Alevi Haber Ajansi

Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

PİRHA-Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Alevi inancında mekanların kutsallığının toplumsallığıyla açıklanabileceğine dikkat çekerek, “Hafızanın taşıyıcı parçaları yok edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir” dedi.

Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar, türbeler, dergahlar akla gelir. Mekanlar aynı zamanda Alevi toplumunun tarihsel ve inançsal hafızasını da yarına taşımanın yerleridir. Son 30 yıldır ise Alevilik cemevlerinde yaşatılmaya çalışılıyor. Devletin Alevi inancını ve mekanlarını tanımaması sorunun merkezinde yer alırken, Aleviliğin devlete bağlama girişimleri de mekanlar üzerinden sürdürülüyor.

DAD Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ile, Alevi inancının ve toplumsallığının içinde ‘mekan’ı konuştuk.

ALEVİ İNANCINDA GEÇMİŞ VE GELECEK ANDA İKRARLIDIR

Alevilikte mekansal ortam ile insan ilişkisini nasıl okumak lazım?

Türkiye’de Alevilik üzerine yürütülen tartışmalar çoğu zaman inanç özgürlüğü, cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri veya kimlik siyaseti etrafında şekillenmektedir. Bunlar kuşkusuz önemli başlıklardır. Ama Alevilerin sorunu bu konu başlıklarını da içine alan ama daha kapsamlı bir analize ihtiyaç vardır. Ancak Alevi toplumunun son yüzyılda yaşadığı dönüşümü anlamak için daha derine inmek gerekir. Çünkü Aleviliğin yaşadığı kriz yalnızca bir inanç krizi değildir. Bu aynı zamanda bir mekân krizi, bir hafıza krizi ve bir toplumsallık krizidir.

Bugün birçok Alevi kurumu genç kuşakların inançtan uzaklaştığını, ziyaret kültürünün zayıfladığını, ocak sisteminin etkisini kaybettiğini ve cemlerin toplumsal işlevlerinin daraldığını tartışmaktadır. Fakat çoğu zaman sonuçlar konuşulurken nedenler yeterince sorgulanmamaktadır. Bu yaşananların tamamı kapitalist modernite sisteminden bağımsız değerlendirilemez.

Oysa temel soru şudur: Bir inanç sistemi, onu üreten zaman mekânlardan koparıldığında ne olur? Alevi inancında geçmiş ve gelecek anda ikrarlıdır. Günümüzde Aleviliğe ait inançsal hakikat, geçmiş neden anda birleşmiyor. Bir inanç, kültür yada hafıza anda birleşmezse geleceğe taşınır mı? Bir toplumsal hafıza, taşıyıcı coğrafyasından uzaklaştırıldığında nasıl dönüşür? Bir topluluk, kendi kutsal alanlarıyla bağını kaybettiğinde hangi örgütlenme biçimlerine yönelir? Mekandan uzaklaşma ile kültürün aktarımı arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soruların yanıtları bizi doğrudan mekân, hafıza ve iktidar ilişkisine götürmektedir.

“ALEVİ ZİYARETGAHLARI, OCAK MERKEZLERİ HAFIZANIN MADDİ TAŞIYICILARIDIR”

Ziyaretgahlar Alevi toplumu için neden önemlidir? Alevi toplumunun kutsal mekanla kurduğu ilişki nedir?

Fransız düşünür Henri Lefebvre, modern sosyal teorinin en önemli kavramlarından biri olan “mekânın üretimi” yaklaşımını geliştirmiştir. Lefebvre’ye göre mekân nötr değildir. Mekân toplumsal ilişkiler tarafından üretilir. Aynı zamanda toplumsal ilişkileri yeniden üretir. Yani insanlar mekânları yaratırken, mekânlar da insanları ve toplumsal ilişkileri şekillendirir. Mekanın üretimi ile toplumsal ilişkilerin üretimi arasında paralele bir ilişki vardır. Bu perspektiften bakıldığında Alevi ziyaretgâhları olan kutsal mekânlar, yalnızca dini alanlar değildir. Onlar tarih boyunca Alevi toplumsallığının üretildiği alanlardır. Komunalitenin yeniden üretildiği yerleşkelerdir. Bir ziyaretgâhın kutsallığı yalnızca orada bulunan türbeden kaynaklanmaz. Kutsallık toplumsallığı inşa ederse iktidar ilişkisinden uzaklaşır. Asıl kutsallık, yüzyıllar boyunca o mekânda biriken toplumsal ilişkilerden kaynaklanır. Cemler orada yapılmıştır, rızalık orada kurulmuştur, lokmalar orada paylaşılmıştır.

