PİRHA- 3 Ağustos 2014’te DAİŞ’in Şengal’e yönelik saldırılarının üzerinden 12 yıl geçti. Uluslararası alanda “soykırım” olarak tanınan katliamın failleri uluslararası bir mahkemede yargılanmazken, yüz binlerce Êzidî kamplarda yaşamını sürdürüyor. Gazeteci Eyüp Burç, adaletin sağlanması için Birleşmiş Milletler çatısı altında uluslararası bir soykırım mahkemesi kurulmasını ve Êzidîlerin yaşadığı Ezidxan’da Irak Anayasası’na uygun bir statü oluşturulmasını istedi.
3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşananlar, yalnızca bir katliam değil, yüzyıllardır inancı nedeniyle hedef alınan bir halkın hafızasına kazınan en ağır acılardan biriydi. DAİŞ’in saldırılarında binlerce Êzidî yaşamını yitirdi, kadınlar ve çocuklar kaçırıldı, köleleştirildi, işkence gördü, hayatta kalabilenler ise umutlarını Şengal Dağı’nın eteklerine sığınarak korumaya çalıştı. Ancak bu acı, Êzidîlerin ilk fermanı değildi. Tarih boyunca defalarca sürgün, katliam ve zorla göçle yüzleşen Êzidîler, tüm yok edilme girişimlerine rağmen inançlarını, kültürlerini ve kimliklerini bugüne taşımayı başardı.
DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de Êzidîlere yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, geçen yıllar içinde uluslararası alanda da “soykırım” olarak tanındı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2015-2016 yıllarında yayımladığı raporda DAİŞ’in Êzidîlere karşı planlı bir soykırım gerçekleştirdiği tespit edilirken, Avrupa Parlamentosu da 2016 yılında Şengal’de yaşananları soykırım olarak tanıdı.
Uluslararası kurumların ardından birçok ülke de resmi tanıma kararları aldı. ABD 2016’da, Ermenistan 2018’de, Portekiz 2019’da, Belçika ve Hollanda 2021’de, Lüksemburg 2022’de, Almanya ile Birleşik Krallık ise 2023’te DAİŞ’in Êzidîlere yönelik saldırılarını resmen “soykırım” olarak kabul etti. Avustralya Parlamentosu da 2018 yılında aldığı kararla DAİŞ’in Êzidî toplumuna yönelik katliamlarını soykırım olarak nitelendirerek faillerin uluslararası hukuk önünde yargılanması çağrısında bulundu.
Şengal’de yaşananların soykırım olarak tanınması, yalnızca tarihsel bir tespit olmanın ötesinde, DAİŞ mensuplarının yargılanması, mağdurların adalet arayışının desteklenmesi ve benzer suçların cezasız kalmaması açısından uluslararası toplumun attığı önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Gazeteci Eyüp Burç, Şengal Soykırımı’nın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanamadığını söyledi. Şengal’de yaşananların birçok ülke parlamentosu ve mahkeme tarafından soykırım olarak kabul edildiğini hatırlatan Burç, uluslararası toplumun siyasi ve hukuki sorumluluklarını yerine getirmediğini belirtti.
“KATLİAM VE SOYKIRIM DEVAM EDİYOR”
Şengal’de yaşananların geçmişte kalmış bir katliam olmadığını söyleyen Burç, soykırımın sonuçlarıyla birlikte devam ettiğini ifade etti.
“Birçok ülke parlamentosu Şengal’de yaşananları soykırım olarak kabul etti. Bazı mahkemeler de aynı yönde karar verdi. Ancak soykırım insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve uluslararası bir mahkemede yargılanması gerekir. Bugüne kadar hiçbir devlet Birleşmiş Milletler nezdinde böyle bir mahkemenin kurulması için girişimde bulunmadı. Bu yapılmadığı sürece adalet sağlanmış olmayacaktır” dedi.
“ULUSLARARASI TOPLUM GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİ”
Burç, Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan UNITAD’ın (Birleşmiş Milletler DAİŞ/İŞİD Tarafından İşlenen Suçlardan Hesap Verilebilirliği Teşvik Soruşturma Ekibi) önemli deliller topladığını ancak Irak hükümetinin 2024 yılında komisyonun görev süresini uzatmaması nedeniyle soruşturmaların yarım kaldığını söyledi.
Toplu mezarlar, kayıp kadın ve çocuklar ile savaş suçlarına ilişkin çalışmalar tamamlanmadan sürecin sonlandırıldığını belirten Burç, “Soykırımı tanıyan ülkeler dahil uluslararası toplum bu sürecin ilerlemesi konusunda gerekli iradeyi göstermedi. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç varsa devletlerin de buna uygun davranması gerekir” ifadelerini kullandı.
“YARA HALA SARILMADI”
Soykırımın etkilerinin bugün de sürdüğünü dile getiren Burç, yaklaşık 400 bin Êzidî’nin hala kamplarda yaşadığını, binlerce kişinin evine dönemediğini söyledi.
Burç, “İnsanlar 12 yıldır çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Yerleşim yerleri yeniden inşa edilmedi, yeterli tazminatlar ödenmedi, insanların geri dönüşü sağlanamadı. Bu nedenle katliam sonuçları itibarıyla hala devam ediyor” dedi.
