PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Gözeleri’nde açılan Mescit’e dair yaptığı paylaşımda, “Biz coğrafyamızda tüm halkların inançlarının eşit, onurlu ve adil bir yaşam sürmesi için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla azıcık vicdanı olan herkes de bu meselenin sadece “bir mescit meselesi” olmadığını çok iyi bilir. Her inanca saygılı ve hoşgörülü olmak gerektiği söylenirken, eşitsizliği büyüten uygulamalarla karşılaşıyoruz; itiraz tamda buradadır. Bu eşitsizlik, ancak tekçi zihniyetle mücadele edilerek aşılabilir” dedi.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Gözeleri’nde açılan Mescit’e dair tartışmalara ve Tunceli Valisi tarafından yapılan açıklamalara sosyal medya hesabından tepki gösterdi.
“Vali Bey! Hem vali olarak hem de kayyım valisi olarak bazı temel esaslarda yanlış yapıyorsunuz” diyen Kordu, “Kayyımlar eninde sonunda gidecek ve halkın belediyesi yine halkın iradesiyle yönetilecektir. Bunu sizde biliyorsunuz! Darbe ile aldığınız belediye meclis ve encümen toplantı kararlarınızda ortak akıl ile alınan kararlardan bahsedip duruyorsunuz” dedi.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tunceli Valisi’ne şu soruları yöneltti:
“Hangi ortak akıl ile çalışıyorsunuz? Seçilmiş iradenin yerini gasp ederken hangi ortak akıldan bahsedilebilir?
Her fırsatta kullandığınız “devletin tüm imkân ve olanaklarını” arkanıza alıp, itiraz etmeyen ya da edemeyecek olan ortak akıldan mı bahsediyorsunuz?
Devletin tüm imkân ve olanaklarını ne için kullanıyorsunuz?
Belediyenin iş hanlarını, arsalarını satışa çıkararak mı, devrederek mi hangi ortak akıldan bahsediyorsunuz?
İşçileri belediyeden çıkararak mı ortak akıl işletiyorsunuz?
Mameki festival ve kültürel etkinlik adı ile yapılan etkinlikler tüm olanak ve imkanlar kullanılarak yapılırken kentin doğasını, coğrafyamızın kadim kültürünü, inancını, dilini, kimliğini görmezden gelerek mi ortak akıl işletiyorsunuz?
Güvenlikçi politikalarınız ile kentin dört bir yanına kurduğunuz kontrol noktaları ile halka sürekli potansiyel suçlu muamelesi yaparak mı? ortak akıl, kimin ortak aklı bu?
Coğrafyamızın kadim inancının hâlâ tanınmadığı, kabul edilmediği; üstelik Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde asimilasyonun devam ettirilmek istendiği bir zihniyetin var olduğunu bilerek, neden sorumluluğunuzda olan bu konuyu coğrafyanın kültür ve inancındaki hassasiyetleri görmezden gelerek aldınız?”
Halkların hiçbir zaman inançlar ve dinler arasında bir sorunu olmadığına dikkat çeken Kordu,”Fakat devletin ve iktidar aklının dini araçsallaştıran, tekçi zihniyet ile hâkim kılan politikaları ile halkları karşıtlaştırmaya çalışmıştır. Tüm halkların ibadeti, inancı değerlidir ve tartışmayı aksi mecraya çekmek isteyenlere karşı da asla izin vermeyeceğimizin de bilinmesini isteriz. Kayyım vali halkın iradesini yok sayarak işgal ettiği bir makamda, devletin tüm olanaklarını ve imkanlarını kullanarak iktidarın inkâr anlayışına hizmet eden çalışmalar yürütmesi boş bir çabadır. Dönüp Dersim’in tarihini iyi okunmalıdır. Zira kendisi Kürdistan gerçekliğini, inkar siyasetinin ve zihniyetinin Türkiye’de neler kaybettirdiğini görebilecek bilgiye sahiptir diye düşünüyorum” diye belirtti.
“DERSİM’DE İNKÂR, İMHA, KATLİAM VE ASİMİLASYON POLİTİKALARI KÜLTÜREL SOYKIRIM OLARAK DEVAM ETMEKTEDİR”
Dersim coğrafyasında Kızılbaş Alevi gerçekliği, tarihsel olarak temel bir hakikat ile yaşadığını vurgulayan Ayten Kordu, devamında şunları dile getirdi:
“Bir toplumun varoluşunu ve sosyoloji tarihini manipülasyonla ele almak, ağacın hem dışındaki hem de içindeki kurtçukların işidir. Devletin tek ulus yaratma siyaseti ve politikası, çok büyük yaralara ve bedellere mal olmuştur. “Benim istediğim gibi Kürt, benim istediğim gibi Alevi, benim istediğim gibi kadın, hatta benim istediğim gibi Türk olacaksın” yaklaşımı, uzun yıllar boyunca bu coğrafyada inkâr, imha, katliam ve asimilasyon politikaları ile ilerletilmiş, bu süreç bir kültürel soykırım olarak da devam etmektedir. Dilimizi geçersiz kıldılar, bunu bize kanıksattılar. Dilimizden koptukça, coğrafyamızın kadim inancından ve doğasından koparak yozlaştıran ve gerçeğinden uzaklaştırılan projelerle çalışma yürütüldü.
