Alevi Haber Ajansi

10 Ekim tanığı Hasan Alkan: Vücudumdaki şarapnel duruyor asıl yara yüreğimizde-VİDEO

PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ndan eşiyle birlikte yaralı kurtulan eski EMEP Antalya İl Başkanı Hasan Alkan, katliamın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen yaşadığı acının ve travmanın devam ettiğini söyledi. Vücudundaki bomba parçalarının hala çıkarılamadığını belirten Alkan, “Vücudumuzda bıraktığı derin yaralar, göğsümdeki şarapnel parçasını çıkarmak problem değil. Asıl problem yüreğimdeki acı” dedi. Katliamın bütün sorumlularının yargılanmasını isteyen Alkan, “Bizleri katliamlarla elbette canımızı yaktılar ama geçmişten bugüne hiçbir zaman susturamadılar, durduramadılar” ifadelerini kullandı.

10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı önünde düzenlenmesi planlanan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için bir araya gelenlere yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırı, Türkiye tarihinin en ağır katliamlarından biri olarak hafızalara kazındı. Katliamda 103 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın 11. yılında yaşamını yitirenlerin yakınları ve saldırıdan sağ kurtulanların adalet mücadelesi sürüyor.

Katliamdan eşiyle birlikte yaralı kurtulan eski Emek Partisi (EMEP) Antalya İl Başkanı Hasan Alkan, 10 Ekim’de yaşadıklarını, katliamın hayatında bıraktığı izleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

Katliamın yaşandığı dönemde Türkiye’de savaş ve çatışma ortamının hakim olduğunu belirten Alkan, bugünkü barış süreciyle o dönem arasında benzerlikler bulunduğunu söyledi.

Alkan, emek, barış ve demokrasi güçlerinin savaş politikalarına karşı bir araya gelerek Ankara’da dönemin en büyük mitinglerinden birini düzenlemeye hazırlandığını hatırlattı.

“BİR AYLIK EVLİYDİM, EŞİMLE BİRLİKTE GİTMİŞTİM”

10 Ekim’in kendisi için yalnızca bir katliam tarihi olmadığını belirten Alkan, Ankara Garı önünün arkadaşlarıyla buluştuğu, hayaller kurduğu, sarıldığı ve bazılarını son kez gördüğü yer olduğunu söyledi.

Katliamın yaşandığı gün henüz bir aylık evli olduğunu anlatan Alkan, “Ben o zaman bir aylık evliydim. Eşimle birlikte gitmiştim. Zaten şu an oradaki bombanın kalıntıları hala vücudumda duruyor. Çok hassas noktalarda olduğu için ne yazık ki çıkarılamıyor” dedi.

Gar önünde arkadaşlarıyla buluşmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Alkan, saldırı öncesindeki atmosferi şöyle anlattı:

“Güzel bir miting havası vardı. Sarıldık, görüştük, herkes halay çekiyordu ve mutluydu ama mitingin amacı ve niyetine binaen aynı zamanda da bir öfke vardı.”

“BİRİNCİ BOMBA PATLADI, ARDINDAN İKİNCİSİ”

Suruç’ta Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırının izlerini taşıdığını belirten Alkan, Ankara Garı önünde SGDF bayrağını gördüğünde Suruç’ta yaşananların gözünün önüne geldiğini söyledi.

Eşiyle birlikte biraz daha uzak bir noktaya geçtiklerini anlatan Alkan, patlamaların yaşandığı anları şöyle aktardı:

“O tablo, o fotoğraf gözümün önüne geldi. Eşime dedim ki ‘Gel biraz daha şu tarafa geçelim, şurada oturalım.’ Oraya geçtik. Orada bizim gençler de vardı. İki tane süs havuzu vardı, biz o süs havuzunun etrafında oturuyorduk. Arkadaşın biri sigara, biri su, biri simit almaya gitti. Biz yalnız kaldık. O anda birinci bomba patladı. Biz biraz hareket ettik derken ikinci bomba patladı.”

