Alevi Haber Ajansi

Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife

dersim-kocgiriAyşe HÜR

Rivayete göre Nureddin Paşa, “Zo [Ermeniler] diyenleri temizledik. Lo [Kürtler] diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim” demişti. 500 asiyi kendi deyimiyle ‘temizledi’, ‘tepeledi’. 2 bin kişiyi Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürdü.

Tarihi Dersim Sancağı’nın batısında yer alan Hafik (Koçhisar), Zara, İmranlı, Refahiye, Kemah, Divriği, Kangal, Kuruçay ve Ovacık coğrafyasında 135 köyde yaşayan, ezici çoğunluğu Kızılbaş Kürt/Zaza olan Koçgirililer, Dersim bölgesinin geneli gibi, 20. yüzyılın başlarına kadar devletle, İstanbul’la pek sıcak ilişkiler içinde olmamışlardı. Sorunlar devletin resmi belgelerinde ağırlıklı olarak ‘asayişsizlik’ başlığı altında toplanıyordu. Ancak 1908’de Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edilmesiyle ortaya çıkan özgürlük ortamında kurulan Kürt cemiyetlerinden bazıları Dersim’de de faaliyet göstermeye başlayınca milliyetçi uyanışın ilk filizleri de belirlemeye başladı. Koçgiri aşiretleri 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti (KTC) ile temasa geçtiler. 1919’da İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği’yle özerklik için görüşenler arasında Koçgiri eşrafından kişiler de vardı.

Wilson’un 14 ilkesi

Şubat 1920’de, Koçgirililer, ABD Başkanı Wilson’un ünlü ‘14 İlkesi’nden, savaş sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olmayan halklarına özerklik verilmesini öneren 12 ilkesi uyarınca özerklik taleplerini yaşama geçirmek üzere harekete geçti. Hareketin liderliğini II. Abdülhamid tarafından paşalık rütbesi verilen İboların (Koçgiri aşiretlerinin en büyüğüydü) reisi Mustafa Bey’in oğulları Alişan ve Haydar beyler ile bu beylerin maslahatgüzarı olan Alişer (Alişir) Bey yapıyordu. (Mustafa Bey, 1902’de Kürtlerin bayramlarını müsabakalarla kutladığı gerekçesiyle, devletçe zehirlenerek öldürülmüştü.) Alişer Bey’in Birinci Dünya Savaşı sırasında bir süre ortadan kaybolduğu, bu süre içinde Ermeniler ve Ruslarla bölgenin siyasi geleceği için görüşmeler yaptığı, ancak bu görüşmelerin bilinmeyen bir nedenle başarısız olduğu ileri sürülmüştü. Nitekim Alişer Bey, 1917’de Rus ordusu Erzincan’a doğru yürürken ortaya çıkmıştı.

Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi. Bu şahsiyetlerin hepsi de bölge standartlarına göre iyi eğitim görmüşler, devlet işlerinde tecrübe edinmişler, güzel konuşma ve yazma becerilerine ve en önemlisi milliyetçilik bilincine sahiplerdi. Ancak Koçgiri aşiretlerinin ana kitlesi için böyle bir bilinçten söz etmek imkânsızdı.

Bu yüzden ekipten Alişan Bey, kendisini ‘Halife Ordusu Müfettişi’ ilan etti ve Kızılbaş da olsalar, Koçgirililerin bildiği tek otorite olan padişahın asker toplanmasına izni olmadığı propagandası ile Ankara’nın aleyhine çalışmaya başladı. KTC’nin bölgede dağıttığı bildirilerde, bölge halkından, huzursuzluk çıkarmamaları ancak Milli Mücadele’ye (Ankara güçlerine) de katılmamaları, çünkü büyük devletlerin yakında Kürtlerin haklarını verecekleri propagandası yapılıyordu.

