PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan Eğitim-Sen İskenderun Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, okulların şiddetin hedefi haline gelmesinin politik bir tercih olduğunu vurguladı. “Sorumlular hesap vermeli” diyen eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi, son dönemde Siverek ve Maraş’ta eğitim kurumlarına ve öğrencilere yönelik artan saldırıları değerlendirdi. PİRHA’ya konuşan Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, şiddetin sadece güvenlik zaafiyeti değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğuna dikkat çekti.
“ASIL OLAN BİLİMSEL VE KAMUSAL EĞİTİMİ GÜÇLENDİRMEKTİR”
Eğitimin içeriğinin şiddeti beslediğini ve okulların savunmasız bırakıldığını belirten Mustafa Ünsal, saldırganların çocuk olduğuna vurgu yaparak sistem eleştirisinde bulundu. Ünsal, şunları kaydetti:
“Biz Eğitim-Sen olarak yıllardır okullarda bir güvenlik sorunu olduğunu ve bu güvenlik sorununun siyasî iktidar tarafından, bakanlık tarafından giderilmesi gerektiğini, öncelikli olarak her okula bir güvenlik görevlisi verilmesi gerektiğini, kadrolu bir güvenlik görevlisi istihdamının olması gerektiğini söyledik. Tabii sadece güvenlik tedbirleriyle yürünecek bir yol değil. Güvenlik tedbirleri bir yere kadar. Şu anki süreci belki engelleme noktasında bir çalışma yürütülebilir ama asıl olan eğitimin içeriğinde yapılabilecek değişikliklerle, yani bilimsel ve kamusal eğitimi güçlendirerek yapılabileceğini düşünüyoruz. Nihayetinde katil de olsalar bugün o katliamları yapanların hepsi birer çocuk. Yani anayasamızdaki karşılığıyla söyleyecek olursak ‘18 yaşına kadar herkes bir çocuktur’ diyor anayasa. Katliamları yapanlara bakıyorsunuz, 18 yaşından küçük çocuklar ve kendi aralarında mı örgütlendiler yoksa kendileri bireysel olarak mı yaptılar?! Tabii bunlar Yapılacak incelemeler sonucunda ortaya çıkacak ama bizim gördüğümüz nokta şu; bir çocuktan bir katil yaratan bir sistem var ortada.”
“MAFYA DİZİLERİ SONLANDIRILMALI”
Siyasetteki kutuplaştırıcı dilin ve medya içeriklerinin çocukları şiddete ittiğini belirten Ünsal, taleplerini şöyle sıraladı:
“Yıllardır üstüne basa basa söylememize rağmen özellikle televizyon kanallarında oynayan mafya dizilerinin; onlarca, yüzlerce kişinin kesildiği, öldürüldüğü ve bunların çocuklara izletildiği bir ortamda bu tedbirleri almanın çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz. Öncelikli olarak bütün televizyon kanallarında mafya dizilerinin bir an evvel sonlandırılmasını ve bu dizilerin yayından kaldırılmasını talep ediyoruz. Daha sonra eğitimin içeriğine sevgi ve barışın dilinin yerleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyasî iktidarın ve siyasetçilerin, özellikle siyasetçilerin çatışma kültüründen, ayrıştırıcı dilden, ötekileştirici tavırlardan uzak durması gerektiğini, okullarda çocukların ırk, din, dil, mezhep bakımından ayrıştırılmaması gerektiğini, herkesin sevgi diliyle birbirine bağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu konuda da sendika olarak yıllardır söylemlerimiz ve bakanlıktan taleplerimiz var.”
“YOKSULLUK VE KUTUPLAŞMA ŞİDDETİ BESLİYOR”
Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin ise şiddetin toplumsal boyutuna ve iktidarın sorumluluğuna işaret etti. Okullardaki şiddetin “münferit” birer olay gibi gösterilmesine tepki gösteren Keskin, şu ifadeleri kullandı:
“Şiddet birdenbire, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bunun elbette ki sebepleri var. Bizim ülkemizde de yoksulluktan bahsetmeden, güvencesizlikten bahsetmeden, siyasî iktidarın sürekli olarak kullanmış olduğu kutuplaştırıcı dilden bahsetmeden şiddetin gerekçelerini ortaya koymak çok da mümkün değil açıkçası. Biz şiddeti sadece kendini kaybetmiş bir insanın münferit bir olaymış gibi gerçekleştirdiği bir eylem olarak ele alınmasına karşı çıkıyoruz. Yani şiddet olayı tüm toplumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir olaydır. Sadece bu olayda değil, bundan önceki olaylarda da defalarca kez alanlara çıktık, defalarca kez bakanlığa seslendik ve okullarda gereken tedbirlerin alınması gerektiğini söyledik. Maalesef ki sözlerimiz yankılanıp bize geri döndü. Herhangi bir tedbir alındığını görmedik. Baş sorumlu kimdir derseniz, elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ve Bakan Yusuf Tekin’dir. Biz sorumluları bir an önce bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve istifaya davet ediyoruz.”
“ÖĞRETMENLER, TALEPLERİNİN KARŞILANACAĞINA İNANMIYOR”
Okulların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığını hatırlatan Keskin, eğitim emekçileri arasındaki umutsuzluğa ve toplumsal dayanışmanın önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugün baktığımız zaman okullara temizlik görevlisi dahi vermeyen, okullarda çocukların yemek yemesini bile çok gören bir anlayıştan bahsedebiliriz. Dolayısıyla da okullara güvenlik görevlilerinin verilmesi gibi bir şeyi ne kadar çok dillendirirsek dillendirelim; öğretmen camiası da, diğer arkadaşlar da bunun gerçekleşebileceğine inanmıyorlar. Yani biz bir şeyleri talep ediyoruz ama öğretmen camiası diyor ki ‘bunu yapmayacaklar’. Bu taleplerin gerçekleşmeyeceğini düşünmemiz gerçekten çok üzücü. Bir an önce sorumluların sorumlulukları gereği istifa etmeleri gerekir. Şiddet olayı sadece öğretmenlerin meselesi değil. Zaten Maraş’taki olayda da, Siverek’teki olayda da gördüğünüz gibi çocuklarımız yaralandı, hayatını kaybetti. Bizler yalnızca öğretmen olarak değil, veli olarak da, öğrenci olarak da hepimize düşen sorumluluklar var. Hepimiz bu sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Sadece eğitim sendikalarının değil, toplumun her kesiminin, tüm sivil toplum örgütlerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermesi, gereken tepkiyi göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.”
Cevahir FINDIK/İSKENDERUN
Yoruma kapalı.