Patlamaların ardından yaşadıklarını tarif etmenin güç olduğunu belirten Alkan, bir yandan yaralı eşine yardım etmeye, diğer yandan arkadaşlarını bulmaya çalıştığını söyledi.

“O anı tarif edemiyorsun, orada yaşadığın psikolojik durumu. Ben tek başıma olsaydım belki daha farklı atlatabilirdim. Ama eşimle birlikte olunca… Yanımızdaki gençler vardı, şimdi hiçbiri yok yanımda. Neredeler? Onları bulmaya çalışıyorum. Bir yandan yürüyemiyorum, bir yandan eşim kan kaybediyor. Onunla ilgilenmem gerekiyor. Bir yandan da sevdiğimiz insanlar neredeler diye bakıyorum. Herkes bir tarafa dağılmış.”

“YARALILARI PANKARTLARLA, BAYRAKLARLA TAŞIDILAR”

Katliamın ardından sağlık ekiplerinin müdahalesinde gecikmeler yaşandığını belirten Alkan, kendilerine ilk müdahaleyi Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) üyelerinin yaptığını söyledi.

Alkan, olay yerinde yeterli sağlık ekipmanı bulunmadığını belirterek, “Bomba patladı, yaralılarımız var. Sedye yok. İnsanlar pankartlarıyla, bayraklarıyla yaralıları veya cenazeleri taşıdılar” dedi.

Ambulansların olay yerine geç ulaştığını söyleyen Alkan, bu duruma ilişkin bilgilerin dava dosyasında da bulunduğunu söyledi.

“Normal bir futbol maçında dört beş tane ambulans olur. Yüzlerce, binlerce insanın gerçekleştireceği bir mitingde sadece üç kilometre ileride bir ambulans bekledi. O ambulansın hareket saati bile dava dosyasında var zaten. Yani 45 dakika sonra alana girişi gerçekleşmiş.”

Patlamaların ardından yaşadığı korkuyu da anlatan Alkan, bir süre sonra duyduğu sesler nedeniyle yeni bir saldırı olacağını düşündüğünü belirtti.

Alkan, daha sonra bu seslerin polis ile alandaki yurttaşlar arasında yaşanan gerilimden kaynaklandığını öğrendiğini ifade ederek, polisin yaralılara ve cenazelerin bulunduğu alana gaz attığını söyledi.

“ZAMANINDA MÜDAHALE EDİLSEYDİ BELKİ ARKADAŞLARIMIZ YAŞAYACAKTI”

Hastaneye ulaştıklarında kendilerinden çok daha ağır yaralı kişilerin bulunduğunu gördüklerini anlatan Alkan, sağlık çalışanlarının öncelikle onlara müdahale etmesi için beklediğini söyledi.

“Ben acile girdim, tetanos aşısı yapacaklardı. Bir baktım tablo bambaşka. Bizim durumumuz onlara göre daha iyiydi. Evet, yaralıydık ama onların durumu daha kritikti. O anki 30 saniye, bir dakika, beş dakika çok daha önemliydi.”

Katliamda yaşamını yitiren yakın arkadaşı Korkmaz Tedik’i de anan Alkan, erken müdahalenin hayat kurtarabileceğini belirtti.

“Yakın arkadaşım olan Korkmaz Tedik’in hayatını kaybetmesinin sebeplerinden bir tanesi de erken müdahalenin olmamasıydı. Erken müdahale olsaydı belki kanamayı durdurabileceklerdi. Belki başka arkadaşımız da hayatta olacaktı. Ama ne yazık ki olmadı.”

“ASIL YARALAR KATLİAMDAN SONRA YAŞADIKLARIMIZLA DERİNLEŞTİ”

Katliamın yarattığı travmanın yalnızca patlama anıyla sınırlı olmadığını belirten Alkan, sonrasında yaşananların kendilerini psikolojik olarak daha fazla yıprattığını söyledi.

Olayın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması için yıllardır mücadele ettiklerini ifade eden Alkan, mevcut yargılama sürecinin katliamın bütün yönlerini ortaya çıkarmadığını savundu.

