PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamındaki “Alevi örgütlülüğünün geleceği” panelinde gündeme gelen konfederasyon tartışmasını ve Alevi örgütlenmesinde yenilenme ihtiyacını değerlendirdi. Aslan, sorunun örgütlenme modelinden çok işleyiş biçiminde olduğunu söyleyerek, bu amaçla bir yıldan uzun süredir farklı Alevi kurumlarıyla ortak talepler etrafında bir “Temsilciler Meclisi” çalışması yürüttüklerini ifade etti.
16-17-18 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında düzenlenen “Alevi Örgütlülüğünün Geleceği” paneli, Alevi hareketinin 40 yıllık örgütlenme deneyimini ve önündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Panelde öne çıkan konsept değişikliği tartışmasını ve konfederasyon önerisini Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ile konuştuk.
“YENİ BİR MODEL DEĞİL, İŞLEYİŞTE YENİLENME GEREKİYOR”
Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketinin yaklaşık 40 yıllık bir geçmişi olduğunu belirten Aslan, örgütlenmenin güncellenmesi gerektiğini kabul etmekle birlikte bunun çözümünün yeni bir model değil uygulamada bazı değişikliklere gidilmesi olduğunu vurguladı: “Alevi örgütlenmesinin kurulduğu yıllar olan 1990’lar Türkiye’si bugünün Türkiye’si ile bir değil… Alevi örgütlenmesinin, Alevi hareketinin kendi iç işleyişiyle ilgili bir değişikliğe ihtiyaç var.”
Aslan, dernek, vakıf, federasyon ya da konfederasyon gibi mevcut yasal çerçevelerin dışına çıkmak yerine yönetim seçimi, delegasyon sistemi ve toplumla iletişim yöntemlerinde güncelleme yapılması gerektiğini söyledi.
“BLOK LİSTE YERİNE ÇARŞAF LİSTE, RIZALIK İLKESİYLE SEÇİM OLABİLİR Mİ?”
Alevi örgütlerindeki seçim sistemine ilişkin somut bir öneri de getiren Aslan, geleneksel rızalık ilkesinin yönetim seçimlerine uyarlanabileceğini belirtti: “Alevilikteki rızalık ilkesi çerçevesinde seçimin olmadığı, delegasyonun olmadığı, daha çok orada yaşayan toplumun rızalığı alınarak bir ortak akılla bir yöntem denenebilir mi? Bu bugüne kadar denenmedi.”
Aslan, hâlâ birçok Alevi kurumunda blok listelerle seçim yapıldığını hatırlatarak, bunun yerine adayların bireysel olarak yer aldığı “çarşaf liste” yönteminin daha demokratik bir katılım sağlayabileceğini belirtti.
CEMEVLERİ SADECE İBADET MEKÂNI DEĞİL AYNI ZAMANDA BİR AKADEMİ OLMALI”
Aslan, örgütlenme modelinden bağımsız olarak cemevlerinin işlevinin de yeniden tartışılması gerektiğini söyledi:
“Cemevi sadece cenazeyi kaldıran bir mekandan çıkmalı. Sadece ibadet yeri, ritüellerin yürütüldüğü yer olmamalı. Aynı zamanda bir eğitim yuvası olmalı, bir akademi olmalı, bir yardım kuruluşu olmalı.”
Özellikle metropollerde yaşayan Alevi toplumunun gündelik yaşam ihtiyaçlarını kolaylaştıracak mekanlara dönüşümün bu tartışmanın merkezinde olması gerektiğini ekledi.
KONFEDERASYON TARTIŞMASI: “ÇÖZÜM BU DEĞİL”
Panelde Seher Şengüllü Yılmaz’ın gündeme getirdiği, Alevi kurumlarının tek çatı altında birleşeceği bir konfederasyon fikri konusunda da konuşan Aslan, 1988’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, 1991’de Alevi Kültür Dernekleri ve Hacı Bektaş Kültür ve Tanıtma Derneği’nin, Alevilerin inanç kimliğiyle örgütlenmesinin 2002’ye kadar yasaklı sayıldığı bir dönemde kurulduğunu anımsattı.
Aslan, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 2002’de kurulduğunda bugünkü birçok federasyonun bir arada olduğunu, zaman içinde bu birliğin dağıldığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin sistemi sadece Alevilerin değil hiçbir toplum kesiminin bir arada birlikte bir güç olmasını istemez. Sistem böl-parçala-yönet aklını kullanıyor. Aleviler konfederasyon kurarsa Alevilerin birliği sağlanır anlayışının doğru olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sistem uyumaz. O size alternatif yapılar oluşturur.”
“ÖNCELİK ORTAK TALEPLERDE BİRLİK OLMALI”
Aslan, konfederasyondan önce Alevi kurumlarının cemevlerinin yasal statüsü, zorunlu din dersleri ve kamudaki ayrımcılık gibi temel talepler etrafında ilkesel bir birlik kurması gerektiğini vurguladı. Bu amaçla bir yıldan uzun süredir farklı Alevi kurumlarıyla ortak talepler etrafında bir “Temsilciler Meclisi” çalışması yürüttüklerini, 15 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta bu kapsamda bir toplantı yaptıklarını aktardı. Aslan, bu modelde ABF, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı ve diğer yerel-bölgesel derneklerin kendi tüzel kişiliklerini koruyarak ortak bir temsiliyet arayacağını söyledi.
2009-2010’daki Alevi açılımı sürecinde farklı Alevi kurumlarının beş ortak talep etrafında hemfikir olduğunu hatırlatan Aslan, o dönemde yakalanabilecek bir fırsatın kaçtığını söyleyerek, “Bu beş talepte birlikte mücadele edebilir miyiz, birlikte söz kurabilir miyiz? Bunun yolu aranmadı” dedi.
“BU, YİRMİ BİR YÖNETİCİYE BIRAKILMAYACAK KADAR BÜYÜK BİR MÜCADELE”
Aslan, Alevi hak mücadelesinin yalnızca kurum yöneticilerine bırakılamayacak kadar büyük bir sorumluluk olduğunu vurguladı:
“Yirmi bir tane yöneticiye Türkiye’de Alevi hak mücadelesini bırakmak sadece keyfiyet olur. Milyonlardan bahsediyorsak, her Alevi bireyin mutlaka bu mücadelede yer alması lazım.”
Aleviliğin “çok kimlikli ve çok dilli” bir yapı olduğunu, “Yol bir sürek bin bir” ilkesiyle bu çeşitliliğin bir zenginlik olarak görülmesi gerektiğini belirten Aslan, ortak paydanın inanç kimliğine yönelik inkâr ve asimilasyona karşı birlikte yürütülecek yasal hak mücadelesi olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL
Yoruma kapalı.