Ana dili bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılmıştır. Geçmiş ve gelecek bu mekânlarda ikrarlaşmıştır. Bu mekânlarda yeni kuşak ile eski kuşak bir aradadır. Topluma ait bütün değerler bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılır. Dış baskılara karşı bu mekanlar öz savunma mekanlarıdır. Kültürel ve toplumsal direniş bu mekânlarda inşa edilir. Dersim katliamı öncesi Sey Rıza kendisine ikrar veren ocak evlatları ve aşiretlerle Halwori’de bir araya gelip, ikrar verdikleri bilinen bir örnektir. Toplumsal hafıza orada aktarılmıştır. Dolayısıyla ziyaretgâhlar, Alevi toplumunun kendisini yeniden ürettiği mekânsal merkezlerdir. Zaman ve mekan olmadan kültür üretilmez. Bu nedenle bir ziyaretgâhın kaybı , Kutsal mekanın yol edilmesi yalnızca fiziksel bir mekânın kaybı değildir. Kapitalist modernite sisteminin demokratik toplum (Rıza toplumunun) kutsal mekanlarına yönelmesi, Eko-karım politikalarını hayata geçirmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir toplumsal üretim alanının ortadan kaldırılmasıdır. Toplumsallığı, komunalitenin yok edilmesidir.

Alevi inancında “mekan” sadece bir yer değildir. Halkın görünür, ruhların devriye olduğu mekanlardır. Bu hakikatten dolayı “mekan” mülk olarak kabul edilmez. Toplumsal hafızanın, kolektif hafızanın, tarihsel belleğin görünür olduğu mekanlardır. Kolektif hafıza kuramının kurucusu Maurice Halbwachs’a göre insanlar geçmişi bireysel olarak değil, toplumsal çerçeveler içerisinde hatırlar. İnsanın varoluş hakikati toplumsaldır. Toplumsallıkta insanlığın başlangıç evresi mevcuttur.

Hatırlamanın da mekânları vardır. Kollektif hafıza merkezleri toplumun evvelini hatırlatır. Ayrıca katliamların yapıldığı mekânlar travmaların, acıların yeniden canlandığı yerlerdir. Bir toplumun hafızası, belirli coğrafyalar( ziyaretler, mezarlar, çeşmeler, ulu ağaçlar, dağlar, ırmaklar, mağaralar…vs )ve semboller içerisinde korunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi ziyaretleri, ocak merkezleri, kutsal mekanları ve kutsal dağlar hafızanın maddi taşıyıcılarıdır. Hafızanın taşıyıcı parçaları yol edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Kapitalist modernite sisteminin dünyanın bir çok yerinde Rıza toplumunun hafıza taşıyıcı parçalarını yok etmesi boşuna değildir. Kendisine yönelik kültürel direniş damarını yok etmeye yönelik bir Eko-kırım, kültürel soykırımdır.

Düzgün Bawa, Ana Fatma, Ana Haskar, Ağuçan, Sultan Hıdır, Kureyşan, Bamasor, Şix Çoban ya da yüzlerce yerel ziyaret yalnızca inanç merkezleri değildir. Onlar aynı zamanda hafıza mekânlarıdır. Bir Alevi ziyaretine gittiğinde sadece dua etmez, gulbank okumaz, niyaz olmaz, lokma dağıtmaz, aynı zamanda geçmiş kuşaklarla yeniden ilişki kurar. Tarih, hafıza tekerrür eder. Kimlik yeniden inşa olur. Kimliğin taşıyıcı parçaları yenilenir, tekrar hatırlanır. Kim olduğunu hatırlar. Nereden geldiğini hatırlar. Topluluğun tarihini hatırlar. Ana dili akışkan olur. Kuşaklar bir birleri ile ruhsal, zihinsel olarak bir olurlar. Bu nedenle kutsal mekânların tahribi aynı zamanda hafızanın tahribidir. Toplumsallığın dağıtılmasıdır, yabancılaşmasıdır, birliğin dağıtılmasıdır. Toplumsal öz savunmanın etkisiz hale getirilmesidir. Bugün birçok genç Alevinin ocak bağlarını ya da ziyaret kültürünü yeterince tanımamasının nedeni sadece eğitim eksikliği değildir.

