Alevi Haber Ajansi

Pir Engin Seyitalidedeoğlu: Alevi örgütleri toplumla bağını yeniden kurmalı-VİDEO

PİRHA- Kureyşan Ocağı Piri Engin Seyitalidedeoğlu, kentleşmeyle birlikte Pir-Talip ilişkisinde ciddi kopuşlar yaşandığını belirterek, Alevi örgütlerinin de toplumla yeterince buluşamadığını söyledi. Alevilerin eşit yurttaşlık başta olmak üzere temel sorunlarının çözülemediğine dikkat çeken Seyitalidedeoğlu, Alevi örgütlenmesinin yeni bir yol haritasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Kureyşan Ocağı pirlerinden ve geçmiş dönemde Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanlığı görevini yürüten Engin Seyitalidedeoğlu, PİRHA’ya konuştu. Köyden kente göçle birlikte Pir-Talip ilişkisinde yaşanan değişimi değerlendiren Seyitalidedeoğlu, kentleşmenin Alevi inanç pratikleri üzerindeki etkisinden Alevi örgütlerinin mevcut durumuna, eşit yurttaşlık talebinden yürütülen barış sürecine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Seyitalidedeoğlu, Alevi örgütleri ile toplum arasında ciddi bir bağ kopukluğu oluştuğunu belirterek, değişimden korkulmaması, gençlerin önünün açılması ve yeni kadroların yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.

“KENTLEŞMEYLE BİRLİKTE PİR-TALİP İLİŞKİLERİNDE CİDDİ KOPMALAR YAŞANDI”

Pir-Talip ilişkisinin günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Engin Seyitalidedeoğlu: Bütün sorunlarımızda olduğu gibi Pir-Talip ilişkisinde de kentleşmeyle beraber ciddi kopukluklar söz konusu. Artık çok lokal, çok az denilebilecek bir durumda. Bundan belki 15-16 yıl önce de aynı soruyla karşılaştığımda ısrarla verdiğim cevap şuydu: “Lütfen ocak pirlerinizi bulun ve onlarla irtibata geçin.” Çünkü bu çok kıymetli bir şeydi.

Daha evvel köyde yaşadığımız Pir-Talip ilişkisindeki sıcaklık hem dedeler hem de talipler açısından çok aranılan bir şey. Çünkü bir baba-evlat ilişkisi sıcaklığı vardı. Pir haneye geldiği zaman evde bir bayram havası olurdu, ciddi sevinçler günlerce yaşanırdı. Pir gittiğinde ise onun burukluğu kalırdı. Çünkü o haneye Pir’in uğraması demek, o eve bereketin, mutluluğun, huzurun, sevginin ve barışın gelmesi demekti. Bu, toplumumuzun ve inancımızın yaşaması için çok kıymetliydi.

Bu kayıp uzunca yıllar önce de beni varılacak nokta üzerine düşündürüyordu. O yüzden hep taliplere bu çağrıyı yapıyordum. Çeşitli illerden, bölgelerden gelen canlara, “Lütfen ocak pirlerinizi bulun. Yol yürüten varsa onunla irtibata geçin ve hanenize gelmesi için davet edin. Gelemiyorsa siz gidin, mutlaka temasta bulunun” diyordum.

Bugün vardığımız noktada, 15-20 yıl sonra fark ettik ki inancın yaşaması açısından bu çok kıymetli bir durum ve bunu kaybetmemek lazım. Bugün çağrım yine aynı. Ancak yaşadığımız süreç, yaşadığımız yüzyıl çok zorlu bir yüzyıl. Teknolojinin çok ileride olduğu bir süreçteyiz. Artık her şeyin, herkesin elindeki bir kutuda saklı olduğu bir durumdayız. Dolayısıyla insanlar, insanla muhabbet etmek yerine her şeyi o sihirli kutucuğun içerisinde arıyorlar.

Oysa insanın insana dokunması, insanın insanla muhabbeti ve insandan insana geçen bağ kadar etkili bir şey yoktur. O yüzden Pir-Talip ilişkisini yeniden kurabilmemizin en büyük yolu birbirimizi bulmamız, birbirimize ulaşmamızdır. Bizler de, ben de dahil olmak üzere, taliplerimizin birçoğu çok dağınık, çeşitli illerde ve ulaşmakta problem yaşıyoruz. Ama bunların hiçbiri aşılamayacak sorunlar değil. En azından sesini duymak ya da bir davette bulunmak ilaç gibi gelecektir diye düşünüyorum.

