Alevi Haber Ajansi

Eğitim Sen: Alevilik-Bektaşilik programı, eğitimin dinselleştirilmesinin yeni bir halkası

PİRHA- Eğitim Sen, MEB’in Halk Eğitimi Merkezleri aracılığıyla uygulayacağı on iki modüllük Alevilik-Bektaşilik eğitim programını laiklik ve devletin tarafsızlığı açısından “ciddi soru işaretleri” barındırdığı gerekçesiyle eleştirdi. Sendika, programı “eğitimin giderek dinselleştirilmesi ve kamusal eğitimin inançlar karşısındaki tarafsızlığını yitirmesi sürecinin yeni bir halkası” olarak değerlendirdi. 

Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce hazırlanan ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Halk Eğitimi Merkezleri aracılığıyla uygulanacağı duyurulan on iki modüllük Alevilik-Bektaşilik eğitim programı, “Dini ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında yayımlandı. Programa ilişkin açıklama yapan Eğitim Sen, bu girişimi “eğitimin giderek dinselleştirilmesi ve kamusal eğitimin inançlar karşısındaki tarafsızlığını yitirmesi sürecinin yeni bir halkası” olarak nitelendirdi.

Kamuoyuna “Anadolu irfanı”, “kültür köprüsü” ve “millî birlik” söylemleriyle sunulan programın “kamusal eğitim, laiklik ve devletin inançlar karşısındaki tarafsızlığı açısından ciddi soru işaretleri barındırdığı” belirtilen açıklamada, sendikanın kuruluşundan bu yana inançların ve kültürlerin eğitimde “laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu bir anlayışla” ele alınmasını savunduğu hatırlatıldı.

“BİR KAMU OTORİTESİ BİR İNANCIN ÖĞRETİCİSİNİN KİM OLACAĞINA KARAR VEREMEZ”

Açıklamada, “Bir inancın tarihini, edebiyatını, müziğini, düşünsel gelişimini ve toplumsal kurumlarını bilimsel yöntemlerle incelemek ile o inancın esaslarını ve devlet tarafından ‘doğru’ olarak belirlenen yorumunu yurttaşlara aktarmak birbirinden farklıdır. Birincisi kamusal ve bilimsel eğitimin doğal bir parçasıdır. İkincisi ise laik devletin inançlar karşısında üstlenmesi gereken tarafsızlıkla bağdaşmaz” denildi.

Laikliğin, devletin yalnızca farklı inançlar arasında değil, inançlar ile inançsızlık karşısında da tarafsız olmasını gerektirdiği vurgulandı. Hangi kaynakların esas alınacağına, hangi yorumların aktarılacağına ve kimlerin öğretici olacağına bir kamu otoritesinin karar vermesinin “resmî din öğretimi anlayışına benzer bir yapı” ortaya çıkardığı ifade edildi. Açıklamada asıl sorunun şöyle tarif edildiği görüldü: “Sorun, Alevilik-Bektaşiliğin eğitimde görünür kılınmaya çalışılması kadar, devletin Aleviliğin nasıl tanımlanacağına ve hangi yorumunun esas alınacağına karar veren makam haline gelmesidir.”

“DOĞRU KAYNAĞI KİM, HANGİ ÖLÇÜTLE BELİRLİYOR?”

Programın dayandığı “Anadolu irfanı”, “millî kültür” ve “değerler eğitimi” kavramlarının bilimsel sınırlarının açık olmadığı, bu nedenle pedagojik açıdan tartışmalı bulunduğu belirtildi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütününe yön veren bu yaklaşımın, farklı inanç ve kimlikleri eşit yurttaşlık temelinde tanımak yerine “önceden tanımlanmış bir kültürel bütünlük içinde konumlandırma riski” taşıdığı kaydedildi.

Bakanlığın kullandığı “doğru kaynaktan öğrenme” ifadesi de aynı anlayışın ürünü olarak değerlendirildi. Açıklamada, doğru kaynağın kim tarafından ve hangi ölçütlerle belirlendiğinin temel bir soru olduğu belirtilerek şöyle denildi:

“Devletçe belirlenen ya da onaylanan kaynağın ‘doğru’ ilan edilmesi, devleti inancın içeriğini ve meşru yorumunu belirleyen otorite haline getirir. Bilimsel eğitimin ise bilgiyi idari bir mekanizmanın kararıyla değil; araştırma, eleştiri, tartışma ve bilimsel yöntemlerle değerlendirdiği hatırlatıldı.”

BELGE VE “USTA ÖĞRETİCİ” UYGULAMASI

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir başkanlığın verdiği belgelerin tercih sebebi sayılmasının ve kursları tamamlayanların Halk Eğitimi Merkezlerinde ücretli “usta öğretici” olarak görevlendirilmesinin öngörülmesinin de sorunlu olduğu belirtildi. Eğitim Sen, kamu eğitim kurumlarında öğretici görevlendirmesinin temel ölçütünün “bilimsel, akademik ve pedagojik yeterlilik” olması gerektiğini belirtti. İnanç alanında devletçe tanınan ya da yetkilendirilen kişilerin kamu eğitim sisteminde öğretici konumuna getirilmesinin, devletin “inanç alanını düzenleyen ve biçimlendiren bir aktöre dönüşmesi riskini” taşıdığı kaydedildi.

Girişimin zamanlamasına da dikkat çekilen açıklamada, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin sorunlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortadayken, kamusal eğitimin laik niteliğini aşındıran uygulamaların ve dini yapılarla yapılan protokollerin sürdüğü hatırlatıldı. Farklı inançlardan yurttaşların ve herhangi bir inanca mensup olmayanların yaşadığı sorunların çözümünün “devletin her inanç için ayrı bir resmî öğretim programı hazırlamasında” olmadığı belirtildi.

“ÇÖZÜM ZORUNLU DİN ÖĞRETİMİNE SON VERMEKTE”

Eğitim Sen çözümün zorunlu din öğretimi sorununa son verilmesinde, kamusal eğitimin bütün inançlar ve inançsızlıklar karşısında gerçek anlamda tarafsız hale getirilmesinde ve eğitim sisteminin laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu bir temelde düzenlenmesinde yattığının altını çizdi.

Sendika, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan programın hazırlanma sürecine ilişkin tüm bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşmasını, sürece katkı sunan kişi ve kurumları açıklamasını, kullanılan kaynakların hangi bilimsel ve pedagojik ölçütlerle belirlendiğini ortaya koymasını talep etti. Alevi-Bektaşi toplumunun farklı kurumlarının ve ilgili toplumsal kesimlerin hazırlık sürecine nasıl dâhil edildiğinin de açıklanması gerektiği belirtildi.

Açıklamanın sonunda şu ifadelere yer verildi: “Devletin görevi inançları tanımlamak ve biçimlendirmek değil; bütün yurttaşların inanç, vicdan ve inançsızlık özgürlüğünü eşit biçimde güvence altına almaktır.” Eğitim Sen, “kamusal, laik, bilimsel, demokratik ve çoğulcu eğitim mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini” duyurdu.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.