Alevi Haber Ajansi

Gazi İnci: 1 Eylül, demokratik toplum ve kalıcı barış arayışında önemli bir eşik- VİDEO

PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün bu yıl Türkiye açısından farklı bir tarihsel eşik oluşturduğunu vurguladı. İnci, demokratik bir toplumun inşası ve toplumsal barışın kalıcılaşması için güçlü bir toplumsal iradeye ihtiyaç olduğunu söyledi.

1 Eylül Dünya Barış Günü, tüm dünyada barışın önemine dikkat çekmek, savaşların yıkıcı sonuçlarını sorgulamak ve küresel ölçekte barış kültürünün inşasına katkı sağlamak amacıyla kutlanıyor. Ancak bu tarih, Türkiye için yalnızca evrensel bir barış çağrısı değil, aynı zamanda çok özel bir anlam taşıyor.

Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kendini feshetmesi, sembolik silah yakma töreni ve ardından yürütülen çözüm süreci, Türkiye açısından barışın sağlanması için önemli bir fırsat olarak görülüyor. Bu yönüyle 1 Eylül, sadece savaşların sona erdiği bir gün değil; Türkiye’nin barış yolunda attığı adımların görünür hale geldiği, demokratik toplum inşasına ivme kazandıran bir dönem olarak öne çıkıyor.

Bu kapsamda görüştüğümüz İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci,1 Eylül’ün önemine dikkat çekerek, barışın yalnızca siyasi bir mesele değil, aynı zamanda demokratikleşme ve toplumsal eşitlik süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. İnci’ye göre, kalıcı barışın sağlanabilmesi için şeffaf ve kapsayıcı bir çözüm süreci yürütülmeli, toplumun tüm kesimlerinin katılımı sağlanmalı ve hakikatle yüzleşme mekanizmaları işletilmeli.

-1 Eylül Dünya Barış Günü’nün tarihsel ve evrensel anlamı nedir? Bu gün, sizce insan hakları mücadelesi açısından neden önemlidir?

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya işgali ile başlayan 2. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi aslında. 2. Dünya Savaşı tarihin gördüğü en büyük zulümlere, kayıplara konu oldu. Milyonlarca sivil insan öldü, atom bombasına ilk defa insanlık burada tanık oldu. Kimyasal silahlar kullanıldı ve görüp görebileceğiniz bütün hak ihlalleri o dönemlerde yaşandı. 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olarak kabul edilmesinin temel sebebi; insanlığın hafızasında bir daha aynı şeyler yaşanmasın diye tarihi bir hafıza olarak aslında belirlenmişti. O günden bugüne de barış sadece bir kelimeden, söylemenden ibaret değil. Aynı zamanda da hakların en büyük koruyucusu, en başat koşullarından biri olarak gündeme geldi. Nitekim o zaman barış veya savaş siyasi bir söylemdi ama biz bugün artık barışı en önemli insan haklarından biri olarak dile getiriyoruz.

-PKK’nin kendini feshetmesi ve Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan barış ve demokratik toplum süreci, şu anda negatif barış düzeyinde ilerliyor. Sizce bu sürecin kalıcı ve kapsayıcı bir “pozitif barış” sürecine dönüşebilmesi için devlete düşen temel sorumluluklar ve atılması gereken somut adımlar nelerdir?

Silahlı çatışmasızlığı veya toplumsal çatışmasızlığı dile getiren negatif barış aslında tek başına ileriye dönük kalıcı bir çözüm üretmiyor. Aynı zamanda bunun yanında bir pozitif barışın yerleştirilmesi gerekiyor toplumsal olarak. Ancak o zaman temel yurttaşlık, eşit yurttaşlık haklarının tanındığını, demokratik bir ortamın yaratıldığını söyleyebiliriz.

Bu barış sürecinde önemli bir aktör olan Abdullah Öcalan’ın ve yine benzer bütün kimselerin barış sürecine katılımı ve sürece destek olmasının önünün açılması gerekiyor. Bunun için de Abdullah Öcalan’a dönük sürdürülen tecrit koşullarının son bulması ve Öcalan’ın serbest bırakılması gerekiyor. Bunlarla beraber Kürt meselesi sebebiyle tutuklanmış, gözaltına alınmış, şu anda tutuklanmış edilen bütün siyasetçilerin de özgürlüğüne kavuşturulması gerekiyor. Ayrıca anayasal düzeyde eşit yurttaşlığı temel alan, azınlıkların kültürel haklarını tanıyan anayasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Son olarak da bu toplumun hafızasında yer etmiş olan ağır hak ihlallerinin yaşandığı olaylara ilişkin devletin bir yüzleşme mekanizması kurması, toplumsal barışın içselleştirilmesi için önemli bir adım olacak.

