PİRHA – 6 Şubat Maraş Depremlerinin yıl dönümünde Antakya’da acı ve öfke dinmiyor. Enkaz altında bırakılan binlerce insanın ardından bugün halk; rezerv alan ilanları, mülksüzleştirme politikaları ve altyapısızlığa mahkûm edilen konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Konuya dair PİRHA’ya konuşan depremzedeler, hak savunucuları ve sivil toplum temsilcileri, “Doğal afeti toplumsal bir katliama dönüştürdüler” diyerek ranta karşı direniş vurgusu yaptı.
6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen Antakya’da yaralar sarılmadı, aksine devlet eliyle yeni mağduriyetler üretildi. Yapılan anma ve açıklamalarda, devletin deprem anındaki ihmalleri ve sonrasındaki “ihya” adı altındaki rant politikaları eleştirildi.
“ENKAZLARA DEĞİL, BANKA KASALARINI KORUMAYA GELDİLER”
Deprem anında yaşananları anlatan 6 Şubat Platformu’ndan Mehmet Ali Ceylan, devletin refleksini “sınıfsal bir tercih” olarak nitelendirdi. Ceylan, ilk üç gün boyunca tek bir resmî yetkilinin gelmediğini vurgulayarak, “Geldiler ama banka kasalarını korumak için, bir avuç zenginin mal varlığını korumaya geldiler. Enkazlara gelmediler. Gönüllü gelen dostlara, yoldaşlara engel olundu, tırlara el koyuldu. Bu düzenin savunucuları enkazlara gelmeyerek doğal bir depremi toplumsal bir katliam sürecine dönüştürdüler” dedi.
Yurttaşlardan Süleyman Kocaoğlu da devletin gelmeyeceğini ilk saniyelerde anladıklarını belirterek, “Devlet buraya rant için geldi ve bu rantı insanlara depremden daha büyük zorluklar çektirerek yürüttü. Çocuklar hala çamurlu yollardan okula gidiyor, insanlar umut pazarlanarak konteynerlere mahkûm ediliyor” ifadelerini kullandı.
REZERV ALAN ADI ALTINDA YAĞMA VE RANT
İktidarın yürüttüğü projelerin aslında bir “yağma” süreci olduğunu belirten İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, rezerv alan ilanlarının halktan gizlendiğini kaydetti. Salmanoğlu, “Rezerv alanı ilan edilirken şeffaf olunmalıydı ama halk bilgi sahibi değil. Yüzde 40’lık bir borçlandırma var; tek evi olan insanların tamamen ücretsiz ev sahibi olması gerekirdi. Ofisler kuracağız dediler, o da kurulmadı. İnsanlar mülksüzleştiriliyor” dedi.
Ceylan ise şehir merkezindeki inşaat yükselişini “gözler önünde bir yağma ve rant” olarak tanımlayarak, doğaya ve çevreye uyumlu olmayan yapılaşmanın kültürel kimliği de tehdit ettiğini belirtti.
200 ÇOCUK PROTEZ BEKLİYOR, KADINLAR TRAVMAYLA BAŞ BAŞA
Depremin en ağır yükünü kadınların ve çocukların omuzladığını dile getiren yurttaş Necla Daloğlu, Antakya’da şu an 200’ün üzerinde ampüte çocuk bulunduğu gerçeğini paylaştı. Daloğlu, “Bu çocukların protezlerinin her 6 ayda bir değişmesi gerekiyor, maliyetler çok yüksek. Kadınlar kendi mahallelerinden koparılıp kilometrelerce ötedeki TOKİ’lere yerleştirilerek travmaya sürükleniyor. Antakya bir dünya mirasıdır; Hristiyan’ı, Yahudi’si, Ermeni’si bir arada yaşadık. Şimdi bu bağlar koparılıyor” diye konuştu.
“DAYANIŞMA VE DİRENİŞ SÜRECEK”
Tüm bu kuşatmaya karşı, depremin ilk günlerinde kurulan Dayanışma ve Direniş Koordinasyonları’nın hâlâ ayakta olduğu belirtildi. Suyunu, ekmeğini ve enkazdaki canını kendi tırnaklarıyla çıkaran Antakya halkı; rezerv alanlara, tarım arazilerinin gaspına ve mülksüzleştirme politikalarına karşı mücadelesini sürdüreceğinin altını çizdi.
Cevahir FINDIK/ANTAKYA
Yoruma kapalı.