Ankara’dan talepler

Öyle ki, Temmuz 1920’de Alişan Bey’in güçleri Kangal-Zara bölgesini kontrol etmeye başladı. Ağustos ayında, Refaiye yöresinden Şadan Aşireti’nin reisi Paşo’nun adamları Ankara’ya bağlı bir birliğe saldırdı. Ardından Alişan Bey Refahiye’yi, kardeşi Haydar Bey İmranlı’yı kontrol altına aldı. Kasım ayında aşiret liderleri Hozat’ta bir araya geldi. 25 Kasım 1920 tarihli toplantıda Ankara hükümetine yönelik bir bildiri hazırladılar. Bildiride Ankara’ya 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Barış Antlaşması’nın Elazığ, Diyarbekir, Bitlis ve Van vilayetlerinde bağımsız Kürdistan kurulmasını öngören maddeleri uyarınca Dersimli aşiretlere özerklik verilmesi çağrısı yapılıyordu. Ayrıca Elaziz (Elazığ), Malatya, Sivas ve Erzincan hapishanelerindeki tutulu Kürtlerin salıverilmesi; Türk memurların ve askerlerin Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu bölgelerden çekilmesi talep ediliyordu.

Meclis’teki siyasi çatışmalar ve Anadolu’nun dört bir yanında patlak veren iç isyanlarla meşgul olan Ankara hükümeti nihayet durumun ciddiyetini kavradı ve aralık ayında bölgeye bir ‘Nasihat Heyeti’ gönderdi. Heyet, Ferhatuşağı Aşireti Reisi Diyap Ağa, Abbasan Aşireti reislerinden Meço Ağa, Karabal Aşireti’nden emekli süvari binbaşısı Hasan Hayri Bey ve amcaoğlu Ahmet Ramiz Bey ile Mustafa Zeki Bey gibi bölge liderlerini Dersim milletvekili olarak Meclis’e katılmaya ikna etti. Çünkü Dersimli liderlerin kulaklarına Sevr’in sadece Kürtler/Zazalar için değil Ermeniler için de bazı fırsatlar sunduğu fısıldanmıştı. Bölgede bir Ermeni devletinin kurulması olasılığı bölge liderlerinin Ankara’nın yanında saf tutmasını sağlayıvermişti.

Diyap Ağa BMM’ye nasıl katıldı?

Dönemin tanıklarından Enver Behnan (Şapolyo) Bey, 27 Temmuz 1931 tarihli Yenigün gazetesinde yayımlanan röportajında Diyap Ağa’nın nasıl milletvekili olmayı kabul ettiğini şöyle anlatmıştı: “Gâvur Anadolu’yu sardı: Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran bir paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu paşanın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı. Sonra Sivas’a, oradan da Ankara’ya gelmiş. Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım. Bana ‘Gitme, ölürsün’ dediler. ‘Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek’ dedim. Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu, gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elâziz’e geldim. Elâziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım…”

Aynı günlerde 72 Kürt ve Zaza milletvekili, üzerlerinde yerel giysileri olduğu halde Meclis’e getirildiler ve İtilaf Devletleri’ne Ankara hükümeti ile beraber olduklarını bildiren bir telgraf çektiler. Bu tavrı içine sindiremeyen Alişer Bey ve adamları Erzincan Valisi Ali Kemali Bey’e göre Divriği-Kangal arasındaki Hasan Baba Tekkesi’nde, Nuri Dersimi’ye göre Kangal Yellice’deki Hüseyin Abdal Tekkesi’nde toplanarak harekete geçme kararı aldılar. İsyancılar 6 Mart 1921 günü Ankara’nın gönderdiği birliklere saldırmaya başlayınca (6. Süvari Alayı’nın kumandanı Binbaşı Halis Bey’i de öldürürler) asileri tepelemek için Sivas, Erzincan ve Elazığ’da sıkıyönetim ilan edildi. Ardından 13 Mart 1921’de ‘Sakallı’ Nureddin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu bölgeye gönderildi. Rivayete göre Nureddin Paşa görev yerine giderken “Zo [Ermeniler] diyenleri temizledik. Lo [Kürtler] diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim” demişti. Gerçekten de Giresunlu Topal Osman’ın 47. Müfrezesi’nin de yardımıyla Nureddin Paşa kısa sürede görevini başarıyla (!) tamamladı. 500 asiyi kendi deyimiyle ‘temizledi’, ‘tepeledi’. 2 bin kişiyi Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürdü.