“Bir olay gerçekleştiği zaman haklılığını bildiğin için onun kanıtlanması gerektiğini düşünürsün. Kameralar, tanıklar, bunlarla netleştirmeye çalışırsın. Sonuçta onlar da var, bütün her şey var ama ceza alan ne yazık ki yok.”

Katliamın insanlığa karşı suç kapsamında ele alınmamasını eleştiren Alkan, kamu görevlilerinin sorumluluğunun da araştırılması gerektiğini belirtti.

“Mahkeme tarafından 10 Ekim Katliamı hala insanlığa karşı işlenmiş suç kategorisine alınmadı. Bununla ilgili bir yargılama süreci gerçekleştirilmedi. Ankara’daki istihbarat sonuçlarından bir delil çıkarılmasına dair hiçbir şeyin olmaması bizde daha derin yaralar bırakıyor.”

“BU KATLİAMIN YALNIZCA İHMALLE AÇIKLANMASI DOĞRU DEĞİL”

Katliamın yalnızca bombalı saldırıyı gerçekleştiren IŞİD üyeleri üzerinden ele alınamayacağını belirten Alkan, kamu görevlilerinin sorumluluğunun da ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Alkan, katliamın planlı olduğunu savunarak, “Sadece üç beş tane IŞİD’liyi mahkeme salonuna getirip onların üzerinden bir yargılama yapılması yeterli değil. Oradaki bütün kamu sorumluları açısından ‘Burada ihmal var’ yaklaşımı doğru değil. Çünkü ihmalin getirdiği sonuçlar başka türlü olur. Burada Cumhuriyet tarihindeki en büyük katliamlardan birinden bahsediyoruz” dedi.

İstihbarat kurumlarının saldırıyı önleyememesini de eleştiren Alkan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin istihbarat örgütünün ne kadar güçlü ve heybetli olduğundan bahsediliyor. Ama bu ülkenin göbeğinde peş peşe patlatılan bombalı eylemleri ortaya çıkarabilecek bir şey yapılmadı. O heybetli yapı neden bir şey yapmadı?” diye sordu.

Katliamın yaşandığı dönemin siyasi iktidarını da sorumlu tutan Alkan, IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasına ve daha önce Kobane’de yaşanan saldırılara dikkat çekti.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun canlı bombalara ilişkin açıklamalarını da eleştiren Alkan, aradan geçen yıllara rağmen siyasi sorumluluk üstlenilmediğini ve özeleştiri yapılmadığını savundu.

“GÖĞSÜMDEKİ ŞARAPNEL PARÇASINI ÇIKARMAK PROBLEM DEĞİL”

Katliamın ardından hastanede saatlerce yaralı olarak beklediklerini ve yaşananlara ilişkin bilgi alamadıklarını belirten Alkan, televizyondan yapılan açıklamaların da travmalarını derinleştirdiğini söyledi.

Alkan, yaşadığı fiziksel yaralanmadan çok kaybettiği arkadaşlarının acısını taşıdığını belirterek şöyle konuştu:

“Elbette vücudumuzda bıraktığı derin yaralar var. Göğsümdeki şarapnel parçasını çıkarmak problem değil. Asıl problem yüreğimdeki acıyı nasıl yapacaksınız? 103 tane yoldaşımız, arkadaşımız, dostumuz orada hayatını kaybetti. Asıl olan o yara.”

“BİR SÜRE EYLEMLERE VE BASIN AÇIKLAMALARINA KATILAMADIM”

Katliamdan sonra yaşadığı psikolojik travma nedeniyle bir süre basın açıklamalarına ve eylemlere katılamadığını anlatan Alkan, o dönemde EMEP Antalya İl Başkanı olduğunu hatırlattı.

Alkan, yaşadığı korkuyla yüzleşmek zorunda kaldığını belirterek şunları söyledi:

“O psikolojik travmadan dolayı bir süre katılamadım. O zaman Emek Partisi İl Başkanıydım. Ama şunu düşündüm: Sonuçta bu benim görevim. Sürekli bunu yapacağım. Basın açıklaması olacak, miting olacak, toplantı olacak, gösteriler olacak. Bunu bir yerde kırmam lazım dedim.”

