Alevi Haber Ajansi

Mustafa Güler: Barış umudunu büyütmenin, yeni bir dil kurmanın, yeni bir hukuk yazmanın dönemidir!-VİDEO

PİRHA- Yazar Mustafa Güler, Aleviliğin temel değerlerinin evrensel değerler olduğunu vurgulayarak, “Bunu dünyayla bütünleştirerek, barış umudunu büyütmek, insanlığın buna nasıl erişebileceğinin yolunu, yöntemini göstermesi açısından yeni bir dil, yeni bir ilişki kurmanın, yeni bir hukuk yazmanın dönemidir. Ülkemizde de yaşadığımız yeni sürece örnek bir dil oluşturabiliriz. Bunu yapmadıkça insanlık yeniden bu travmalarla devam edecektir” dedi.

İş insanı Mustafa Güler, “İş İnsanı Gözüyle: Ekonomi, Demokrasi, Siyaset” ile “Mersin’den Türkiye’ye Notlar” kitaplarının ardından 3’üncü kitabı olan “Eşitliğin ve Rızanın 1500 Yıllık Yolculuğu” kitabı Demos Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Geliri Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfına bırakılacak olan “Eşitliğin ve Rızanın 1500 Yıllık Yolculuğu” kitabının yazarı Mustafa Güler, ajansımızın sorularını yanıtladı.

“YAZMANIN İYİLEŞTİRİCİ YANININ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

-Yazım süreciniz nasıl başladı? Yazmaya nasıl karar verdiniz ?

Mustafa Güler: Yazı bir anlamda uzun düşünceler üzerine düşünerek, tartışarak, olgunlaştırarak içinde birikmiş olanları kaleme döktüğün, negatif durumları pozitife çevirme eylemidir. Güzelleştirici, iyileştirici, yaşam içinde oldukça değerli bir olaydır. Uzun bir yaşamın sonunda bilmek istediklerimizi, öğrenmek istediklerimizi, öğrenme sürecinde gerek okuyarak, gerek dinleyerek, yaşayarak edindiğimiz bilgileri geleceğe taşımak açısından iyi bir araçtır; yazmak. Bu anlamıyla yazım oldukça değerlidir ve yazmaya başladıktan sonra da kendimi daha rahat, daha huzurlu hissetmeye başladım.

“TOPLUMLARIN EŞİTLİK MÜCADELESİ BİNLERCE YILDIR SÜRÜYOR”

-Son kitabınızın adında geçen “Eşitlik”, “Rızalık” kavramlarına dair ne söylemek istersiniz?

Mustafa Güler: Alevi düşüncesinin temelinde yer eden ve değişmezi olan kul hakkıdır. Binlerce yıl içerisinde süzülerek gelip kendi içinde değişiklikler yaşanırken değişmeyen tek şeyi kul hakkıdır ve rızalık üzerinedir. Kul hakkını temel alırken rızalıkla bunun iç hukukunu oluşturulmuştur.

Kul hakkını sadece bir söylemden çıkarak bunu rızalıkla içselleştirip, topluluklarda, cemlerde yan yana gelirken kulun kuldan razı olması ilkesini hayata geçirmek, toplumsal barışı, bireyler arasındaki aile içi barışı düzenlemek, varsa itilafların giderilmesi konusunda oldukça değerli kavramlar ve değerler sistemidir.

Ben bu kitapta bunun kök tarihine gitmek istedim. ‘Nereden itibaren hayat bulup günümüze katılmıştır veyahut da toplum sosyolojisine nereden girmiştir?’ diye bunu araştırmaya başladım. Sasaniler’de 490 yılında Sasani hükümdarı Kubat döneminde iktidar olmuş, hayat bulur hale gelmiş, ilk vücut bulduğu yerdir. Ve Mazdek tarafından formüle edilmiş. Kubat döneminde de yaşama geçirilmiş.

