Alevi Haber Ajansi

Ercan Geçmez: Aleviliği ‘kültür’ diyerek silen akıl, köyleri rant için insansızlaştırıyor-VİDEO

PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi toplumuna yönelik sistematik politikaları, inanç kimliğininin “kültür” adı altında etkisizleştirilmesini ve Alevi köylerindeki ekolojik talan projelerini PİRHA’ya anlattı. Geçmez, “Devleti şirket gibi yöneteceğiz diyenler, Orta Çağ zihniyetli tarikatlara borç ödemek için köylerimizi insansızlaştırıyor” dedi. 

SİYASETİN “SÜNNİ AĞALIĞI” VE İNANCA KÜLTÜR PRANGASI

Ercan Geçmez, iktidarın Aleviliği inanç kategorisinden çıkarıp folklorik bir öğeye indirgeme çabasının ideolojik kökenlerini deşifre etti. Devletin “aslolan Sünniliktir” anlayışıyla hareket ettiğini belirten Geçmez, şu çarpıcı tespiti yaptı:

“Siyasetin bakış açısı net: Onlara göre Sünnilik bu işin ağasıdır, asıl olandır. Alevileri ise sadece saz çalıp türkü söyleyen, semah dönen bir grup olarak görüyorlar. ‘Böyle ibadet mi olur? Bu olsa olsa bir kültür olur’ diyerek inancımızı yok sayıyorlar. Evet, akademik olarak bakarsanız sosyologlar dinin kendisinin de bir kültür olduğunu, kültürün bir yansıması olduğunu söyler. Ancak bu akademik bir tartışmadır ve siz bunu halkın arasında, insanların kutsal saydığı ibadetini küçümsemek için kullanamazsınız. Halkın pratiğinde ibadethane kutsaldır, din kutsaldır. Bizim oturmamız, konuşmamız da bir kültürdür aslında ama siyasetin buradaki amacı inancı değersizleştirmektir.”

“TARİKATLAR BİRER EKONOMİK SERMAYEYE DÖNÜŞTÜ”

Geçmez, Aleviliğe yönelik “kültür” tanımlamasının arkasındaki asıl nedenin, devleti kuşatan tarikat yapılarını memnun etmek olduğunu vurguladı. Tarikatların geldiği noktanın inançtan ziyade “ekonomik bir sermaye ve siyasi güç” olduğunu belirten Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün din, tarikatlar tarafından rehin alınmış durumda. Bu yapılar artık sadece inanç grupları değil; hepsi birer devasa ekonomik sermayelere dönüşmüş durumdalar. Bakanlıkları işgal etmişler, devleti ele geçirmişler. Siyasetçiler, halen Orta Çağ zihniyetiyle insanları yönetebileceklerini düşünen bu tarikatlara iyi görünmek için bu politikaları yürütüyor. Kendi iktidarlarını borçlu oldukları o tarikat liderlerine, onların siyasi gücüne karşı bir ‘borç ödeme dili’ kullanıyorlar. Ancak bu dilin ne Alevi toplumunda ne de bu ülkenin aklıselim Sünni yurttaşlarında bir karşılığı var.”

KENTLEŞME VE TOPLUMSAL BARIŞ: SİYASETİN DİLİ HAYATA YENİLDİ

Resmi ideolojinin ayrıştırıcı söylemlerinin kent hayatında nasıl çöktüğünü anlatan Geçmez, halkın kendi içindeki barışını şu sözlerle özetledi:

“Türkiye artık kentleşmeyle birlikte yeni bir sürece girdi. Kent hayatı; yeni komşuluk ilişkilerini, yeni söylemleri ve etkileşimleri beraberinde getirdi. Hayatında hiçbir Alevi ailesi görmemiş, onların inanç pratiğine şahit olmamış Sünni yurttaş, kentte komşusunun gerçeğini gördü. Kendi camisinin kendisi için ne anlama geldiğini bilen yurttaş, Cemevinin de Alevi için aynı kutsallıkta olduğunu bizzat yaşayarak anladı. Yani siyasetçiler ne derse desin, halkın pratikleri artık bu ayrımcılığı kabul etmiyor.”

VARTO VE ALEVİ KÖYLERİ: TESADÜF DEĞİL, PLANLI BİR İNSANSIZLAŞTIRMA

Özellikle Varto’da yoğunlaşan Jeotermal Enerji Santrali (JES) ve diğer yıkım projelerinin Alevi köylerinde yoğunlaşmasını tesadüf olarak görmeyen Geçmez, bu durumu 50 yıllık bir devlet stratejisi olarak tanımladı:

“Varto’da 16 Alevi köyüne yapılan projeleri bir tesadüf olarak göremeyiz. Bu bir devlet politikasıdır ve temelleri çok eskiye dayanır. 24 Ocak kararları ve 12 Eylül askeri darbesi bu politikanın en somut adımlarıydı. Ben buralardaki projeleri; bölgeyi insansızlaştırma ve oranın yeraltı-yerüstü bütün ekonomik değerlerine el koyma politikası olarak görüyorum. Hatırlayın, bu iktidar ilk geldiğinde ‘Biz burayı bir şirket gibi yöneteceğiz’ demişti. İşte bugün, o günlerden planlanan stratejiler uygulamaya konuluyor. Amaç, halkı toprağından koparıp buraları tamamen ticari alanlara çevirmektir.”

“SOSYAL DEVLETİ YIKMA MİSYONU”

Ercan Geçmez, bugünkü ekonomik ve ekolojik saldırının tarihsel köşe taşlarını hatırlatarak, sürecin bir bayrak yarışı gibi devam ettiğini belirtti:

“Bu zihniyetin bir geçmişi var. Onlardan önce ‘ablaları’ Tansu Çiller vardı. ‘Avrupa’nın son sosyal devletini yıkacağız’ diyerek 5 Nisan kararlarını alan bir zihniyetti bu. Ondan önce de ‘Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz’ diyen, liberal özgürlükten bahsedip her şeyi satan ama askeri vesayetin her sözünü kanun kabul eden bir anlayış vardı. Bu aktörler değişse de devletin önceden belirlediği politikalar sağ siyaset eliyle düzenli şekilde uygulanıyor. Bugün hedef Alevi köyleri; çünkü Alevi köyleri doğası bozulmamış, rantın henüz girmediği nadir yerlerdi. Şimdi buraları insansızlaştırıp ticari birer metaya dönüştürmeye çalışıyorlar.”

ALEVİ TOPLUMU BU KİRLİ POLİTİKAYI GÖRÜYOR”

Geçmez, konuşmasının sonunda bu planlı saldırılara karşı toplumun bilinçli olduğunu ifade etti:

“Bu politikalar sadece Alevileri değil, Türkiye’nin ortak yaşam iradesini ve doğasını hedef alıyor. Siyasetçilerin tarikat sermayesine hizmet eden dili ve devletin şirket mantığıyla köylere çökme girişimi, toplumsal barışın önündeki en büyük engeldir. Ancak halk artık hayatın içindeki gerçeği gördü ve bu eski zihniyetin dayatmalarına boyun eğmeyecektir.”

HABER MERKEZİ

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.