“ALEVİLER YOL’U KENDİLERİNE UYDURUYORLAR”

Kentleşme Aleviliğin inanç pratiklerini nasıl değiştirdi sizce?

Engin Seyitalidedeoğlu:Kentleşmenin Aleviler üzerindeki etkisini biraz önce ifade ettim. Yaklaşık 30 yıldır sorularımız hep aynı, sorunlarımız hep aynı, cevaplarımız da hep aynı. Olumlu yönde etkilediğini söylememiz imkânsız. Çünkü nihayetinde yaşadığımız coğrafyadan kaynaklı olarak buradaki iktidarların etkisi çok fazla. Bir de bugün dünya açısından kapitalizm olarak ifade ettiğimiz, insanın hayatın içerisinde kaybolduğu bir sistem var. Bu sistemin Aleviliğe iyi geldiğini söylememiz imkânsız.

Alevilerin uzunca yıllar böyle bir sisteme entegrasyonla ilgili yaşadıkları problemler var. Çünkü Yol çok ayrı bir şeyi tarif ediyor. Aleviliğin yaşam biçimi çok farklı ama yaşadığımız sistem bunun tam zıddı. Dolayısıyla bu kapitalist sisteme ayak uydururken Aleviler bir taraftan da Aleviliği bir kenara bırakmak zorunda kaldılar. Çünkü aş, barınma sorunu uzunca yıllar Aleviler açısından ciddi bir problemdi.

Vardığımız noktada gördüğüm şu: Bu entegrasyonu sağladılar fakat bu sefer Yol’la ayrı düştüler, Alevilik Yol’uyla ayrı düştüler. Şimdi Yol’a uymak çok daha zor geliyor. Ama Yol’a uymak yerine Aleviler başka bir şey buldu; Yol’u kendilerine uyduruyorlar. Dolayısıyla herkes açısından farklı bir Alevilik tarifi ortaya çıktı. Herkesin söze “Bana göre Alevilik…” diye başladığı bir sürece geldik.

Kentleşmeyle birlikte Aleviliğin ciddi anlamda zedelendiğini, Alevilerin de uyum sürecinde geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola doğru evrildiğini söylemenin daha doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü Aleviliğin değerleri ve yaşamsal boyutuyla bugün yaşadığımız süreç birbirine çok zıt. Bu, Aleviler açısından da çok zorlu. Hâlihazırda itikadi olarak bunu içlerinde yaşatan canlar var. Onu görebildiğimi söyleyebilirim ama bir bütün olarak kentleşmeyle beraber ciddi sıkıntılarımız olduğunu ifade etmek lazım.

Bunu aşabilmenin yolu da idarecilerimizin, cemevi yöneticilerimizin, örgütteki bütün dostlarımızın bu soruna eğilmeleri ve ciddi bir çözüm üretmek üzere yola çıkmalarıdır. Aslında belki de en büyük problemlerimizden biri bu. Bunu halledersek beraberinde birçok problemi de çözebileceğimizi düşünüyorum. En büyük problemimiz şu anda bir araya gelememek, ortak akılla hareket edememek. Bunu yapamadığımız için birçok sorunun çözülemediğini ifade edebiliriz.

“ALEVİ RİTÜELLERİNİN TEK TİPLEŞMESİ CİDDİ BİR PROBLEM”

Alevi ritüellerinin tek tipleşmesi kentleşme kültürünü etkiledi mi?

Engin Seyitalidedeoğlu:Kentleşmenin etkisi şu: Nihayetinde toplama bir topluluk haline geldik. Her bölgeden, her ilden gelen insanlarla birlikte yaşıyoruz. Ritüel farklılıklarından kaynaklı olarak ister istemez bunları belli bir kalıba oturtup herkesin gönlüne, gözüne hoş gelecek bir biçime getirmeye çalışmak, ritüelleri tek tip hale getirmeye başlıyor.

Bunun mutlaka bir çözümü vardır. Ama şu anda yaşadığımız sorun tam da ifade ettiğiniz gibi; tek tip bir hale dönüşmeye başladı ve bu ciddi bir problem.

“DEĞİŞİMDEN KORKMAMAMIZ LAZIM, YENİ KADROLAR OLUŞTURMAK ZORUNDAYIZ”

Alevi örgütlenmesinin bugün en önemli sorunu nedir?