İktidar içerisinde, devlet modeli içerisinde yaşam bulmuş ve bu toplumu o dönemin toplumu ve dünya toplumları içerisinde de heyecan yaratan, bütün eşitsiz koşularda yaşayan insanlar için binlerce yıldır umut olmuştur. Binlerce yıl içerisinde o talep eksilmemiş, vazgeçilmemiş, o ne iktidarda olsun olmasın insanların erişmek istediği kutup yıldızı gibi orada durmuş ve bütün insanlık özellikle ezilenler, yoksulların istediği bir kutup yıldızlı gibi orada durmuş ve günümüze kadar da gelmiş.

Bunun kök tarihini araştırırken orada buldum. Oradan itibaren aldım. Yani 1500’ü söylerken boş soyut bir kavram değil. Kökleri olan sağlam dayanakları olan veriye dayalı bir anlatımdır. Oradan itibaren zaten kitabın kendi bölümlerinde bunun evrilmesini, dönüşmesini de anlatan bir içerik taşır.

“MAZDEK’İN IŞIĞI GÜNÜMÜZÜ AYDINLATIYOR”

-Bu bir ütopya değil o zaman?

Mustafa Güler: Değil. Mazdek’le Sasaniler döneminde özellikle o eşitsiz zenginleşmenin, kadının köleleştirildiği, haremlerin büyütüldüğü, insanlık değerlerinin ayaklar altına aldığı, bazı hükümdarların sonsuz egemenliklerin olduğu bir dönemde bu fikrin ortaya çıkıp da yayılması ve hayat bulması insanlığın önemli bir umudu haline gelmiş ve her ne kadar kısa sürmüşse de bu idealler, bu talepler sona ermemiş. O gün başlayan bu ışık günümüzü de aydınlatıyor. Günümüzden geleceğe kadar da devam edeceğine inanıyorum.

“KENDİNİ GÜNCELLEYEN ALEVİ SOSYOLOJİSİ VAR”

-Kitabınızda Aleviliğin inançsal yanını işlemek yerine Aleviliğin sosyolojisini anlatmışsınız. Bu bir tercih miydi?

Mustafa Güler: Toplumlardaki teoloji veyahut da Alevilerdeki teozofi bireyseldir. Aleviler batıni bir bakışla baktığı için Alevilerde teoloji değil teozofi olarak ifade edilir. Çünkü batıni bir, irfani bir bakıştır bu olay. Kitabi değildir. Yani donmuş, değiştirilmesi mümkün olmayan, kayda geçirilmiş ve bütün insanlık tarih önünde tekrara dayalı bir yaklaşım yerine dinamik, güncellleşen, kendisini yeniden üreten bir bakış açısıyla inancını oluşturmuştur.

Halbuki sosyolojisi bu insana dair olan değerler sisteminin yani insanın insanla ilişkisinin dahi yan yana gelebilmesi için oluşturdukları ortak değerler zinciri vardır, sistemi vardır. Yani ortaklaşan alandır sosyoloji. Sosyoloji insanlığın ortak değerlerinin, birlikte yaşamanın kural kaidelerinin konduğu bir alandır. Onun için ben burada yeni bir ortak bir dünyayı tanımlayarak oradan yürümek istedim.

Alevi tarihinde kök tarihe giderek sosyolojisini inceleyen bir çalışma yok. Çünkü olaylar üzerinde izah edilmiştir. Halbuki insan yaşamı dinamiktir. Statik değildir. Benzer değildir. Bu bir toplum sosyolojisi içerisinde bir fikir doğduğu yerde kalmaz. İnsan yaşamı içerisinde ihtiyaçlar ve çözümler doğrultusunda kendisini yeniden üretir. Bu toplum sosyolojisi yaşadığı sıkıntılar ve zorlukları aşması için yeni çözümler üretir, yeni bakışlar üretir. İşte bu toplumun sosyolojisi de böyle bir olaydır. Ben sosyolojisini ele alarak bunun da kök tarihine giderek, oradan buraya kadar gelmek istedim.

“ALEVİLİĞİN TEMEL DEĞERLERİNİN EN ÖNEMLİSİ EŞİTLİK VE RIZALIKTIR”

-Kitabınızı Mazdek’le başlatıyorsunuz. Bunu açar mısınız, neden Mazdek?

