Alevi Haber Ajansi

Ulusoy: Alevileri ortadan kaldırmak isteyen anlayış mekanlarını da ellerinden alıyor

PİRHA- Zaman ve mekan kavramlarını Alevilik açısından anlatan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Alevi toplumunu ortadan kaldırmak isteyen anlayışın, yaşadıkları mekanları Alevilerin ellerinden almak isteğini vurguladı. Ulusoy buna örnek olarak mültecilerin kalacağı iddiasıyla AFAD kampının yapıldığı Maraş Teroları (Sivricehöyük) ve Sivas’ın bazı köylerini örnek gösterdi. 

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nde “Alevilerin Varoluşsal Hakikatı: Mekan ve Zaman” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

Mekan konusunda Fransız düşünürü Lefebvre’nin sözlerini örnek veren Ulusoy, “Lefebvre’ye göre yaşanılan mekânı dört başlık altında kategorileştirmek mümkündür. Bunlardan ilki soyut mekân yani aşkın olan yer; ikincisi fiziki ve doğal mekân; üçüncüsü kültürel mekân ve son olarak düşünsel mekândır. İnsan genel anlamda sayılan dört mekân arasında gider gelir ve kendini yeniden var etmeye çalışır.” dedi.

1950’li yıllar öncesi Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar vb. yerlerde kurulmuş olan köy, mezra ya da tek haneli yerleşim alanlarının akla geldiğini belirten Ulusoy, “Bektaşi tolumu için ise daha çok kent merkezleri ya da yakın çevresi yaşam mekânı olmuştur” dedi.

ALEVİLER FARKLI MEKANLARDA OLSALAR DA İNANÇ, İTİKAT, YOL ORTAK”

“Alevi Bektaşi toplumun farklı mekânlar yaşıyor olmaları dünya görüşleri, yaşama bakışları, teolojik algılarının farklı olduğu anlamına gelmemeli; çünkü her iki toplumsal kesimin inanç, itikat, Yol, erkân ve düstur ve felsefi açıdan büyük ölçüde ortak yönleri bulunmaktadır” diyen Ulusoy şunları dile getirdi:

“Tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı farklı mekânlarda varoluşlarını yeniden üretmişlerdir. Bu anlamda gidilen yayla, geri dönülen kışlak, ekilip biçilen tarla, vakfiyelerin akarları ve arazileri, tekke, dergah ve zaviyelerin etrafındaki mal varlıkları, kutsallık atfedilen kaya, ağaç, çeşme, tepe, dağ vb. doğal alanlar Alevi Bektaşi toplumun fiziki ve doğal mekânını oluşturuyordu. Sosyal yaşam, yardımlaşma, dayanışma, inanç, inanç kurumları, bu kurumların birbiriyle olan ilişkilerinin tamamı ise kültürel ve düşünsel mekânı ifade eder. Soyut ya da aşkın mekân ise tüm bu sayılan ve anlatılanları kapsar. Çünkü görgü, musahiplik, ikrar, dar didar cemlerinde pirine, rehberine, mürşidine ve toplulukta bulunan tüm canlara gönülden niyaz etmen, yanından geçtiğin taşa, ağaca, kayaya kutsallık atfetmen işin yalnızca saygı boyutunu ifade etmez, aynı zamanda itikadi anlamda bir hizmeti de içerir.”

MEKANA GİRMEDEN ÖNCE RIZALIĞIN ÖNEMİ

Veliyettin Ulusoy, cemin yapıldığı bir mekâna girilmeden önce içinden gelinen topluluktan rızalığın alınması ya da topluluğun rıza göstermesi; meydanı Ali’ye girmeden evvel mürşidin rızalık vermesi bir gibi” dedikten sonra “Muhammed de, Kırklar Meclisi’ne girerken kendisine gösterilen rıza sonucu dâhil olabilmiştir” hatırlatmasında bulundu.

“İNSANLARIN TANIMLAMADIĞI BİR MEKAN, MEKAN DEĞİLDİR”

Ulusoy, insanlar tarafından adlandırılmadan, tanımlanmadan ve temsil edilmeden bir mekân, mekân olamaz” diyor ve ekliyor:

“Mekânı kurgulanmış bir olgu olarak gören bu bakış açısında mekânın insanlar tarafından yorumlanması, anlatılması, algılanması, hissedilmesi ve hayal edilmesi onu var eden ön koşullardır. Dolayısıyla Alevi Bektaşi toplumunda bir yerin mekân olarak nitelendirilmesinde insan faktörü büyük rol oynamaktadır. Buradan hareketle Alevi Bektaşi inancında yer alan tecelli etme, zuhur etme, insan hakta hak insanda vb. anlayışlar soyut mekân ile ilişkilendirilebilir. Ama bunun pratik hayattaki karşılığı hizmettir yani yaşanılan dünyayı güzel, anlamlı ve yaşanılabilir kılmaktır.”