MESELE SADECE “BİR MESCİT MESELESİ” DEĞİLDİR
Cemevlerinde kendi diliyle dua etmekten imtina edenlerden, kendi inancına ait olmayan cenaze erkânlarına kadar her alanda asimilasyonu derinleştirdiler. Biz coğrafyamızda tüm halkların inançlarının eşit, onurlu ve adil bir yaşam sürmesi için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla azıcık vicdanı olan herkes de bu meselenin sadece “bir mescit meselesi” olmadığını çok iyi bilir. İlçemizde ziyaretimizin yanı başına mescit yapılmasına dair ortaya çıkan bazı yaklaşım ve tutum kültürel soykırım politikalarının nereye vardırılmak istendiğinin açık göstergesidir. Meseleyi “saygı” ve “hoşgörü” olarak ele almak, inancımızın en temel öğelerinden birini ters yüz etmek anlamına gelir.
Henüz inanç olarak bile tanınmadığımız, kabul edilmediğimiz ve Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle asimile edilmeye devam edildiğimiz bir dönemde, en kutsal ziyaretlerimizin yanına mescitin yapılması bir gerçeğin başka bir gerçek üzerinden eşitsiz ve coğrafyanın inancını görmeyen bir zihniyet ile ele alınmasından ibarettir.
KURTÇUKLAR O HAKİKAT İÇERİSİNDE KAYBOLUR
Yıllardır “Türk-Kürt kardeştir” diyerek Kürt’ü kabul etmeyen zihniyetin, şimdi de sanki Aleviler farklı inançlara ve ibadet mekânlarına saygı göstermesini bilmiyormuş gibi davranarak, ‘saygıdan’ bahsetmesi en açık haliyle riyakârlıktır. Toplumu manipüle ederek “nasılsa bir şey olmaz” dedirten yaklaşımlar güçlendirilmek isteniyor. Bunu kabul etmemek gerekir.
Kentimizde “ağacın kurdu” olanlar içerden kemire dursunlar, zira ağaç yıkılmayacak kadar köklü ve güçlüdür. Yeşerir, yeşertir. Ama kurtçuklar o hakikat içerisinde kaybolur.
EŞİTSİZLİĞİ BÜYÜTEN UYGULAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ
Her inanca saygılı ve hoşgörülü olmak gerektiği söylenirken, eşitsizliği büyüten uygulamalarla karşılaşıyoruz; itiraz tamda buradadır. Bu eşitsizlik, ancak tekçi zihniyetle mücadele edilerek aşılabilir. Bunun biricik yolu da bu zihniyete karşı kendi öz değerlerimize sarılmak ve daha fazla örgütlenmektir. Bu köksüzleştirme politikalarına karşın hakikatini ısrarla taşıyan ve bunun haklı bir mücadele olduğunu bilenler kendi özüne ait değerleri korumak için her alanda yürüyüşe çıktı. Asimilasyon ve kültürel soykırımı üzerine çok şey söylenebilir. Bugün de pek çok değerli insanımız yazıyor, çiziyor, söylüyor ve direniyor. Elbette halk, bu politikalara karşı kendi hakikatiyle direnip var olmaya çalışmıştır. Nasıl direndiğimizi uzun uzun anlatmaya gerek yok; Analarımızın hakikat yürüyüşüne, topraklarımıza verilen onca bedele bakalım. Büyük direniş, büyük bedellerle kendini var etmiş ve kabul ettirmiştir.
ÖZGÜRCE YAŞAYABİLECEĞİ BİR YAŞAMI KURMAK EMEK VERENLERE SÖZÜMÜZDÜR
Yürek gözüyle bakınca, bunların hepsi yaşamlarımızın içinde bize ayakta tutan gerçeklik olarak durmaktadır. O yüzden kadim şehrimizin sorumluluğu gereği sürecin demokratik değerlerine göre inşa edebileceği eşit adil onurlu bir yaşamın, tüm halkların, tüm inançların, tüm kimliklerin bir arada özgürce yaşayabileceği bir yaşamı kurmak, coğrafyamızda kefensiz yatanlarımızdan binlerce değer ve bedel uğruna emek verenlere kadar sözümüzdür.
ADİL YAŞAMI İNŞA EDEBİLİRİZ
Demokratik bir toplumun var olması, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi ve bu topraklarda onurlu bir barışın sağlanması için daha çok örgütlenmeye, daha çok inancımıza, dilimize ve kimliğimize sahip çıkmaya ihtiyacımız vardır. Ancak o zaman coğrafyamızda hak ettiğimiz adil yaşamı inşa edebiliriz.”
PİRHA/DERSİM
Yoruma kapalı.