Mustafa Güler: Eşitlik, özgürlük, mülkiyetin paylaşımı, kadın erkek eşitliği kavramını Mazdek’te başlatan bir dünya var orada. Aleviliğin üç ana damarından söz ediyorum. Bir tanesi Mazdek’ten başlayan eşitlik, özgürlük, adalet, kadın-erkek eşitliği, mülkiyet paylaşımı. İkinci olarak ‘Akılcılık’ var. 700’lü yılların başında yine Emeviler döneminde o toplu içerisindeki yapılan zulmü meşrulaştıran, bunu da tanrı ile bağlantı kuran bir düşünce sistematiği içerisinde buna itiraz eden bir gelenektir Mutezile. Mutezile der ki insan aklı olan düşünen bir varlıktır. Eğer kötülük geliyorsa bu iktidarların veyahut da bireyindir. Bireyin ve iktidarların sorgulanmaya başladığı bir dönemdir. Emevi iktidarını sarsmaya başlayan önemli bir itirazdır. Aleviliğin İslam’dan aldığı önemli bir kol da Mutezile’dir, akılcılıktır. Bir üçüncü kolu da Pagan kültürüdür. Bu doğa inancıdır. Bu geleneksel kültür, Aleviliğin kal u beladan gele,n kökü insanlık tarihi kadar eski olan o kültür bu Anadolu’daki pagan kültürdür. Anadolu Aleviliğinin oluşmasındaki bu üç temel kavram, üç temel nehrin birleşmesi ile ana gövdeyi oluşturan bir akıştır.

Anadolu Aleviliğinin sosyolojik köklerini bularak bütünsellik içerisinde bunun tarihsel dönüşümünü göstererek, hangi olaylar döneminde nasıl dönüştüğünü, neye evrildiğini göstermek açısından kök tarihinden günümüze kadar olan Alevi tarihinin bir geçmişini görmeye ve sunmaya çalıştım.

Bu kök tarihi inceledikten sonra Aleviliğin sola olan yakınlığının köklerini araştırdım. Temelinde zaten bu gelenek var. Eşitlik, özgürlük, adalet kavramları bugün insanların bir ütopya olarak önüne koyduğu, erişmek istediği bir kutup yıldızı gibi duran şey Alevilerin yaşamında 1500 yıldır var zaten.

Sonra bunun evrilmesini Marx’ta biçim halini alırken karşılaştırmalı olarak bu konuyu kitapta bölüm olarak açtım. Yani bunun Aleviliğin Marksizmeden olan farkını ortaya koymaya çalıştım. Çünkü Aleviliğin temel değerlerinin en önemlisi rızalıktır. Marksizm’de rızalık yoktur. Yeri geldiğinde devrimci şiddeti öne koyan, şiddetle otoriteyi kabul ettiren bir yaklaşım var. Halbuki Alevilikte otorite yoktur. Eşitlik vardır, rızalık vardır.

İnsan doğasına da uygun olan ve her toplum için her dönemde geçerli olabilecek rızalık kavramı Aleviliğin ayırt edici en temel özelliklerinden biridir. Rızalık insan doğasına çok daha uygun eşitliğin temelini oluşturan bir bakış getiriyor. Bunu karşılaştırma fırsatı buldum.

Marx’ın değerlidir. Yaratılan değerin paylaşması konusunda, sınıf çelişkileri üzerine ele alırken bunu 18. 19. yüzyıllarda etkili oluyor. Dönüp baktığımızda 200 yıllık bir geçmişi var. Mazdek’e göre çok genç, çok yeni bir dönemi işaret ediyor. Halbuki Mazdek bunu 1500 yıl önce ortaya koymuş. Üstelik de orada kalmamış. Mazdek’ten sonra Rıza Şehrini kuran Karmatiler var. Karmatiler 800’lü yıllarda komün devletini kurmuş. Paranın hüküm sürmediği, herkesin emeğine göre katkı koyduğu, herkesin ihtiyacı kadar aldığı bir toplum kurulmuş geçmişte.

Bunun değişik örnekleri var. Yani kök tarihe dönüp baktığımız zaman bizim açımdan sanki yeni icatmış gibi gördüğümüz bazı ideolojiler tarihlerinin kök tarihinin nereden aldığını, nereden esinlendiğini görme fırsatı yaratma açısından da oldukça önemlidir. Alevi tarihinin sosyolojisine ele alırken kök tarihinin nedenselliklerini ele alarak günümüze taşımaya çalıştım.