“OCAK SİSTEMİ DEVLET DIŞI BİR OTORİTE ÜRETMEKTEDİR”

Kentlere taşınan Alevilerin kutsallarla kurduğu ilişkide zayıflık yarattı mı? Cemevleri yeni mekanlar olarak nasıl bir kutsallık büründü?

Hafızanın üretildiği mekânlardan uzaklaşılmasıdır. Mevcut cemevlerinin ve dernek hattının çoğunlukla bu hafızayı yeni kuşaklara aktarmadığı gerçekliği orta yerde duruyor. Foucault’nun mekanın denetlenmesi ile iktidar arasındaki ilişkiye yönelik belirlemeleri son derece önemlidir.

Kutsal mekanlarımızın bulunduğu yerleşkelerde HES, JES, maden ocakları..vs yapılması sadece enerji elde etmek değildir. Alevi yerleşkelerinde, Kürt halkının ağırlıklı yaşadığı mekânlarda bu faaliyetlerin yapılması merkezi iktisatçı bir aklın siyasetinin sonucudur. Michel Foucault iktidarın yalnızca yasalarla ya da zor kullanarak işlemediğini söyler. İktidar mekânları düzenleyerek de işler. Mekanların ele geçirilmesi ile toplumun kontrol ve denetim altına alınması ile ilişkisine yönelik derinlikli söylemleri son derece önemlidir. Çünkü mekânın kontrolü insanların davranışlarının kontrolünü de beraberinde getirir.

Bu perspektiften bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi kutsal coğrafyalarına yönelik müdahaleleri yalnızca güvenlik ya da modernleşme politikaları olarak okumak eksik kalır. Dersim katliamı öncesi raporlarda Ocak sistemine ve kutsal mekanların dağıtılması, ocak pirlerinin yakılması, katledilmesi bu aklın sonucudur. Aslında yaşanan şey, alternatif bir toplumsallığın denetim altına alınma sürecidir. Devlet dışı oluşumların devlet denetimine alınmasıdır. Ocak sistemi devlet dışı bir otorite üretmektedir. Bu otorite iktidar üretmiyor. Dikey bir ilişkilenme değildir. Pirler devlet dışı bir meşruiyet üretmektedir. Ziyaretgâhlar devlet dışı bir hafıza üretmektedir. Alevi inancının temel ölçüsü ” arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak durmak ” ilkesidir. Bu ilkenin özü, devletten, iktidardan uzak, hakikate yakın olmaktır” Bu nedenle merkezileşme süreçleri aynı zamanda bu mekânsal ağların çözülmesini hedeflemiştir. Devletin istediği şey yalnızca toprak üzerinde egemenlik kurmak değildir. Hafıza üzerinde de egemenliktir.

“ZİYARETGAHLARIN ZAYIFLAMASI YALNIZCA İNANÇSAL BİR KAYIP DEĞİLDİR”

Özellikle kırım, soykırım uygulanan Alevi coğrafyasında mekana da yönelme olduğunu görüyoruz. Dersim Soykırımı bunun en acı örneğidir.

Elbette, 1937-38 Dersim’de yaşananları yalnızca askeri ya da siyasi bir soykırım olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu süreç aynı zamanda hafızanın mekânsal altyapısına yönelik bir müdahaledir. Bu anlayış “Tekke ve zaviyeler yasası” ile 1924 tekçi Ulus devlet anlayışının anayasası ile hukuki bir forma kavusturulmustur. Bu yasa ile Alevi hafızasına ait canlı kaynaklar (pirler, murşitler, rayberler…) denetime alınmış, yok sayılmıştır. Doksanlı dönemlerde başlayan olağanüstü hal, yasaklar, köylerin boşaltılması, ambargolar, sürgünler vs hafızanın, toplumsal yapının yok edilmesine yönelik bir anlayışın sonucudur. Sürgün edilen insanlar yalnızca evlerinden ayrılmamıştır. Ziyaretlerinden ayrılmıştır. Ocaklarından ayrılmıştır. Kültüründen, dilinden, komunalitenin, ekonomik üretimden, topraktan ayrılmıştır. Atalarının mekânlarından ayrılmıştır. Toplumsallıktan uzaklaşmıştır. Tarihsiz, hafızasız, belleksiz ve toplumsuz bırakmaktır. Hafızanın toplumsal çerçevesi dağıtılmıştır. Mekan Nahak anlayışın zihniyetine göre yeniden üretilmiştir. İnsanlar Hakk’a yürüyen yakınlarını köylerine getirip sıralayamadılar. Toplumu, toplumun önderlerini, hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk’a yürüyen canları mezarsız bırakmaları basit, sıradan bir olay değildir. Bir mezara sahip olmak bir tarihe, hafızaya, öyküye, direnişe sahip olmaktır. Kendi topraklarınızda bir mezarının olması sizin o topraklara dönmeniz yolunu açar, bir tarihe sahip olursunuz.

Halbwachs’ın kavramlarıyla ifade edersek, hafızanın toplumsal çerçeveleri parçalanmıştır. Lefebvre’nin kelamı ile söylersek, toplumsal mekân yeniden üretilmiştir. Foucault’nun diliyle söylersek, iktidar yeni bir mekânsal düzen kurmuştur. Bu nedenle Dersim meselesi yalnızca geçmişe ait bir travma değildir. Bugün hâlâ devam eden bir hafıza sorunudur. Bir hafızanın soykırıma ugratılmasıdır.

Murray Bookchin’in geliştirdiği komünalizm ve ekolojik toplum yaklaşımı, insan topluluklarının tarihsel olarak dayanışma, karşılıklılık ve ortak yaşam ilkeleri etrafında örgütlendiğini savunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi toplumsallığı birçok yönüyle komünal özellikler taşımaktadır. Musahiplik bireysel değil toplumsaldır. Lokma bireysel değil ortaktır. Rızalık bireysel değil kolektiftir. Cem bireysel değil topluluk merkezlidir. Komünal toplum modelinin yönetim formudur. Toplumun öz savunmanın inşasıdır. Alevilikte insan ancak toplum içerisinde kemale erer. Birey kemaletini toplumsallık içinde inşa eder. Kemalet ve marifet ehli olmak birbirine bağlıdır. Kemalet marifete yol açar, marifet kemalete. Kutsal mekânlar aynı zamanda kemalet ve marifet edinme yerleridir. Bu nedenle ziyaretgâhlar yalnızca dini mekânlar değil, komünal yaşamın merkezleridir. Toplum burada kendisini yeniden üretir, dayanışmasını örgütler, aidiyetini güçlendirir. Kimliği korur ve yeni kuşaklara aktarır. Dolayısıyla ziyaretgahların zayıflaması yalnızca inançsal bir kayıp değildir. Komünal yaşam biçiminin de zayıflamasıdır.

“ALEVİLİK PAYLAŞIMI, KOMUNALİTEYİ, NEOLİBERALİZM, KAPİTALİST MODERNİST ANLAYIŞ, TÜKETİMİ BÜYÜTÜR”

Bütünlüğün ve bir olmanın mekanları olan ziyaretgahların Alevililiğin sosyalitesi anlamında karşılığı?

1980 sonrasında neoliberal politikalar yalnızca ekonomik alanı dönüştürmedi, mekânı da dönüştürdü. Köyler boşaldı. Mahalleler parçalandı. Kamusal alanlar daraldı. Toplumsal ilişkiler piyasalaştı. İnsanlar giderek daha bireysel yaşam biçimlerine yönlendirildi. Söz konusu Aleviler olunca dernek hattı üzerinden Alevi toplumu kontrol ve denetim altına alındı ve başarılı da olundu. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ivme kazanması sürecinde, Kürt Alevilerin çoğunun bu mücadeleye ikrar vermesi, politik ve siyasi alanda özne olmaları tekçi ulus devlet anlayışını ürküttü. Sivas Katliamı Baba İlyas hattında bu mücadeleyi engellemeye yönelikti. Yine mekan üzerinde toplum kontrol ve denetim altına alınmak istendi. Kısmi de olsa başarılı da olundu. Alevi toplumu dernek hattına hapsedildi. Dernek hattı geleneksel örgütleme modeli olan Ocak Sistemi’ne adeta alternatif hale getirildi. Söylem boyutunda her ne kadar ki “Devletin Alevisi olmayacağız” denilse de yerel yönetimler “Aleviliğin Yerel Diyaneti” şeklinde hizmet verdi. Dernekler ocaklara alternatif, derneklerin resmi dedeleri pirlere alternatif oldular. Daha çok Türk İslam Aleviliği çoğu dernekte resmi tez olarak ritüel haline getirildi. Bu derneklerin çoğu adeta birer zigurat gibi resmi ideolojinin yerini aldı. Aleviler kendileri ile ilgili stratejik düşünmekten, sistemin “iyi” ve ” kötüsünün” dışında üçüncü alanda varolma mücadelesi vermediler.

