifade ettiği tartışılırken, Kadın Zamanı Derneği Başkanı Dilek Başalan, ajansımıza değerledirmede bulundu.

“SOMUT BİR ADIM YANSIMADIĞI İÇİN TEKRARA DÜŞÜYORUZ”

İki yıllık dönemde adımların atılmadığı eleştirinde bulunan Başalan, şöyle konuştu: “Neredeyse iki yıl olacak bir süreç içerisindeyiz. Fakat bizlere yansıyan somut bir adım olmadığı için biraz tekrara düşen bir durum söz konusu. Çatışmalı dönemlerde en çok etkilenen bizlerdik. Sokağa çıkamadık, kadın cinayetleri arttı, özel savaş politikaları çok derinleşti. Özel savaş politikalarıyla birlikte kadın kırımının daha da arttığını gördük.”

Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’ı hatırlatan Başalan, bunların çatışmalı süreçlerin dışında tutulabilecek olaylar olmadığını belirtirken süreçle birlikte söz kurma alanlarının genişlediğini ifade etti.

“SİLAHLAR BIRAKILDI, KADIN CİNAYETLERİ SÜRÜYOR”

Süreçle yaşanan çelişkilere dikkat çeken Başalan, “Çok hızlı ilerleyen bir süreç mi yaşıyoruz? Hayır yaşamıyoruz. PKK’nin silah bırakıp kendini feshetmesiyle birlikte demokratik bir coğrafya inşa etmeye çalışıyoruz. Çatışmalı dönem bitti. Peki kadın cinayetlerinde bir düşüş var mı? Hayır. Eylül ayı içerisinde 28 kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğünü gördük. Demek ki bir düşüş yok, daha da artan bir şey var” dedi.

Devletin “aile yılı” ilan ettiği bir dönemde kadınların en çok aile içinde öldürüldüğünü hatırlatan Başalan, şunları söyledi: “Erkek şiddetinin bu kadar kurumsallaştığı, üniformalı şiddetin bu kadar göz önünde olduğu bir dönemde bizim için devamlı bir direniş halinde olmak, hesap sormak, yargı mekanizmasını harekete geçirmek için eylem halinde olmak gerekiyor. Çatışmalı dönemlerde bizler yaptığımız her çalışmada, her faaliyette artan kadın hareketi de terörize edildi, hakkımızda davalar açıldı. Hala devam eden davalarımız var. Yani bir yanda bir direnişi örgütlerken, bir yandan kadın kırımını durdurmaya çalışırken, bir yandan, mücadele eden kadınlar olarak yargı taciziyle karşı karşıya kalıyoruz.”

“SÜREÇ TOPLUMSAL ZEMİNDE DE KENDİNİ İNŞA ETMELİ”

Dilek Başalan, Barış Süreci’nin yalnızca siyasal düzeyde kalmaması gerektiğini vurgulayarak, “Bu sürecin sadece siyasal zeminde değil toplumsal zeminde de kendini inşa etmesi gerekiyor. Kadınlara karşı kanıksanmış bir şey var. Bir kadın katledildiğinde çok kolay ‘intihar etti’ diyebiliyoruz. İntihar denilip üstünün kapatılması örneğini birçok olayda gördük. Rojwelat Kızmaz Batman’da intihar etti dendi. Biz inanıyoruz ki aslında bu da intihar değildi. Gülistan’ın yaşadıklarına tanıklık etmişti ve çok ağır gelen bir süreç geçirdi. Bunların hepsi aslında birbiriyle örtüşen şeyler. Bu bakımdan toplumsal bir değişime ihtiyacımız var” diye belirtti.

Başalan, değişimin yolunu ise şöyle tarif etti: “Siyasal bir değişimin evresindeyiz, fakat toplumu da siyasallaştırmamız, politikleştirmemiz gerekiyor. Kadına karşı bakışın değişmesi ve artık erkeklerin kendini sorgulaması gerekiyor.”

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da erkeklerin kadın cinayetlerine karşı yaptığı yürüyüşü örnek gösteren Başalan, “Erkekler kadın cinayetlerinden utandıklarını, failin devamlı erkekler olduğunu dile getirdi. Bunun yaygınlaşması gerekiyor. Sadece bizler sokakta olmamalıyız. Toplumsal değişim ve dönüşüm, erkeklerin kendini sorgulamasıyla olacaktır. Ancak zihinsel dönüşümle bunun önüne geçebiliriz” ifadelerini kullandı.

“BU SORUMLULUK SADECE KADINLARA BIRAKILMAMALI”

Kadın hareketinin sürecin öznesi ve öncüsü olması gerektiğini de kaydeden Başalan, “Bu bize yük de bindiriyor, biliyoruz. Ama hep kadınların katledildiği bir coğrafyada yaşıyorsak bunun öncüsü ve öznesi olmak zorundayız” dedi.

Ağustos’ta Meclis’te oylanan çerçeve yasanın uygulanmadığının altını çizen Başalan, “Tahliye olanlar oldu mu? Olmadı. Cezaevlerinde hâlâ hak ihlalleri var mı? Var. Ankara’da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde nöbetler başladı, Diyarbakır’da da kadınlar her salı adalet nöbetine çıkıyor. Bunları yapıyorsak demek ki ilerlemeyen bir süreç var” diye konuştu.

“GÜVENSİZ ALANLARI HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDEREK GÜVENLİ HALE GETİREBİLİRİZ”

Nöbetlerin yaşam alanlarının her yerine taşınması gerektiğini belirten Başalan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün ben hayatta olabilirim ama yarın ne olacağını bilmiyoruz. Hangi kadın arkadaşımızın yargı taciziyle karşı karşıya kalacağını ya da bir kadının katledilmeyeceğini bilmiyoruz. Özel savaş politikası sadece Kürdistan’da var olan bir şey değil. Kürdistan çok ağır bedellerini ödedi ama bugün her yerde özel savaş politikası var. Sanal medyanın Kürt kadınlara saldırısı bu politikanın bir yansıması. Kadınlar için üniversiteler güvensiz, sokak güvensiz, aile içi topyekûn güvensiz. Bu güvensiz alanları hem kendinizi değiştirip dönüştürerek, mücadelenin bir parçası kılarak hem de bizimle birlikte yol yürüyebilecek herkesi bu sözün bir parçası haline getirerek aşmak gerekir. Kadın hareketinin özne ve öncü olduğu yerde bütün toplumsal kesimlerin de özne ve öncü olması gerekiyor.”

Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.