PİRHA- Rıdvan Karakoç dosyasının zamanaşımı gerekçesiyle kapatılmasına itiraz eden Cumartesi Anneleri ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, eksik delillerin toplanmasını, soruşturmanın sürdürülmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını istedi.
Rıdvan Karakoç dosyasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının zamanaşımı gerekçesiyle verdiği kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı geçtiğimiz hafta itiraz başvurusunda bulunan Cumartesi Anneleri ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Anadolu Adliyesi’nde bir araya gelerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy okudu.
“YARGI, GEREKLİ DENETİMİ YAPMADAN ZAMANAŞIMI KARARI VERİYOR”
Ersoy, Türk Ceza Kanunu’nda “insanlığa karşı suç” tanımı yapılmış olmasına rağmen yargının gözaltında kaybetme olaylarında gerekli yargısal denetimi yapmadığını belirterek, “Coğrafyamızda yerleşik yargı sistemi, gözaltında zorla kaybetme olaylarında gerekli yargısal denetimi yapmadan zamanaşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararları vermeye devam ediyor” dedi.
Rıdvan Karakoç dosyasında da savcıların görevlerini yerine getirmediği bir tabloyla karşılaştıklarını vurguladı.
Rıdvan Karakoç’un Kürt sivil siyaseti içinde aktif bir isim olduğunu ve defalarca gözaltına alındığını belirten Ersoy, “Rıdvan Karakoç gözaltına alınacağını biliyordu. Yaşamından endişe duyuyor, ailesine ve avukatına sürekli olarak gözaltına alınabileceğini ve tehditler aldığını söylüyordu. Bu nedenle gözaltına alınmasından çok kısa bir süre önce avukatına vekaletname verdi” ifadelerini kullandı.
Karakoç’un 2 Mart 1995’te Beykoz’da öldürülmüş halde bulunduğunu aktaran Ersoy, emniyet tarafından kimliği bilinen ve hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan bir isim olmasına rağmen “tanınmayan bir kişi” olarak kayda geçirildiğini söyledi.
Ersoyi “Buna rağmen Rıdvan Karakoç’un ‘tanınmayan bir kişi’ olduğu ileri sürülerek bir tutanak düzenlendi ve Rıdvan Karakoç, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü” dedi.
“OTOPSİ RAPORU İŞKENCEYİ DOĞRULUYOR”
Otopsi raporunun Karakoç’un vücudunda işkence bulguları bulunduğunu gösterdiğini belirten Ersoy, “Rıdvan’ın her iki el bileğinde bağ izleri, her iki ayak tabanında ve vücudunun muhtelif yerlerinde ekimozlar ve sıyrıklar saptanmış ve ölümün bağ ile boğmaya bağlı mekanik asfiksi sonucu gerçekleştiği belirtiliyordu” diye belirtti.
Karakoç’un akıbetinin, aynı dönemde gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ailesinin Adli Tıp Kurumunda yaptığı fotoğraf incelemesi sırasında ortaya çıktığını belirten Ersoy, cenazenin 30 Mayıs 1995’te kardeşi Mehmet Karakoç tarafından teşhis edilerek aile mezarlığına defnedildiğini söyledi.
“DELİL NİTELİĞİNDEKİ GİYSİLER HİÇ İNCELENMEDİ”
Dosyadaki ciddi eksikliklere dikkat çeken Ersoy, Karakoç’un üzerindeki giysilerin emanete alınmasına rağmen hiçbir zaman incelenmediğini kaydederek, “Son derece önemli bir belge ve delil niteliğinde olmasına rağmen Rıdvan Karakoç’un giysileri üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığını, DNA tespiti yoluna gidilmediğini görüyoruz. Bu durum, dosya açısından son derece önemli bir eksiklik oluşturmaktadır” dedi.
Dinlenen tanıkların tamamının Karakoç’un gözaltında kaybedildiğine ilişkin önemli bilgiler verdiğini belirten Ersoy, özellikle tanık İsmail Adanmış’ın ifadesine dikkat çekerek şunları söyledi:
“İsmail Adanmış’ın verdiği ifadede, Rıdvan Karakoç’un 15 Şubat 1995 tarihinde kendisine buluşma teklif ettiği, ancak İsmail Adanmış’ın görüşmeye gitmediği ve bu tarihten sonra Rıdvan Karakoç’tan hiçbir haber alınamadığı belirtilmiştir.”
Soruşturma sürecindeki savcılık tutumunu eleştiren Ersoy, “Soruşturma dosyasında savcılığın yaptığı tek şey, sürekli olarak ‘daimi arama kararı tezkereleri’ yazmak olmuştur. Tarafımızca gösterilen deliller hiçbir şekilde değerlendirilmemiş, eksik delillerin toplanmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmamıştır. Açıkça işkence sonucu gerçekleşen ölüm olayının üzeri kapatılmıştır” dedi.
“ZAMANAŞIMI, SUÇUN ÜZERİNİ ÖRTEN BİR ÖRTÜ OLARAK KULLANILIYOR”
Zorla kaybetmenin devam eden bir suç niteliği taşıdığını, bu nedenle zamanaşımının işletilemeyeceğini vurgulayan Ersoy, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmesi’nin 8’inci maddesine atıfla şöyle konuştu:
“Zamanaşımı, normal şartlarda suçun işlendiği andan itibaren değil, zorla kaybetme suçunun sona erdiği, kayıp kişinin akıbetinin aydınlatıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır. Burada ‘askıda kalan zaman’ söz konusudur.Zamanaşımı ise zorla kaybetme suçlarında adeta ‘suçun üzerini örten bir örtü’ olarak kullanılmaktadır.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2026/156860 soruşturma ve 2026/95214 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz ettiklerini açıklayan Ersoy, soruşturmanın devamı yönünde karar verilmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep ettiklerini belirtti.
“BİN YIL GEÇSE DE BU MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Basın açıklamasının ardından söz alan avukat Eren Keskin, “Zorla kaybetme, 1915’ten bu yana muhaliflere yönelik uygulanan bir devlet politikasıdır. Polisler kaybederek, savcılar soruşturmayarak, hastaneler doğru raporlar vermeyerek herkes bu senaryoda üzerine düşen görevi yerine getiriyor. Biz, zamanaşımından dolayı yaptığımız itirazın kabul edilmeyeceğini de biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletlerin ‘Zorla Kaybetmeler Sözleşmesi’ni imzalamıyor. Çünkü imzalarsa zamanaşımı kavramı da ortadan kalkacak. Bu yüzden Türkiye devleti bunu imzalamak istemiyor” dedi.
Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise, “Bugün, 31 yıldan sonra bize davanın kapandığını söylüyorsunuz. İnsan biraz utanır. Hukukun zerresi varsa böyle bir şey olamaz. Davayı soruşturdunuz da bir delile mi ulaşamadınız? Abimin katilleri yarın ellerini kollarını sallayarak aramızda gezecekler. Bunların hak ettiği şey cezaevine tıkılmak, işledikleri suçların cezasını çekmek. 31 yıldan sonra bu mu olmalıydı? Adalet Bakanı, faili meçhul cinayetleri araştırmak için bir ekip kurulduğunu söyledi. Eğer samimiyse bu dosyaya da el atsın. 31 yıldır biz bu mücadeleyi veriyoruz. Bin yıl da geçse bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi.
PİRHA/İSTANBUL





Yoruma kapalı.