Somut, güncel bir örnekleme olması açısından Kemal Kılıçdaroğlu bunun için bir model oldu. Daha kısa süre öncesinde birçok Alevi kurumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı, Atatürk ve Hazret-i Ali’nin fotoğrafıyla yan yana duvarlara asılmıştı. Bu dernekler şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğraflarını indirdiler. Burada kılıçdaroğlu’nu desteklemek amacıyla böyle bir cümle kurmuyorum. Alevi toplumunun stratejiden uzak, anlık ve sistem içinde sürekli birilerini ön plana getirip birilerini yok sayma hükmündeki bir anlayışları üçüncü alanda buluşmadıklarını, kendi hakikatlerini esas almadıklarını somut bir ifadesidir. Bu anlayışta Alevi toplumunu resmi ideoloji ile ilişkilendirir istem dışı olma anlayışından uzaklaştırır çok rahatlıkla kontrol ve denetime alınır.

Bu süreç Aleviliğin tarihsel toplumsallığıyla doğrudan çelişmektedir. Çünkü neoliberalizm bireyi merkeze koyar. Alevilik ise topluluğu. Alevilik paylaşımı, komunaliteyi, neoliberalizm, kapitalist modernist anlayış, tüketimi büyütür. Dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, endusrriyalizmi esas alır. Alevilik demokratik inancı, cinsiyet özgürlükçü anlayışı, 72 milletin bir araya gelerek 73 milletin oluşturduğu ‘Rıza Toplumu’nu esas alır. Bu topluma Gürühu Naci ve Gürühu Naciye ismini vermiştir. Bu nedenle günümüzde yaşanan inançsal çözülmeyi yalnızca asimilasyon ve devlet politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Kapitalist modernitenin yarattığı toplumsal parçalanmayı da hesaba katmak gerekir.

“HAFIZA YALNIZCA KİTAPLARDA YAŞAMAZ, MEKÂNLARDA YAŞAR”

Doğa üzerinde de on yıllara yayılan ve artarak devam eden bir tahakküm söz konusu. Toprağa, ağaca, suya niyaz olan, rızalık isteyen bir toplum olan Aleviler için doğa ne anlama geliyor? Eko-kırım politikalarına karşı nasıl yaklaşılmalı?

Kapitalist modernite doğayı ekonomik değer üzerinden tanımlar. Alevi inancı ise doğayı canlı ve kutsal bir varoluş alanı olarak görür. Çar anasırda bir libasa bürünen Halkın kendisidir , kelamı güçlü bir ekolojik anlayışı ifade eder. Bu nedenle son yıllarda kutsal dağların, ziyaret alanlarının, ormanların ve vadilerin maden ya da enerji projelerine açılması sadece çevresel bir mesele değildir.

Bu süreç aynı zamanda kutsal coğrafyanın metalaştırılmasıdır. Bir ziyaret alanının sular altında bırakılması yalnızca taşların yok edilmesi değildir. Orada biriken yüzlerce yıllık hafızanın da silinmesidir. Bu nedenle ekolojik mücadele ile inanç mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Özellikle ulus devlet anlayışını aşamayan solcuların,pozitivist ve kaba bilimsel bakış açısını esas alan kesimlerin ekoloji mücadelesinde inanç alanının mücadelesini tali durumda görmesi şirketlerin işini kolaylaştırmaktadır. Kutsal coğrafyanın savunulması aynı zamanda toplumsal hafızanın savunulmasıdır. Başka bir ifade ile: Yol’un geleceği hafızanın geleceğidir.

Bugün Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu temel mesele yalnızca eşit yurttaşlık mücadelesi değildir. Asıl mesele, toplumsal hafızanın yeniden üretilip üretilemeyeceğidir. Çünkü hafıza yalnızca kitaplarda yaşamaz. Mekânlarda yaşar. İlişkilerde yaşar. Ritüellerde yaşar. İkrar ve rızalık ile yürür. Ziyaretlerde yaşar. Pir’in, Ana kadının nefesinde can bulur. Sazın telinde evrene yayılır. Ocaklarda yaşar.

Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar zamanla yönlerini de kaybederler.

Aleviliğin önündeki temel mesele, geçmişe dönmek değil; hafızasını geleceğe taşıyacak yeni mekânlar, yeni ilişkiler ve yeni toplumsallık biçimleri yaratabilmektir. Geçmişi inkar etmeden an ve geleceğin şartlarına göre yeniden inşa edilmesinin yolunu bulmaları gerekiyor. Yol’un sürekliliği de tam burada, hafızanın ve mekânın birlikte savunulmasında yatmaktadır.”

Diren KESER/MERSİN

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.