“ALEVİ DÜNYASINDA KARANLIKSIZ, KESİNSİZ BİR DÜŞÜNCE SİSTEMATİĞİ VAR”

-Okuyucuların tepkisi nasıl?

Geri dönüşler oldukça iyi. Eleştiren, sorular soran, açımlamamı istenen başlıklara dönük değerlendirme yapanlar oldukça var.  Bakış açımı yeniden gözden geçirerek eksiklerimi görmek, büyük bir mutluluk verdi. Tepkiler oldukça iyi. Yani bir toplumsal bakışı, bir toplumun yaratılış ve günümüze kadar devam eden serüveninin ortaya koyması açısından oldukça keyifliydi.

Kitabı yazarken bir olayı yeniden gördüm. Bilim insanları, yazarlar, tarihçiler, aydınlanmayı, düşünce tarihini Avrupa üzerinden başlatırlar. Yani Grek kültürünü esas alırlar. Avrupa’da yeniden biçimlenen, dünyaya şekil veren, düşünce sistematiğini yeniden formel hale getiren önemli bir merkez olarak da, referans olarak da Avrupa’yı gösterirler.

Okuduklarımın sonrasında buna bende büyük bir itiraz gelişti ve bunun üzerinde yeni bir çalışma da yürütüyorum. Düşüncenin tarihi Avrupa orijini değildir. Ortaçağ karanlık değildir. Avrupa için karanlıktır. Dünyanın diğer bölgeleri için Avrupa’da karanlık olan dönemler oldukça aydınlık dönemler yaşamıştır.

Formel bilgi Avrupa orijinli olabilir. Ama bilim siparişle üretilen bir olay değil. Toplum ihtiyaçlarıyla doğan ve orada süreç içerisinde kendisini üreten ve yaşama aktaran bir süreçtir. O nedenle öyle bilginin kökü çok daha eskidir.

Avrupa’nın sistematik hale getirdiği çalışmaların Mısır’da, Mezopotamya’da, Hindistan’da, Çin’de oluştuğunu çok rahatlıkla görebiliriz. Bunların hepsi önemli bir bilgi merkezidir. Ayrıca Alevi tarihi de başlı başına önemli bir aydınlanma hareketidir aslında.

Bir başka tespitimde Alevi tarihinde bir kesinti yok. Bir karanlık dönem de yok. Gizlenmiş, saklanmış, ama kendi bünyesinde yaşatmaya devam etmiş, kendini her defasında yeniden üretmiş, en zor günlerinde bile kendi yaşamında bu dinamizmini kaybetmeden o informel bir biçimde, bilgi üretmeye, yaşamına katmaya, bunu geliştirmeye, devam etmiş. Bunu yaparken de diğer kültürlerden de istifade etmiş. Onlardan almış, eklemiş, dönüştürmüş, aynı zamanda kendi hayatında ürettiklerini diğer toplumlara da vermiş. O bakımdan Alevi dünyasında karanlıksız, kesinsiz bir düşünce sistematiği var. Baktığımız zaman karanlık dünya yok. Aklı terk etmemiş. Kul hakkını terk etmemiş. İnsan hakkını terk etmemiş. Rızalığını terk etmemiş. Bu başlı başına aydınlanmanın temel dinamiğidir. Yani aydınlanmanın ve de düşünce tarihinin temel dinamiğidir.

“YENİ BİR İLİŞKİ KURMANIN, YENİ BİR HUKUK YAZMANIN DÖNEMİDİR”

-Eşitlik ve rızalık aslında barışı tanımlıyor. Barış toplumu nasıl olur, nasıl inşa edilirin cevabı eşitlik ve rızalık kavramlarında var. Bugün barış toplumunu inşa etme sürecini yaşıyoruz. Kitap barışa dair düşüncenin kavranılması açısından nasıl bir anlam yönü taşıyor? Barışın hukuku nasıl oluşturulur?