Koçgiri isyanı bastırıldıktan sonra üç aylığına Sivas Valiliği yapan Ebubekir Hazım (Tepeyran) Bey’in Nureddin Paşa’nın faaliyetlerine ilişkin olarak TBMM’ye sunduğu raporda şunlar yazılıydı: “Ümraniye bucağı ve Zara ilçesinin merkezine bağlı (…) 132 köy, savaşan düşman istihkâmları gibi yakılmış, yıkılmış ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağma olunmuştur. Binlerce nüfus da dağlarda, kırlarda, açlıktan ve yoksulluktan ölüme bırakılmıştır…” (Vali Bey, yıllar sonra kaleme aldığı anılarında “Yazmadıklarım, yazamadıklarım, yazmak azabına tahammül ettiklerimden az değildir” diyecekti.)

Af ve sonrası

Hükümet isyanın bastırılmasını yeterli görüyordu ama Nureddin Paşa bölgeye yönelik sert tedbirlerin devam etmesinden yanaydı. Özellikle Dersimli Kızılbaş aşiretlerin ‘bir daha ayağa kalkamayacak şekilde dağıtılmasında ve Anadolu’nun değişik yerlerine serpiştirilmesinde’ ısrarlıydı. Ancak Meclis bu teklifi reddetti ve mesele küllenmeye bırakıldı. 17 Haziran 1921’de Alişan ve Haydar beylerin etrafı sarıldı ve Ankara duruma hâkim oldu. Nuri Dersimi ve Alişer Bey kaçmayı başarmıştı. 300 civarında isyancı ölüm dahil çeşitli cezalara çarptırıldıysa da Ebubekir Hazım Bey’in telkinleriyle affedildi.

Bu tarihten sonra da Dersim milletvekilleri Kürt milliyetçilerine değil, Kemalist harekete destek vermeye devam ettiler. Örneğin Diyap Ağa, Enver Behnan Bey’in yukarıda sözü edilen röportajındaki “Hiç Millet Meclisi kürsüsüne çıktın mı?” sorusuna da şöyle cevap vermişti: “Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım, kürsüye çıkıverdim. Gene sustular: ‘Lâilaheillâh Muhammedünresullâllah’ dedim. ‘Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız’ dedim. Gene el çırptılar, İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu.”

Bu desteğe rağmen, 1923 Ağustos’unda faaliyete geçen İkinci Meclis’te Diyap Ağa ve arkadaşları yer almadığı gibi, 1925’te Diyap Ağa Diyarbakır’a sürüldü, Hasan Hayri Bey Kürtçülük yaptığı için idam edildi. 1926 yılından itibaren Ankara, Dersim’i kesin şekilde zapturapt altına almak için kolları sıvayacak, yazılan acı reçetelerin sonucu da 1937-1938 Dersim Kırımı olacaktı…

İsyanın liderlerinden Alişan Bey ve Haydar Bey, affın ardından bir süre Erzincan’da kaldıktan sonra Koçgiri’ye dönme izni almışlardı. Ancak 1923’ten sonra İstanbul’da ikamete zorunlu tutuldular. 1931’de affedilerek İmranlı’ya döndüler. 1933’te Zara Kaymakamı Şükrü Bey’in Alişer Bey’in karısı Zarife’nin kardeşi Gaxur aracılığıyla düzenlediği bombalı suikastta Alişan Bey parçalanarak ölürken Haydar Bey yaralı kurtuldu.

Baytar Nuri Dersimi ile Dersimlilerin deyişiyle Alişer Efendi ve karısı Zarife Hanım, Koçgiri yenilgisinden sığındığı Koçuşağı Aşireti’nden sonra Dersim’e geçti. Nuri Dersimi Ankara ile temasını hiç kesmedi, merkez ile Dersim aşiretleri arasında mekik dokudu, 1937’de I. Dersim Harekatı sırasında Halep’e geçti ve 1973’te Suriye’de öldü.