Engin Seyitalidedeoğlu:Başlangıç itibarıyla tabii bunun siyasal altyapıları ya da devlet ve hükümetler tarafından buna ön vermeler vardır. Başlangıçta olması gereken bir zaman dilimi içerisinde, bir şişkinliğin patlaması gibi görünse de zamanla bunu doğru bir noktaya evirme şansımızı kaçırdığımızı düşünüyorum.

Çok iyi ivme kazandığımız, mücadeleyi çok yükselttiğimiz, gündem belirleyebildiğimiz dönemlerden bugün maalesef gündemi belirleyen değil, gündemin arkasından sürüklenen bir hale geldik. Dolayısıyla bir başarı elde ettiğimizi ifade etmek zor.

En iyi olduğumuz zamanı şöyle ifade edebilirim: 2008-2015 yılları arasında örgütlülüğün ciddi ivme kazandığı süreçleri yine bizler tarafından, birilerini itham etmiyorum, bizler tarafından, o sürecin verdiği enerjiyi şımarıklıkla heba ettiğimizi söyleyebilirim. O mücadeleyi yükselterek daha iyi kazanımlar elde edilebilecekken süreç maalesef heba edildi. Kişisel çıkarlarımız ya da geleceğe dair beklentilerimizle heba edildiğini ifade edebilirim. Bu bizim açımızdan bir kayıptır.

Aynı zamanda bir hata daha yaptık. Bu, hepimizde bir hastalığa dönüştü. Bütün yapılarda olduğu gibi koltuklarımızı koruma, sürekli “ben”, sürekli “biz” olma kavgası yüzünden toplumu ıskaladık. Gençliği, kadını, her şeyi bir tarafa bırakarak sadece bulunduğumuz makamları korumaya yöneldik.

Üzgünüm ama yaklaşık 30 yılı aşkın süredir hep aynı canlarımız, aynı örgütlerde, aynı makamlarda, aynı koltuklarda ve sonuç itibarıyla varabildiğimiz bir yer yok. O yüzden değişimden korkmamamız lazım. Gençliğin önünü açmamız ve yeni kadrolarımızı yetiştirmemiz gerekiyor. Ama bunların hiçbirini yapamadık.

Dolayısıyla Alevi örgütleri açısından 30-40 yılı aşkın süredir verdiğimiz mücadele sonucunda beş talebimiz 25 oldu. Hiçbirini çözemediğimiz gibi üzerine onlarcasını daha ekleyerek bizden sonraki kuşaklara çok daha ağır yükler bırakıyoruz. Alevi örgütlülüğünün önümüzdeki süreçte bütün bunları göz önüne alarak yeniden bir yol haritası çizmesi, gerekirse bununla ilgili bir çalıştay yapması ve hepimizin yeni bir başlangıç için harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

“ALEVİ ÖRGÜTLERİ TOPLUMDAKİ UMUDUN İVMESİNİ ÇOK DÜŞÜRDÜLER”

Alevi kurumları Alevi toplumunun taleplerini yeterince temsil ediyor mu?

Engin Seyitalidedeoğlu:Bir bütün olarak baktığımızda örgütlülüğümüzün genel merkezlerden şubelere, cemevlerine kadar en büyük problemi halkla buluşamamak. Alevi halkıyla buluşma konusunda ciddi bir sorun yaşıyoruz.

Bunun temelinde yatan problemin 2015’ten sonra toplumda oluşan ciddi kaygılarla bugüne geldiğini düşünüyorum. Çünkü o dönemlerde “Ayağa kalkın” dediğimizde milyonların ayağa kalktığı süreçlerdi. Ama biz örgüt olma bilincini tam olarak yerine oturtamadığımız için, taleplerimiz doğrultusunda milyonları sokağa çağırdığımızda geldiler fakat bizim B planımız hiç olmadı.

Stratejik hareket etmeyi başaramadık. O kalabalıkları çağırdık, geldiler, fotoğrafı verdik. Daha sonrasında yanılgılarımız oldu. O büyük çoğunluğun her zaman “Gel” dediğimizde geleceğini zannettik. Ama toplumda şöyle bir kırılma oldu: “Çağırdınız, geldik; ne oldu? Sorunlarımız eksilmek yerine daha da çoğaldı.”

Dolayısıyla örgütlerle toplum arasında ciddi bir kopukluk oluştu. Bugün neredeyse gördüğüm noktayı şöyle ifade edebilirim: Her şey bir vitrin, her şey siyasal bir hal almaya başladı. Cem erkânından Hakk’a uğurlama erkânlarımıza kadar insanlar, olmak zorundaysa geliyor, bulunmak zorundaysa bulunuyor. Onun dışında insanların çok fazla uğramadığı bir noktaya gelindi. Duyarsız demeyeyim ama çok da umursamıyorlar. Çünkü bir umutsuzluğa kapıldılar.

Örgütlü yapı aslında toplum için bir umuttur; sorunların çözümü açısından bir umuttur. Ama örgütler toplumdaki o umudun ivmesini çok düşürdüler ve şu anda ciddi bir bağ kopukluğu var. Alevilerin gündemiyle Alevi örgütlerinin gündemi birbirinden ayrı, birbirine çok yakın değil.

Tabanla temas etmediğimiz için onların gerçek sorunları ve gündemleriyle ilgili çözümlemeler de üretmiyoruz. Daha çok örgüt içindeki koltuk ve makam çekişmeleri, kamuoyunda gündeme gelen farklı sorunlar öne çıkıyor. Toplumla örgütler arasında ciddi bir duygusal ve fiziksel bağ kopukluğu olduğunu ifade etmek lazım.

“EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SORUNU”

Aleviler eşit yurttaşlık talebinde bugün hangi noktadalar?

Engin Seyitalidedeoğlu:Türkiye’deki bütün etnik ve inançsal yapılar gibi Alevilerin de sorunları çözülebilmiş ya da bunların çözümü üzerine ciddi adımlar atılmış değil. Yüzyıllardır bu yapıyı ve mantığı tanıyoruz. Sadece çözüyormuş gibi yapıp aslında hiçbir şeyi çözmedikleri gibi üzerine yeni sorunlar ekleyerek devam ediyorlar.

Eşit yurttaşlık temelindeki problemlerimizi birden ona kadar saysanız, bir tanesinin dahi çözüldüğünü söylememiz imkânsız. En basitinden ve en yoğun yaşadığımız sorunlardan biri zorunlu din dersleri. Bugün çocuklarımız hâlâ okullarda sıra üstlerinde namaz kıldırılarak farklı bir inanç sistemine entegre edilmeye, asimile edilmeye çalışılıyor.

İşte halkın gerçek sorunu bu. Yeni eğitim yılı başlayacak. Bir ay sonra çocuklarımız için ne yapacaklar? Çocuklar bizim geleceğimiz. Eşit yurttaşlık temelinde karşımızdaki yapının hiçbir şey yapmadığını biliyoruz, bunu çok rahatlıkla ifade edebiliriz. Ama bizimkilerin ne yaptığı da çok önemli. Maalesef bu anlamda yerelde ya da genel anlamda çocuklarımız ve geleceğimiz için mücadele açısından yapılmış bir şey yok.

Eşit yurttaşlıktan bahsetmemiz imkânsız. Yeni anayasa konuşuluyor, yeni maddeler, barış süreci… Bütün bunlara bir bütün olarak baktığımızda kötümser davranmıyoruz. İnsanların ölmemesi için bizim inancımız barıştan yana. Lakin Türkiye’de eşit yurttaşlık temelindeki problem aslında ülkenin en büyük sorunu. Eşit yurttaşlık olmadığı zaman adaletsizliği de, her alandaki eşitsizliği de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla Alevilerin eşit yurttaşlık temelindeki problemlerinin çözülmediğini, hatta üzerine yenileri eklenerek devam ettiğini söylemem lazım.

“ALEVİLER DEVLET DENEN OLGUYLA KAZANIM ELDE EDEMEDİ”

Geçmişten bugüne Alevi örgütlenmesinin en önemli kazanımı nedir?

Engin Seyitalidedeoğlu:Kazanım çok göreceli bir kavram. Kazanım mı elde ettik, yoksa sorunları görünür kılarak üzerimize daha fazla gelinmesine mi sebep olduk?

Tarih boyunca Alevilerin en iyi yaptığı şeylerden biri takiye yaparak, saklanarak, gizlenerek inançlarını binlerce yıl koruyup bugüne getirmek oldu. Mümkün olduğunca sistemle, devletlerle çok temas etmeden kendi içlerinde yaşamışlar.

Kentleşmeyle beraber sorunlar bizi de aşarak büyüdü. Toplum büyüdükçe fiziki, manevi ve maddi anlamda sorunlar da büyüdü. Sanırım en iyi yapabildiğimiz şey sorunları görünür kılabilmek oldu. Ama sorunları görünür kılmakla beraber çözüm noktasında aynı iyimserlikle cevap verme şansım yok.

