PİRHA- Siyasetçi Sebahat Tuncel, 8 Mart yaklaşırken savaş ve çatışmanın devam ediyor olması kadınlar açısından barış siyasetinin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdiğinin altını çizerek, “Barışı ve özgürlüğü bekleyen değil, mücadele ederek inşa eden bir noktada kendimizi konumlandırıyoruz. O açıdan yan yana durmak önemli ama sadece dayanışma değil, birlikte mücadele etmek ve geleceğimizi örgütlemek daha da önemli” dedi.
Yaklaşık 7 yıldır Sincan Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair sorularımızı yanıtladı.
“ORTADOĞU İÇİN EN İYİ ÇÖZÜM PROJESİ”
PİRHA: 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın yaptığı açıklama mevcut bölgesel kriz ortamında nasıl okunmalı? Bu çağrının Türkiye ve Ortadoğu siyaseti açısından somut karşılığı olabilir mi?
Sebahat Tuncel: 27 Şubat çağrısının yıldönümünde Sayın Öcalan’ın bir açıklaması daha oldu. Bence önemli ve anlamlıydı. Yani hem Kürt sorununun tarihselliği, ciddiyeti ve ortaya çıkarttığı sonuçları hem bölgesel kriz ve sorunları da iyi değerlendirerek bir barış stratejisi geliştirmenin önemini ifade etmişti. Aslında biz bugün bunu daha net görüyoruz. Özellikle İran saldırısıyla birlikte.
Sayın Öcalan’ın çözüm önerisi Demokratik Cumhuriyet perspektifi, esasda aslında bütün Ortadoğu için krizleri çözecek bir seçenek. Orta Doğu’daki bütün halklar aslında çok farklı kimliklerden ve çok farklı kültürlerden oluşuyor. Dolayısıyla bu kültür, inanç ve kimlikleri hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak, demokratik bir ortam sağlayacak, demokratik müzakere diye tanımlamıştı. Müzakere demokrasinin bir parçası olarak hem halkların kendi içerisinde aynı zamanda devletle de müzakere yapabilecek bir zemin.
Bu barış projesi bütün halklar için çok önemli. Aslında bütün Ortadoğu’nun barış projesi, güvenlik projesi ve özgürlük projesi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Sayın Öcalan’ın projesi Türkiye için de, Rojava için de, Suriye için de, İran için de, Irak içinde geçerli.
Bu sadece Ortadoğu halkları için değil, bütün dünyada benzer sorunlar yaşayan, çatışma yaşayan bütün ülkelerde çözüm projesi olarak ele alınabilir. Belki deneyimler, kültürel dokular farklı olabilir. Ama Ortadoğu için en iyi çözüm projesi.
“İRAN SALDIRISINDAN BÜTÜN DÜNYA ETKİLENECEK”
-İran’daki son askeri gerilim ve bölgesel çatışma riski bağlamında sizce Ortadoğu’da yeni bir savaş dalgası mı şekilleniyor? Bu süreç Kürt halkını ve bölge halklarını nasıl etkiler?
Sebahat Tuncel: Tabii aslında bu 3. paylaşım savaşını da Körfez Savaşı’na kadar götürebiliriz. Her defasında Arap Baharı ile birlikte yeni bir aşamaya geldi. İsrail-Filistin Savaşı’yla başka bir boyuta taşınmıştı. Şimdi İran’la birlikte daha bölgesel bütün Ortadoğu’ya yayılan bir savaş dalgasına dönüştü. Tabii ki bütün Ortadoğu halklarını etkileyecek, hatta bütün dünyayı etkileyecek. Ekonomik ve siyasi krizi, dünyayı bir krize sokacak o açıdan bu bir problem.
Tabii bu kriz ve kaos süreçleri bazen farklı imkanlar ortaya çıkarır. Kürt halkı İran’da çok yoğun uzun bir süredir demokrasi, barış ve özgürlük istiyor. Kendileri de açıklama yaptı. Ne İran rejiminden yana ne emperyalist müdahaleden yana olmadıklarını ilan ettiler. Ama Kürt halkının oradaki bütün halkların özgürlüğüne esas alan bir demokratik sistemi inşa etmek açısından kendilerini konumlandırmaları önemli. O açıdan savaş ve çatışma son bulduğunda, demokratik bir İran’ın şekillenişinde Kürtlerin bence çok belirleyici ve önemli bir rolü olacaktır.