Alişer Bey ve karısı Zarife Hanım ise Dersim’e, Seyit Rıza’nın köyüne yerleşmişti. Alişer Bey, Dersim’de kaldığı süre içinde siyasete karışmadı, eskisi gibi Kürtçe ve Türkçe yazılar, şiirler yazmaya devam etti. Birbirine çok bağlı olan ve birbirini ‘Heval’, ‘Hevale’ (yoldaş) diye çağıran çiftin çocukları olmadı. Nuri Dersimi’nin anlattığına göre “O (Zarife) aslan ki kendi döneminde okuma-yazma bilen, hem siyasi hem de askeri bir Kürt kadınıydı. Çok sefer Alişer bir şey yapmadan önce onun düşüncesini sorar, fikrini alırdı. Ona sormadan karar vermezdi. Zarife savaşçıydı. Çok sayıda bayan da onunla birlikte savaştılar. Onlar da silahlıydılar. Çarpışmalar başlamadan önce silahlı eğitim aldılar, yaptılar.”

Rayber ve Zeynel’in ihaneti
seyitrizaogluseyithasan

I. Dersim Harekâtı’nın şiddetlendiği günlerde, Nuri Dersimi Halep’e giderken, Seyit Rıza’nın önerisiyle Sovyetler Birliği’ne sığınmaya karar veren Alişer Bey ve Zarife Hanım Tujik Dağı’nda bir mağaraya gizlenmişti. Seyit Rıza’nın devletle işbirliği yapan adamlarından Zeynel ve dört arkadaşı 9 Temmuz 1937’de güya çifti ziyaret etti. Çift, tuzağa düşürüldüklerini anlayınca silahla karşı koydu ama sonunda yenik düştü. Zeynel durumu Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlu Rayber’e bildirdi. Rayber, Seyit Rıza’nın oğlu İbrahim’in 1933’te Sin baskını sırasında öldürülmesinin şüphelisiydi. Dolayısıyla, amcasının kendisinden bir gün mutlaka hesap soracağını bilerek yaşayan Rayber için devletle işbirliği yapmaktan başka çare yok gibiydi. Devlet de bu zorunluluğu para ve övgülerle destekleyerek Rayber ve Zeynel gibileri devletin muhbiri ve milisi haline getirmişti.

Zeynel ve Rayber, çiftin kesik başlarını ve Alişer’e ait kitap, yazı ve şiir tomarını ve değerli eşyalarını Alpdoğan Paşa’ya teslim edip, ödüllerini aldı. Çiftin kesik başlarının fotoğrafını çeken Albay Nazmi Sevgen’e göre, başsız bedenleri gömülmeyip çürümeye terk edilmişti ancak yerel kaynaklar bu iddiayı reddediyor ve cesetlerin cinayetin gerçekleştiği Palaxine mağarasının yakınına gömüldüğünü söylüyor. Merak edenler olabilir; Zeynel Top devletle işbirliğinden vazgeçti, ancak Rayber göreve devam etti, buna rağmen 1938’de parasal anlaşmazlık sonucu devlet güçleri tarafından hem kendi hem oğulları öldürüldü.

Alişer Efendi ve Zarife Hanım’ın acı sonu

Özet Kaynakça: Mustafa Balcıoğlu, İki İsyan (Koçgiri, Pontus) Bir Paşa (Nureddin Paşa), Nobel Yayınları, 2000; Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Doz Basım Yayın, 1997; Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması, Tekin Yayınevi, 1991; Nazmi Sevgen, Tarih Dünyası Dergisi, S. 9, 15 Ağustos 1950; Evin Aydar Çiçek, Koçkiri Ulusal Kurtuluş Hareketi, APEC Yayınları, Stockholm 1999 (Rayber fotoğrafı Çiçek’in kitabından alınmıştır).

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak