Alevi Haber Ajansi

Nefret önce dilde başlıyor, sonra katliama dönüşüyor!

PİRHA- Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Nefret Söylemiyle Mücadele Günü” ilan edilen 18 Haziran yalnızca ayrımcı sözlere karşı değil, bu sözlerin beslediği şiddet, linç ve katliam kültürüne karşı da bir mücadele çağrısı niteliği taşıyor. Uzmanlar, tarihte yaşanan birçok toplu kıyımın öncesinde nefret söyleminin sistematik biçimde üretildiğine dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2021 yılında aldığı kararla 18 Haziran, “Uluslararası Nefret Söylemiyle Mücadele Günü” olarak kabul edildi. Kararın temel amacı, dünya genelinde giderek yaygınlaşan ayrımcı, dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı söylemlere karşı toplumsal farkındalık yaratmak ve ortak mücadeleyi güçlendirmek olarak açıklandı.

Birleşmiş Milletler’e göre nefret söylemi bir kişiyi ya da topluluğu dini, mezhebi, etnik kökeni, dili, milliyeti, cinsiyeti, siyasi görüşü veya kimliği nedeniyle aşağılayan, hedef gösteren ya da düşmanlaştıran her türlü ifade ve davranışı kapsıyor.

Ancak uzmanlar nefret söyleminin yalnızca sözlerden ibaret olmadığını vurguluyor. Çünkü tarihin birçok döneminde nefret dili, ayrımcılığı meşrulaştıran, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren ve sonunda şiddetin önünü açan bir araç olarak kullanıldı.

KATLİAMLARIN ÖNCESİNDE AYNI DİL KURULDU

Tarihsel örneklere bakıldığında, kitlesel şiddet olaylarının ve insanlık suçlarının öncesinde belirli toplulukların sistematik biçimde hedef gösterildiği görülüyor.

Yahudilere yönelik Nazi propagandası, Ruanda Soykırımı öncesinde Tutsilere karşı yürütülen nefret kampanyaları, Bosna’da Boşnakları hedef alan milliyetçi söylemler ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan etnik ya da mezhepsel çatışmaların ortak noktası, nefret dilinin uzun süre boyunca topluma normalleştirilmiş olmasıydı.

Birleşmiş Milletler de nefret söyleminin kontrol altına alınmaması halinde ayrımcılık, şiddet ve toplumsal çatışmaların artabileceği uyarısında bulunuyor.

TÜRKİYE’NİN HAFIZASINDA DERİN YARALAR

Türkiye’nin yakın tarihinde de nefret söyleminin ağır sonuçları görüldü.

Maraş Katliamı, Çorum Katliamı, Sivas Madımak Katliamı ve farklı dönemlerde yaşanan linç girişimleri, belirli kimliklerin hedef haline getirilmesinin nelere yol açabileceğini gösteren örnekler arasında yer alıyor.

Özellikle Alevilere, Kürtlere, gayrimüslimlere, göçmenlere ve farklı toplumsal kesimlere yönelik ayrımcı söylemlerin zaman zaman siyasetten medyaya kadar geniş bir alanda yeniden üretildiğine dikkat çekiliyor.

İnsan hakları savunucularına göre nefret suçları bir günde ortaya çıkmıyor. Önce hedef gösterme başlıyor, ardından ötekileştirme yaygınlaşıyor ve zamanla şiddeti meşrulaştıran bir iklim oluşuyor.

DİJİTAL ÇAĞDA NEFRET DAHA HIZLI YAYILIYOR

Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte nefret söylemi yeni bir boyut kazandı.

Birleşmiş Milletler raporlarında, dijital platformlarda dolaşıma giren yanlış bilgi, dezenformasyon ve ayrımcı içeriklerin milyonlarca insana çok kısa sürede ulaşabildiği belirtiliyor.

Uzmanlara göre algoritmaların kutuplaştırıcı içerikleri daha görünür hale getirmesi, nefret söyleminin yayılmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle yalnızca hukuki önlemler değil, medya okuryazarlığı, demokratik eğitim ve insan hakları bilincinin güçlendirilmesi de büyük önem taşıyor.

“FARKLILIKLAR TEHDİT DEĞİL ZENGİNLİKTİR”

Birleşmiş Milletler, 18 Haziran dolayısıyla yaptığı çağrılarda hükümetleri, medya kuruluşlarını, eğitim kurumlarını ve sivil toplum örgütlerini nefret söylemine karşı ortak hareket etmeye davet ediyor.

Kurum, ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini vurgularken, insanları hedef alan, aşağılayan ve şiddeti teşvik eden söylemlerin demokratik toplumlar açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor.

İnsan hakları savunucularına göre nefret söylemiyle mücadele yalnızca belirli grupların değil, bütün toplumun sorumluluğu. Çünkü bir kesimin hedef gösterildiği yerde demokrasi, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam kültürü de zarar görüyor.

18 HAZİRAN’IN MESAJI

18 Haziran yalnızca uluslararası takvimde yer alan bir farkındalık günü değil; farklı inançların, halkların, kültürlerin ve kimliklerin eşit haklarla bir arada yaşayabildiği bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatan bir çağrı niteliği taşıyor.

Bugün dünyanın birçok yerinde yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı, mezhepçilik ve ayrımcılık karşısında verilen mücadele, yalnızca nefret söylemine değil, nefretin beslediği şiddet ve adaletsizlik düzenine karşı da yürütülüyor.

Nefret söylemine karşı mücadele aynı zamanda insan onurunu, toplumsal barışı ve birlikte yaşam umudunu savunma mücadelesi olarak görülüyor.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.