Mustafa Güler: Aslında bu Alevi değerleri olarak saydığımız değerler bütün insanlığın ortak değerlidir. Bütün insanlığın erişmek istediği bir ütopyadır. Zaman zaman iktidarlar bundan uzaklaştırır, vazgeçer. Günümüzde olduğu gibi, zoru, kuvveti hak sayan ve baskı ve zulümle sindirmeye çalışan girişimler var. Günümüzde bütün dünyada otoriteleşme eğilimleri alabildiğine yükseliyor.

Hak temelli bütün taleplerin reddedildiği ve şiddetle bastırıldığı bir dönem yaşıyoruz. İşte tam da bu noktada Alevi dilinin bütün dünyanın insanlığı açısından söyleyebilecek söz kurabileceği bir durumdadır artık. Burada daha fazla söz hakkına sahiptir.

Ben bu dilin evrensel bir dil olduğunu yani her ne kadar dar anlamıyla Alevi kültürü olarak da değerler olarak tanımlanıyorsa da bir bütün insanlığın ortak değeri ve erişmek istediği bir kutup yıldızı olduğunu, bir ütopyası olduğunu biliyoruz. Alevilerin bu yeni dönemde daha çok söyleyeceği söz vardır, kuracağı bir dil vardır. İşte tam da bu dönemde bu dil ortaklaştırıldığı zaman bu şiddet sarmalından çıkararak toplumu yoksullaştıran, silah tekelleri zengin eden bu gidişin önüne geçebilecek bir yaşam kurabiliriz. Bu dilin zora, baskıya değil, rızalık temelli bir ilişkiler bütünlüğü içerisinde ele alınması gerekiyor.

Aleviliğin temel değerleri evrensel değerlerdir. Kendisini daraltan değil, büyütendir. Benim önerim bu evrensel değerler üzerinde kendisini yeniden üretip, bunu dünyayla bütünleştirerek dünyanın en güçlü, en yaygın, en kalabalık kitlesi olmaya aday olması gerekiyor. Evrensel dili kullanarak hem yeni dünyanın barış umudunu büyütmek, insanlığın buna nasıl erişebileceğinin yolunu, yöntemini göstermesi açısından yeni bir dil kurmanın, yeni bir ilişki kurmanın, yeni bir hukuk yazmanın dönemidir diye düşünüyorum. Bunu yapmadıkça insanlık yeniden bu travmalarla devam edecektir.

İktidarlar azınlıklara, mazlumlara, masumlara zulmetmeye, onlara zarar vermeye devam edecekler. Çünkü büyük insanlık mazlumdur, masumdur, mağdurdur. Bu büyük kitleyle buluşarak zalime, zalimin zulmüne karşı birlikte ayakta durmanın, bir avuç zalimin karşısında geniş milyarlarca mazlum insanla birlikte yeni bir dil kurmanın, yeni bir dünya kurmanın mümkün olduğunu ve bu dünyayı bu dili de dünyaya anlatmaya, bunun tarihsel kökleriyle nasıl yaşandığını, nasıl mümkün olduğunu, mümkün ve güzel olduğunun dilini kurarak bunu anlatmak gerekiyor. Ülkemizde de yaşadığımız yeni sürece örnek bir dil oluşturabiliriz. İnsanlığın kalıcı, uzun süreli ve sürdürülebilir bir dile, bir kültüre, bir ortak zemine ihtiyacı vardır. Bunu talep etmek de bütün insanlığın ortak dili ve hakkı olması gerekir.

“AVRUPA’DA OTORİTERLEŞME EĞİLİMİ YÜKSELİYOR”

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

Mustafa Güler: Demokrasinin beşiği olarak kabul edilen Avrupa’da bir otoriterleşme eğilimi yükseliyor. Bu insanları korkutan, tedirgin eden bir durumdur. Bu sarmaldan çıkmak için eşitlik, rızalık kavramı tam da bu şiddet sarmalına karşı önemli bir panzehirdir. Bunu kullanmak, bunu geliştirmek gerekiyor. Biz 1500 yıldır bunu yaşamımızda sürdürdük. Çok değerli olduğu için ölüm pahasına bunu sürdürdü. Bu yola devam etmek gerekiyor.

Diren KESER/MERSİN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.