“KADINLAR OLARAK DERHAL VE HEMEN BARIŞ İSTİYORUZ”
-8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, İran’daki kadın direnişi ile Türkiye ve Kürt kadın mücadelesi arasında nasıl bir tarihsel ve politik bağ görüyorsunuz?
Sebahat Tuncel: Aslında 8 Mart’a yaklaşırken savaş ve çatışmanın devam ediyor olması kadınlar açısından barış siyasetinin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Savaş ölüm demek, zulüm demek, işkence demek, taciz tecavüz demek, zorunlu göç demek, yoksulluk demek.
Savaş kadınların hayatını çok daha derinleştiriyor. O yüzden kadınlar olarak derhal ve hemen barış istiyoruz. Yani zamana yaymadan barış talebi gelişmesi önemli. İran bağlamında düşünürsek zaten İran’da çok uzun süredir kadınlar özgürlük talep ediyor. Mahsa Amini’in katledilişinden bugüne Jin Jiyan Azadi felsefesi aslında bütün dünyaya yayıldı.
Bu felsefe kadınların özgürlüğü, eşitliği kadar toplumun da eşitlik, özgürlükle bir arada yaşamasını ifade ediyor. Umarım savaş bir an önce son bulur ve biz demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamı hep birlikte inşa edebiliriz
“DAYANIŞMA DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELE, GELECEĞİ BİRLİKTE KURMA”
-Hem bölgesel savaş riski hem de içerisinde artan baskı politikaları düşünüldüğünde demokrasi güçlerine ve kadın hareketine bugün nasıl bir sorumluluk düşüyor? Önümüzdeki döneme dair de nasıl bir mücadele hattı öngörüyorsunuz?
Yalnız bu önemli bir konu. Sonuçta saldırı herkese. Kadın hareketine, sosyalistlere, işçi sınıfına, emekçilere, yoksulluklara, dolayısıyla erkek egemen kapitalist sistemin saldırılarına bir de kapitalizmin çıkarlarının ortaya çıkarttığı savaş gerçekliği olduğunda çok daha derinleşen bir süreç yaşanıyor.
O açıdan herkesin aslında demokrasi, eşitlik, özgürlük için yan yana durması, mücadeleyi büyütmesi gerekir. Ben aslında çok uzun süredir şunu söylüyorum; dayanışma değil birlikte mücadele, geleceği birlikte kurma. Sonuçta bu erkek egemen kapitalist sistem hepimizi etkiliyor. Savaşlar hepimizi etkiliyor. Sadece Kürtleri etkilemiyor. Yani Kürtlerin özgürlük mücadelesi aynı zamanda Türkiye halklarının, Arap halklarının, Fars halklarının da özgür geleceğini etkiliyor.
O açıdan yan yana durmak önemli ama dayanışma değil, birlikte mücadele etmek, birlikte geleceğimizi örgütlemek daha da önemli. Hele hele bu kaos ve kriz ortamında geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan da siyasi öncülüktür. Yani sosyalistlerin, solun halklara karşı böyle bir sorumluluğu var. Bu bir zorunluluk da aynı zamanda bir tercih değil.
Gerçekten savaş politikalarına karşı erkek egemenliğine karşı, patriyarkaya karşı, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin halklara sunacak bir seçeneğin olması lazım. Bu bir zorunluluk.
En azından biz Kürt siyasi hareketi, özgür kadın hareketi olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz ve barışın ve özgürlüğün gelişimi konusunda kendimiz mücadelenin bir parçası olarak bekleyen değil, mücadele ederek özgürlüğü getiren, mücadele ederek barışı inşa eden bir noktada kendimizi konumlandırıyoruz.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA
Yoruma kapalı.