“KAYIP KADIN VE ÇOCUKLARIN AKIBETİ BELİRSİZ”
Burç, DAİŞ tarafından kaçırılan binlerce Êzidî kadın ve çocuğun akıbetinin hala bilinmediğini belirterek, çok sayıda kadının köleleştirilmeye devam ettiğini söyledi. Tecavüz sonucu dünyaya gelen çocukların durumuna ilişkin de Irak hükümetinin kamuoyunu bilgilendirmediğini ifade eden Burç, “Yüzlerce, hatta binlerce çocuğun devlet gözetiminde olduğu söyleniyor ancak nerede oldukları ve nasıl yaşadıkları bilinmiyor. Bu konuda kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmıyor” diye konuştu.
Kaçırılan kadın ve çocukların bulunmasının öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini vurgulayan Burç, Irak hükümeti, Kürdistan Federe Bölgesi hükümeti ve uluslararası topluma çağrıda bulundu. Kadınların köleleştirilmesi, pazarlarda satılması, tecavüz ve toplu katliamların insanlığın gözleri önünde yaşandığını belirten Burç, bu suçların faillerinin tam anlamıyla hesap vermediğini söyledi.
Burç, Kürdistan Federe Bölgesi’ndeki bazı kurumlar, aileler ve Êzidî toplumunun yürüttüğü çalışmalar sayesinde çok sayıda kadın ve çocuğun kurtarıldığını ancak binlercesinin akıbetinin bilinmediğini belirterek, kayıpların bulunmasına yönelik çalışmaların hızlandırılması gerektiğini ifade etti.
“ULUSLARARASI MAHKEME KURULMALI”
Burç, Birleşmiş Milletler çatısı altında uluslararası bir soykırım mahkemesi kurulmasının öncelikli talepleri olduğunu belirterek, yalnızca DAİŞ mensuplarının değil, saldırılarda sorumluluğu bulunan tüm kişi ve yapıların yargılanması gerektiğini söyledi.
Kaçırılan kadın ve çocukların bulunması, kamplarda yaşayan Êzidîlerin topraklarına dönmesi, yerleşim yerlerinin yeniden inşa edilmesi ve mağdurlara tazminat ödenmesi gerektiğini ifade eden Burç, uluslararası toplumun bu konuda somut adımlar atmasını istedi.
“EZİDXAN’DA IRAK ANAYASASI’NA UYGUN BİR STATÜ OLUŞTURULMALI”
Bir daha benzer katliamların yaşanmaması için yalnızca hukuki değil siyasi çözümlerin de hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Burç, Êzidîlerin yaşadığı Şengal ve Şêxan’ı kapsayan, Êzidîlerin Ezidxan olarak adlandırdığı bölgede Irak Anayasası’na uygun özel bir statü oluşturulmasını istedi.
Irak’ın federal bir devlet olduğunu hatırlatan Burç, anayasal çerçevede böyle bir statünün mümkün olduğunu belirterek, “Ezidxan’da özerk bir yapının kabul edilmesi gerekiyor. Bu hem hukuken mümkündür hem de yeni fermanların önüne geçecek en önemli güvencedir” dedi.
“BİZİ KORUYACAĞIZ DİYENLER KORUYAMADI”
Bugüne kadar Êzidîleri yöneteceğini ve koruyacağını söyleyen güçlerin bunu başaramadığını ifade eden Burç, “Bizi yöneteceğiz diyenler 73 katliamla bizi yüz yüze bıraktılar. Bizi koruyacağız diyenler ise katliamların içinde yer aldı. Bu nedenle Êzidîlerin kendi kendilerini yönetmesi ve kendi güvenliklerini sağlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“ŞENGAL’E EN AZINDAN VİLAYET STATÜSÜ VERİLMELİ”
Bölgesel ve uluslararası koşullar nedeniyle özerk statünün kısa vadede hayata geçirilememesi durumunda ise Şengal’in en azından vilayet statüsüne kavuşturulması gerektiğini söyleyen Burç, böylece yerel yönetimin ve güvenlik güçlerinin bölge halkı tarafından oluşturulabileceğini ifade etti. Bunun hem geri dönüşleri hızlandıracağını hem de yeni güvenlik sorunlarının önüne geçeceğini dile getirdi.
“EZİDÎLERİN İRADESİNİ YOK SAYAN ANLAŞMALAR ÇÖZÜM GETİRMEZ”
Burç, Bağdat ile Erbil arasında 2020 yılında imzalanan Şengal Anlaşması’nın da beklenen sonucu vermediğini belirterek, anlaşmanın Êzidîlerin katılımı olmadan hazırlandığını söyledi.
“Bundan sonra yapılacak hiçbir anlaşma Êzidîlerin iradesi yok sayılarak hazırlanmamalıdır. Êzidîlerin taleplerini ve temsilini esas alan yeni bir süreç oluşturulmalıdır.” diyen Burç, hem uluslararası toplumun hem de Irak hükümetinin bu yönde adım atması gerektiğini kaydetti.
Elif SONZAMANCI/KÖLN
Yoruma kapalı.