Biraz paranoya olarak algılanabilir ama devlet sanki nerede olduğumuzu tespit etmek için bizim önümüzü açtı, cemevlerini kurdurdu ve Türkiye’nin neresinde Alevilerin olduğunu tespit etti gibi. Çünkü ondan önce her birimiz bir tarafa dağılmıştık. Artık hangi şehirde, nerede Aleviler var, nerede yoğunluktalar, hepsini biliyorlar.

Biz de bununla beraber sesimizi duyurmak, sorunlarımızı görünür kılmak için mücadele ettik, bir araya geldik ve sorunlarımızı görünür kıldık. Ama kazanımlar noktasında çok iyi kazanımlar elde ettiğimizi söyleyebilmek imkânsız.

Belki kendi içsel sorunlarımız açısından küçük kazanımlarımız oldu. Dayanışma, yan yana gelebilme, yan yana durabilme noktasında Alevilerin kazanımları oldu. Ama sistemle, iktidarla ya da devlet dediğimiz olguyla bir kazanım elde ettiğimizi söyleyebilmemiz maalesef çok zor.

“SÜRECİN ŞEFFAF YÜRÜTÜLMESİ, HALKIN SÜRECE DAHİL EDİLMESİ GEREKİR”

Bir barış süreci yaşanıyor. Çerçeve yasa Meclis’ten geçti. Siz Alevi Yol önderleri, pirler olarak bu çerçeve yasadan ve demokratikleşme sürecinden ne bekliyorsunuz?

Engin Seyitalidedeoğlu:2013 yılındaki süreç de hâlâ hafızalarımızda canlıdır. O süreçte de biz bu konuya dair fikirlerimizi çok net bir şekilde ifade ettik. Türkiye barışa, ama onurlu bir barışa muhtaç. İnsanların birbirinin dinine, ırkına, rengine, cinsiyetine saygı duyduğu, eşit yurttaşlık temelinde bir barışa ihtiyaç var. Herkesin kendisini içerisinde gerçekten hissedebildiği, “Evet, bu barış bizim barışımız” diyebildiği bir barışa ihtiyaç var.

Buradaki mesele biraz da karşılıklı samimiyetten gelen bir durum. Ama şu andaki süreç için şunu ifade etmem lazım: Bu süreç çok flu bir süreç. Şeffaf olarak yürütülmesi, halkın sürece dahil edilmesi ve ikna edilmesi her şeyden çok daha kıymetli. Benim de bütün canlar gibi hissettiğim bir şey var; o karanlık, yani şeffaflığın olmaması düşündürüyor. Hep içimizde bir “Ama, acaba?” korkusu var.

Alevilerin binlerce yıldır bu ülkede sorunları var. Binlerce yıldır katledilen, kılıçtan geçirilen, asılan, yakılan, her türlü zulme uğrayan bir toplumuz. Ama yaşanan çatışma sürecinde insanların ölmemesi için biz Aleviler kendi sorunlarımızı bir kenara bırakıp çocuklarımızın ölmemesi, bir an önce çatışmasızlık ortamının yaratılması ve barışın gelmesi gerektiğini daima ifade ettik.

Hep bunu söylüyoruz, o süreçte de hep bunu söyledik. Çatışarak değil, ancak el sıkışarak, birbirimize sarılarak ve birbirimize saygı duyarak yaşamımızı sürdürebiliriz. Bu sonsuza kadar devam etse bitmeyecek bir savaştı ve bitmesi hepimizin umudu.

“CÜMLE CANLI BARIŞ İÇİNDE YAŞASIN”

Dileğimiz sürecin şeffaflığa kavuşması, halkın ikna edilmesi ve halkların kucaklaşmasının sağlanmasıdır. Çünkü biz şunu biliyoruz: Halkların birbiriyle kavgası yok. Ancak sistematik bir biçimde zihinlere yüklenmiş kodların, sivri uçların ortadan kalkması için halkın ikna edilmesi ve sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Umudumuz hep barışta, sevgide, muhabbette ve aşkta. Dileğimiz sadece tek başına gündeme getirilen Kürt sorunu değil; bütün tarafların, bütün halkların ve inançların sorunlarının çözüldüğü bir barışın gelmesidir.

Daha da kıymetlisi; doğanın ve hayvanların da katledilmediği, yok edilmediği bir barışın bu ülkeye gelmesidir. Hepimiz en içten duygularımızla buna inanıyoruz. Umarız öyle olur. Herkes barış içerisinde yaşar; cümle can, cümle canlı barış içerisinde yaşar.

Semra ACAR/DİDİM

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.