Zamanla yeniden eylemlere katılmaya başladığını belirten Alkan, buna rağmen ani seslerin kendisinde hala tedirginlik yarattığını söyledi.

“Yanından bir motorun egzozunun patlaması bile insanda derin bir tedirginlik, bir korku yaratıyor. Ama onu da yavaş yavaş eşimle birlikte, burada bulunan sol, sosyalist siyasi partiler ve derneklerle yaralarımızı sararak aşmaya çalıştık.”

“10 EKİM BARIŞ DERNEĞİ YARALARIMIZIN SARILMASINDA ÖNEMLİ ROL OYNADI”

Katliamın ardından kurulan dayanışma ağlarının kendileri açısından büyük önem taşıdığını belirten Alkan, 10 Ekim Barış Derneği ve yereldeki emek ve demokrasi güçlerinin desteğiyle yaşadıkları travmayı aşmaya çalıştıklarını söyledi.

Antalya’da futbol turnuvaları, yürüyüşler ve anma etkinlikleri düzenlediklerini belirten Alkan, yaşamını yitirenlerin isimlerinin parklara ve konferans salonlarına verilmesinin de aileler açısından anlamlı olduğunu ifade etti.

“10 Ekim Dayanışma Derneği, yerellerdeki emek ve demokrasi güçleri 10 Ekim’i unutmayarak, unutturmayarak önemli bir rol oynadı. Biz Antalya’da futbol turnuvaları, 103 barış elçisi için yürüyüşler ve anma etkinlikleri düzenliyoruz. Kiminin ismi bir parka veriliyor, kiminin bir konferans salonuna veriliyor. Bunların hepsi eminim aileleri çok mutlu ediyor.”

Katliamdan sağ kurtulanların dayanışma etkinlikleriyle birbirlerine destek olduklarını belirten Alkan, “Çocuklarının veya eşlerinin unutulmaması, unutturulmaması bizi psikolojik olarak en mutlu eden ve yaralarımızı saran en önemli şeylerden biri” dedi.

“BARIŞA, EMEĞE VE DEMOKRASİYE OLAN ÖZLEMİMİZ BİTMEYECEK”

Katliamda yaşamını yitirenler arasında çocukların ve yaşlıların da bulunduğunu hatırlatan Alkan, saldırının barış ve demokrasi mücadelesini sona erdiremediğini söyledi.

“Bu ülkedeki insanların barışa olan özlemi, emeğe olan özlemi, demokrasiye olan özlemi her zaman devam edecek. Evet, bizleri katliamlarla elbette canımızı yaktılar ama geçmişten bugüne hiçbir zaman susturamadılar, durduramadılar. Bunların hesabını elbette bir gün soracağız.”

Katliamın yalnızca yıl dönümlerinde hatırlanmadığını, her ayın 10’unda ve çeşitli etkinliklerle yaşamını yitirenlerin anıldığını belirten Alkan, adalet mücadelesinin devam edeceğini vurguladı.

“Belki 20 sene sonra da bu böyle olacak. Yine unutmayacağız. O günün sorumlularını unutmayacağız. Onlar yargılanana kadar mücadele edeceğiz. Bu katliamlar olmasın diye bugün yine Ankara’ya gideceğiz. Yine emek diyeceğiz, yine barış diyeceğiz, yine demokrasi diyeceğiz. Bundan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.”

Alkan, Türkiye’de demokrasi, insan hakları, doğa, çevre ve bilimin esas alındığı bir toplum için mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Cumhuriyetin hak ettiği değerlerini kazanabilmesi için mücadele edeceğiz. Bu ülkeyi bir avuç AKP ve onun yandaşlarına bırakacak değiliz. Bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleri, emek örgütleri bunu biliyor ve bunun için mücadele ediyor. Bugün güçsüz ve zayıf olabiliriz. Ama yarın daha da birikerek, güçlenerek bunun karşısında dimdik duracağız. Sorumluları açığa çıkarılana kadar mücadele etmek gerekiyor. Yoksa bu ülkede kimse kimseye adaleti getirip kendi eliyle teslim etmeyecek.”

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.