PİRHA- Gülistan Doku dosyası, Munzur Üniversitesi’ndeki ilişki ağını yine gündeme getirdi. Ajansımıza konuşan üniversite çalışanı, tacizcilerin ve mobbing uygulayanların hala görevde olduğunu vurgulayarak, gerekli soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulundu.
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler Dersim’deki bürokrasi ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Munzur Üniversitesi sürecin başından itibaren “sessiz” kalırken, yürütülen soruşturmanın Munzur Üniversitesi’ne uzanıp uzanmayacağı merak konusu.
Gülistan Doku soruşturmasında Munzur Üniversitesi’ne dair milletvekilleri, “Munzur Üniversitesi’nde rektörlük makamı veya üniversite yönetimiyle bağlantılı olarak gündeme gelen taciz ve mobbing iddiaları hakkında herhangi bir savcılık soruşturması yürütülmüş müdür? Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin güvenliğine ilişkin şikayetler Bakanlığınıza, savcılıklara veya kolluk birimlerine ulaşmış mıdır? Munzur Üniversitesi’nde Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce veya sonra kadın öğrencilerin yaptığı taciz ve şiddet başvurularının akıbeti nedir? Gülistan Doku dosyası ile Munzur Üniversitesi’ndeki taciz ve mobbing iddiaları arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırılmış mıdır?” soruları kamu adına sorulurken, üniversite çalışanları da bu sessizliğin bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.
“TACİZCİLER GÖREVDE”
Adını vermek istemeyen Munzur Üniversitesi çalışanının aktardıkları ise, başka bir soruna da işaret eder nitelikte.
Munzur Üniversitesi’nin bir önceki rektörü Ubeyde İpek’in dönemin valisi Tuncay Sonel’in araya girmesiyle Süleyman Soylu üzerinden ikinci dönem rektör yapıldığını bizzat kendisinin sohbetlerde ifade ettiğini paylaşan çalışan, “Gülistan Doku cinayeti sonrasında neden hala Munzur Üniversitesi mercek altına alınmadı?” diye sordu.
Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademik ve idari personelin öğrencilere yönelik tacizleri hiçbir zaman gündemden düşmediğini hatırlatan çalışan, “Hatta hem Ubeyde İpek hem de mevcut rektör bu tacizcileri hala koruyup kolluyor. Bunlar hala öğrencilerin derslerine girip duruyorlar ki kimin çocuğu olsa tedirginlik duyar. Bunun yanında tarikatların şehirde üniversite öğrencilerini evlerde toplayıp ayinler düzenledikleri ve yine belirli tarikatlara yakın kişilerin rektör Kenan Peker tarafından korunup kollarak üniversite içerisinde etkin bir hale getirdiği de herkesin çok yakından bildiği gerçeklerdir” dedi.
“SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ”
Ubeyde İpek döneminde Barış Akademisyeni ve FETÖ’cü oldukları iddiasıyla üniversiteden onlarca kişi ihraç edilirken bizzat aynı gerekçeler ile Bank Asya hesapları ve Fetullahçılarla açık ilişkileri olmasına rağmen Ubeyde İpek’e yakın isimlerin dosyalarının sümen altı edildiğini idddia eden çalışan, şunları ifade etti:
“Bunlar açık ve nettir. Üstelik bu kişiler üniversitede hali hazırda da görev yapmakta olup, gerçekleştirdikleri usulsüz işlemler ve alımlarla devleti zarara uğratmalarına rağmen mevcut rektör Kenan Peker tarafından korunup haklarında tek bir işlem dahi yapılmamıştır. Savcılık gerek duyarsa sizin vasıtanızla bu isimlere dair delilleri sunabiliriz. Fakat şunun altını kalın harflerle çizmek gerekiyor. Bu incelemelerin bizzat savcılık tarafından yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu kişiler hakkında üniversitece her defasında göstermelik soruşturmalar açılıp üstü kapatıldığı gibi, bazen de soruşturmalarda bilerek usul hataları yapılarak aklanmalarının önü açılmaktadır”
“ALEVİLİK VE DERSİM HALA SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR”
Devlet yıllarca Dersim’i kategorik olarak olumsuzladığı için tarikatların önünün hep açık tutulduğunu belirten çalışan, “Tuncay Sonel örneğinde de gördüğümüz gibi birileri sürekli vatan-millet-sakarya edebiyatıyla her türlü usulsüzlük ve suçlarını devletin imkan ve olanaklarını kullanarak ört pas ettirdiler. Şimdi dönüp geriye baktığımızda demek ki fişlenen bu insanların rahatsızlıklarının boşuna olmadığı kanıtlanmış oluyor. Bir üniversite düşünün ki rektörleri her defasında geçmişin sömürge valileri gibi bu kentin kültürüne ve inancına yabancı ve düşman gözüyle bakan insanlardan seçiliyor. Ramazanda çay ocaklarını kapatıp çay servisini yasaklayan bugünkü rektör büyük bir pişkinlikle basına bunun yalan olduğunu ifade etti. Hadi Türkiye kamuoyunu kandırdı, peki bu devletin valisi, polisi ve istihbaratı bunu yaptığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama işte mesele Alevilik ve Dersim olunca birbirlerini ne yazık ki bırakmıyorlar” diye ifade etti.
“GÜVEN SORUNU VAR”
Yeni bir demokratikleşme sürecinin içinden geçildiğini vurgulayan çalışan “Fakat bizzat devlet içindeki art niyetli yöneticilerden ötürü bölge insanı güven duymuyor. Çünkü kendilerine değer verilmediği hissine bölgedeki yönetici profillerine bakarak çok rahat varabiliyorlar. Hem şehrin hem de üniversite personelinin istediği, bölge kültürüne yabancı olmayan bir rektörün atanması çok mu zor? diye sorarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“ELAZIĞLI REKTÖRLER KUŞATMASI”
“Mevcut Rektör’ün yapıyor gibi gözüktüğü herşeyin bir şov olduğunu şehirdeki herkes biliyor. Kanaatimce sadece hakkındaki taciz, usulsüzlük ve tehdit iddiları bugün bile cumhurbaşkanına iletilse bu makamda kalması mümkün görülmez. Üniversite resmen bir ‘Elazığlı rektörler’ kuşatması altında. Onlarca başarısızlığa imza atan, bir akademisyenden ziyade akademik ve idari personelin üzerinde tahakküm kurma arayışında olan Kenan Peker hakkındaki iddialar çok vahim. Hakkında onlarca haber ve Meclis’te soru önergesi verilmesine rağmen YÖK tarafından herhangi bir girişim bile başlatılmaması da düşündürücü. Devlet eğer bir valisi üzerinden herkesin gözüne batan bu olumsuz imajı düzeltmek istiyorsa kesinlikle toplumla barışık ve güven aşılayan bir rektör atamalı. Çünkü üniversite şehirde toplumsal dokuyu bozan kurumların başında görülüp yöneticilerinin olumsuz uygulamaları da buna tuz biber olmaktadır.”
(HABER MERKEZİ)
Yoruma kapalı.