“İNSANLARIN ANLAM YÜKLEDİKLERİ MEKANDAN KOPARILMASI TAHRİP EDİCİ”

“İnsanlar ve mekân arasındaki duygusal bağın oluşumu, mekânın fiziksel gerçekliğiyle insanların ona yükledikleri anlamı bir araya getirir” ifadesini kullanan Ulusoy, “İnsanların mekânla kurdukları bağ doğrudan o mekânla ilişkili olarak yaşadıkları kişisel deneyimlerin sonucudur. Diğer yandan bu olgu fiziksel gerçekliğinden öte, bireylerin ona yükledikleri anlam ve değerlerle ele alırken bir diğer noktada mekânın kaybıdır. Yani insanların anlam ve değerler yükledikleri mekândan kopması, kişisel ve kolektif kimlik ve hafıza açısından tahrip edici sonuçlara sahiptir” diye yazdı.

“ALEVİ TOPLUMU GÖÇ ETTİ, YOL’LA KOPUŞ YAŞANDI”

Son 100 yıl için Alevilerin mekân ve zaman içindeki hareketliği incelendiğinde Alevi toplumunun iki yönü ile göç ettiğini ifade etmek mümkün” diyen Ulusoy, bunu şöyle açıkladı:

“Birincisi yeryüzünde yaşayan diğer topluluklar gibi yer ve mekân değiştirdi. İkincisi ise Alevi toplumunun temel kurumları olan dedelik, pirlik, rehberlik, mürşittik, taliplik vb. temel kurumların göç etmesi; bir nevi topluluk ile Yol arasındaki kopuş. Oysaki Aleviler, La mekân ehlini bilirler, aynı şekilde rıza şehrini de çok daha iyi bilirler. Buradan sunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Alevi toplumunu asıl var eden inancın göçtüğünü fakat bir farkla yolun, erkânın göçü değil bu; tam tersi Alevi toplumun göçüdür. Çünkü çeşitli nedenlerle metropollere göçen ilk kuşak hayati anlamda yaşamını idame ettirebilmek için inancını, erkânını, yolunu devam ettiremedi. Kısmen gizlemek ve saklamak zorundaydı. Yaşadıklarından çıkardığı dersler ile ikinci kuşağın daha iyi bir eğitim, daha iyi bir iş, daha güzel yaşam ve daha güvenli bir mekânda hayatını devam etmesi için yolu, erkânı, temel öğretiyi çocuğundan belki de haklı olarak gizledi. Burada birey geleneksel olan yaşam değerleri ile kentin yaşam değerleri arsında uzunca süre bir gel gitler yaşadı.

“BEN KİMİM, NEYE İNANIYORUM, SORULARININ CEVABI ARANIYOR”

Üçüncü kuşağa geldiğimizde ise peki “ben kimim, nerden geldim, neye inanıyorum, inancımın temel değerleri nelerdir, bunları bana kim öğretecek, unutturan kim, hatırlatacak olan kimdir” bu vb. soruların cevabını aramaktadır. Dünyadaki değişimler ile birlikte Alevi toplumunun değişim ve dönüşümleri dikkate alındığında topluluk ile Yol arasında doğan boşluk veya kopuşa ilişkin kimseyi yargılama ya da sorumluluk atfetme gibi bir yaklaşımız da doğru olmaz.

“ALEVİ TOPLUMU TALİP OLARAK YOLU SÜRMELİ”

Yol nevi şahsına münhasır bir hakikat olarak sonsuzluğun döngüsü içerisinde vardır. İnancın, erkânın, öğretinin bir sonraki kuşaklara aktarılmasının en önemli koşullarından biri ise topluluğun talip olarak Yolu sürmedir.

“ADALET VE HAKKANİYETTE ÖLÇÜ HER DAİM VİCDANLARININ SESİ OLDU”

Zaman ve mekân içerisinde, Alevi toplumu tarihin bütün dönemlerinde zulüm, baskı, katliam ve asimilasyon politikaları ile yok edilip, ortadan kaldırılmak istendi, yaşam hakkı tanınmadı. Hakikat olarak bildikleri bir olgusal gerçeklik vardı: yetmiş iki millete bir nazar ile bakmak ve buradan hareketle ister savaş ortamında ister sulh ortamında adalet ve hakkaniyette ölçü her daim vicdanlarının sesi oldu. Zaman ve mekân içerisinde komşu hakkı her an gözetildi ve bir an olsun komşu inanç mensuplarının bir üyesini dahi asimilasyona tabii kılmadılar.”

“ALEVİLERİN MEKANALRI ELLERİNDEN ALINIYOR”

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy, “Bu gerçekliklere rağmen, Alevi toplumunu ortadan kaldırma politikasını güden anlayış bugün Alevilerin yaşamış olduğu mekânı ellerinden almaya çalışmaktadır” dedi ve şu örneği verdi:

“Örneğin, Maraş Sivricehöyük ve çevre köyleri, Sivas’ın bazı ilçe ve köyleri, metropol kentlerde Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı semtler. Sözümüz zaman veya mekânadır, kavli ile bir kararda duran Haktır, karanlıktan aydınlığa giden yolu birleyen Hakikattir, her zamanın bir sahibi, her mekânın bir bekçisi, gözetleyicisi vardır.”

(HABER MERKEZİ)

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak