PİRHA- İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ konulu panel düzenlendi. Konuşmacılar ekoloji ve emek mücadelesinin ortaklığına vurgu yaparak, “Emek ve ekoloji mücadelesini büyütmeliyiz” dedi.
İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda ‘Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi’ konulu panel ile devam ediyor.
Moderasyonluğunu Çilem Küçükkeleş’in yaptığı oturumda, Arif Ali Cangı “Doğayla da Barış: Ekolojik Demokratik Cumhuriyet”, Zülfiyet Yılmaz “Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları”, Bahadır Özgür Ortak “Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru” ve Cuma Çiçek “Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset” başlıklı sunumlar yapıyor.
Çilem Küçükkeleş, barış sürecinin ilerlemesi için mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.
Zülfiyet Yılmaz “Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları” başlıklı sunumunda, Osmanlı’dan günümüze yerel yönetimler deneyimlerine ve hukuksal yapısına dikkat çekti. 1921’in mottosunun ‘halka doğru’ olduğunu belirten Yılmaz, 1924’te bu bakış açısı değiştiğini söyledi.
Zülfiyet Yılmaz, şunları ifade etti:
“Bir süre sonra yerel yönetimler merkezle bir çatışma aracına dönüyor. 1982 Anayasası’nda belediyenin yetkilerini sınırlandıran bir anlayış benimsendi. 1984 yılından itibaren halkın belediyenin kararlarından dışlanması süreci başlıyor. 2000 sonrası AB süreci ve kamu yönetim anlayış değişikliği nedeniyle önemli değişimler oldu. Belediyeler idari ve mali özerkliğe sahip kurumlar olarak adlandırıldı. Kent hukuku ve haklarının korunması için çalışma grupları kuruldu yani belediyeler kanuni güvenceye kavuşturulmuştur. 2011 sonrasında ise ibre daha çok merkezileşmeye kayacaktı. Daha önce tanınan haklar bu kez merkezileştirmeye başlandı.”
“YAŞAMININ BÜTÜNÜNÜN EKOLOJİK BİR HALE GETİRİLMESİ GEREKİYOR”
Arif Ali Cangı, dünyanın geleceğinin kötü olduğunu vurgulayarak, “Bu nedenle her alanın ekolojik bir bakış açısına göre değerlendirilmesi lazım. Ekolojik bir hukuk, ekolojik bir siyaset gibi. Yaşamının bütününün ekolojik bir hale getirilmesi gerekiyor. Başka türlü barış mümkün değil. Doğayla barış her geçen gün bozulacak. Keşke öncelikle çevresel demokrasiyi sağlayabilsek” dedi.
“EMEK VE EKOLOJİ MÜCADELESİNİ BÜYÜTMELİYİZ”
Bahadır Özgür Ortak ise, “Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru” başlıklı değerlendirmesinde, ” Toplumun umutsuzluğa kapılma hali var. Kürt coğrafyasının büyük bölümü askeri alan ilan edildiği için ordaki topraktan çözülme doğal olmamıştır. Zorla göçertme uygulanmıştır. Kapitalist, talancı zinciri kıracak bir mücadele örgütlendiği zaman pek çok alanı etkileyecektir. Emek ve ekoloji mücadelesini büyütmeliyiz” şeklinde konuştu.
“KİMLİK BAĞLAMINDA YERLEŞMİŞ BİR TÜRKİYE VAR”
Cuma Çiçek “Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset” başlıklı sunumda, sınıf ve kimlik meselesini beraber düşünülmesi gerektiğini dile getirdi.
Cuma Çiçek, konuşmasında şunlara dikkat çekti:
“Bu rejimle önünüzü göremiyorsunuz. Türkiye topraklarının yüzde 20’sinde yâni Kürdistan coğrafyasında belirsizlik rejimi var. Yeniden merkezileşen ve merkezin elini her yere attığı bir rejim var. Belirsizlik rejimi; kurumsuzlaştırma, dışlama ve yok sayma üzerine kuruludur. Ortak gelecek ufku için ise kesişimsel siyaset gerekiyor. Türkiye’nin 25 su havzasında kriz var. Yine gıda ve kır krizi var. Kürt sorunu bir kaynak bölüşümü meselesidir. Türkiye’nin en yoksul bölgesi Kürt bölgesidir. Bunun için kaynağın mekansal dağılımını kimlikle düşünmemiz gerekiyor. Kimlik bağlamında yerleşmiş bir Türkiye var. Her kesimin, kimliğin yönetimini yerele bırakırsak muhtemelen bu sorunlar çözülür.”
PİRHA/İSTANBUL
Yoruma kapalı.