PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren aktivist Çağrı Sert, nafakanın kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası mağduriyeti önlemeye yönelik bir hak olduğunu belirtti. Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları evlilik içinde kalmaya zorlayacağını ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştireceğini söyledi.
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine yönelik tartışmalar sürerken, aktivist Çağrı Sert karara tepki gösterdi. Nafakanın yalnızca kadınlara yönelik bir uygulama olmadığına dikkat çeken Sert, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz durumda kalan tarafın korunmasını amaçlayan bir hak olduğunu vurguladı.
Süresiz nafaka tartışmalarının uzun süredir kamuoyunda çarpıtılarak gündeme getirildiğini ifade eden Sert, iktidarın önce nafaka süresini bir yıl ile sınırlandırmayı gündeme getirdiğini, daha sonra bu sürenin 10 yıla çıkarılmasının konuşulduğunu hatırlattı.
“SÜRESİZ NAFAKA SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Kamuoyunda “ömür boyu nafaka” algısının yaratıldığını belirten Sert, gerçekte nafakanın çeşitli koşullara bağlı olduğunu söyledi.
Kadının işe başlaması ya da yeniden evlenmesi halinde nafakanın kesildiğini hatırlatan Sert, medyada yer alan yüksek nafaka örneklerinin geneli yansıtmadığını ifade etti.
Nafaka miktarlarının tarafların gelir durumuna göre belirlendiğini kaydeden Sert, uygulamanın amacının bir tarafı zenginleştirmek ya da diğer tarafı yoksullaştırmak olmadığını belirterek asıl sorunun nafaka yükümlülüklerinin çoğu zaman yerine getirilmemesi olduğunu dile getirdi.
“ASIL SORU NEDEN NAFAKAYA EN ÇOK KADINLARIN İHTİYAÇ DUYDUĞU”
Nafaka tartışmalarında göz ardı edilen temel meselenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu söyleyen Sert, “Neden nafakaya ihtiyaç duyanların büyük çoğunluğu kadınlar?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtti.
Evlilik içinde kadınların büyük ölçüde görünmeyen ev içi emeği üstlendiğini ifade eden Sert, çocuk bakımı, ev işleri ve bakım sorumluluklarının çoğunlukla kadınların omuzlarına yüklendiğini söyledi.
Bu nedenle kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kurmakta zorlandığını vurgulayan Sert, boşanma sonrasında da çoğu zaman çocukların velayetinin anneye verilmesi nedeniyle kadınların ağır ekonomik yüklerle karşı karşıya kaldığını kaydetti.
“NAFAKA BİR AYRICALIK DEĞİL, MAĞDURİYETİ ÖNLEYEN BİR MEKANİZMA”
Nafakanın lüks ya da ayrıcalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Sert, uygulamanın boşanma sonrasında kadınların ve çocukların mağduriyet yaşamalarını önlemeyi amaçladığını söyledi.
Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin, istismarın ve aile içi şiddetin hala ciddi bir sorun olduğunu dile getiren Sert, ekonomik güvencenin ortadan kaldırılmasının kadınları istemedikleri evliliklerin içinde kalmaya zorlayabileceğini ifade etti.
Kadınların çoğu zaman baskı altında evlendirildiğini, çocuk bakımının yanı sıra eşlerinin ailelerine yönelik bakım yükünü de üstlenmek zorunda bırakıldığını belirten Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları adeta “ev hapsine” mahkûm etmek anlamına geleceğini söyledi.
“KADINLAR İÇİN BOŞANMAYI DAHA DA ZORLAŞTIRACAK”
Boşanma süreçlerinde velayet, nafaka ve diğer hukuki işlemlerin büyük ölçüde kadınların omuzlarında kaldığını ifade eden Sert, ekonomik olanakları sınırlı kadınların bu süreçlerde daha fazla zorlandığını kaydetti.
Süresiz nafakanın kaldırılmasının kadınların boşanma kararını daha da güçleştireceğini belirten Sert, bunun ekonomik ve psikolojik şiddeti artırabilecek sonuçlar doğuracağı görüşünü dile getirdi.
“ÇOCUKLARIN YETİŞKİN GİBİ YARGILANMASI CİDDİ RİSKLER TAŞIYOR”
Yargı paketinde çocuklara ilişkin düzenlemelerin de yer aldığını hatırlatan Sert, çocukların yetişkinlerle eşit şekilde yargılanmasına ve ağırlaştırılmış müebbet gibi cezaların gündeme getirilmesine tepki gösterdi.
Bu yaklaşımın çocukların rehabilitasyon imkanlarını ortadan kaldırabileceğini söyleyen Sert, suçla karşı karşıya kalan çocukların yalnızca cezalandırılmak yerine onları bu koşullara iten toplumsal ve ekonomik nedenlerin incelenmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle barınma, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını ifade eden Sert, bu durumdan en çok çocukların etkilendiğini kaydetti.
Çocukların yetişkinler gibi değerlendirilmesinin uzun vadede çocuk yaşta evlilikler ve çocuk istismarı konusunda da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.
“LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK MÜDAHALELER KABUL EDİLEMEZ”
Yargı paketinde LGBTİ+ bireylere yönelik düzenlemelerin de bulunduğunu belirten Sert, bu maddelerin bireylerin beden bütünlüğü ve kimlik haklarına müdahale anlamına geldiğini söyledi.
Taslakta yer alan “genel ahlak” ve kıyafetlere ilişkin ifadelerin son derece muğlak olduğunu ifade eden Sert, bu düzenlemelerin kötü niyetli uygulamalara kapı aralayabileceğini dile getirdi.
Sert, söz konusu düzenlemelerin yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, hak savunucularını, avukatları ve sağlık çalışanlarını da hedef haline getirebileceğini belirtti.
“MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
İktidarın yargı paketiyle kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam tarzlarına, kimliklerine ve haklarına müdahale etmeyi amaçladığını savunan Sert, bunun temel anayasal haklara aykırı olduğunu söyledi.
Yargı paketinin yasalaşması halinde dahi mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Sert, “Bu haklar için kimseden izin almayacağız. Düzenlemeler geçse bile kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Cebrail Arslan / Antalya
Yoruma kapalı.