-Türkiye’de hak ihlallerinin önlenmesi barış iklimini nasıl etkiler?

Hak ihlalinin kendisi zaten bir çatışma ortamı doğuruyor. Yani her hak ihlali aslında bir çatışma, bir savaş ortamını, bir istikrarsızlık ortamını tetikliyor. Hak ihlallerinin sonlandırılması, bütün hak ihlallerinin yavaş yavaş ve kalıcı bir şekilde sonlandırılması ve bu hak ihlallerini meydana getiren baskın statükonun ve ideolojinin ortadan kalkması aslında kendiliğinden bir barış ortamını inşa edecek. Dolayısıyla öncelikle hak ihlallerine son verilmesi ve istikrarlı bir toplumsal düzenin oluşturulması barışın da tesisi için çok önemli bir adım olacak.

-Barışın ve demokratik toplumun inşasında insan hakları savunucularının rolü ne olmalı? İnsan hakları örgütlerinin, devletin resmi politikalarından bağımsız olarak barış süreçlerine nasıl katkı sunabileceğini düşünüyorsunuz?

Hak savunucularının barış sürecine dahil edilerek bir hafıza merkezi olarak kabul edilmesi ve onların söylemleri, onların yönlendirmeleri ile birçok ihlal diyebileceğimiz hafızayla yüzleşmenin aslında temelinde hak savunucularının barış sürecine dahil edilmesi yatıyor. Örneğin İnsan Hakları Derneği kuruluşundan bu yana Türkiye’de meydana gelen birçok hak ihlalleri ile ilgili hafıza süreçleri yürütüyor. Bunlarla ilgili raporlama ve izleme mekanizmaları kurulmuş durumda ve bu barış sürecinin inşa edilebilmesi için öncelikle İnsan Hakları Derneği gibi başka insan hakları aktivistlerinin olduğu diğer derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının da hafızalarında yer eden hak ihlalleri ile yüzleşilmesi gerekiyor.
Bunun için kesinlikle sivil toplum örgütlerinin, hak örgütlerinin barış sürecine dahil edilmesi ve toplumun vicdanının bir şekilde tatmin edilmesi gerekiyor. Böylelikle bu süreç, tüm halkları kapsayan, tüm halkların rızasının alındığı toplumsal bir uzlaşıya dönebilir.

-Siyasi iktidarın dilinde zaman zaman görülen kutuplaştırıcı, dışlayıcı söylemler; toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü nasıl etkiliyor?

Çatışmacı, ayrımcı dil, barış sürecinin ruhuna uymamakla birlikte Kürt meselesinde derinleşen ve artık çözülmesi için eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gereken birçok meseleyi daha da derinleştiriyor. Toplum nezdinde kabul edilmesini zorlaştırıyor. İktidar bu meseleye güvenlikçi bir meseleymiş gibi ayrımcılığı tetikleyen, güvenlik meselelerini ön plana çıkaran, kendi siyasetlerini ön planda tutabilmek için baskın ideolojiyi överken bir taraftan barış sürecini zedeleyen söylemlerden kaçınması lazım. İktidarın ve ana muhalefetin dilinde çok ciddi değişikliklere yer vermesi gerekiyor. Kürt meselesinin bir güvenlik sorunu olmaktan çıkarıp, artık eşit yurttaşlık temelli demokratik bir hak orjininde değerlendirmesi gerekiyor
Burada dili kurarken çok hassas bir şekilde yaklaşılması gerekiyor ve topluma çok önemli, çok dikkatli bir şekilde aktarılması gerekiyor. Eşit yurttaşlık ve demokratik toplum temelinde kurulan bir dil, barış sürecinin inşası için önemli. Aksi halde toplumsal çatışma da devam edecek ve barış siyaseti siyasi bir hamle olarak belki de uzun yıllar kalmaya devam edecek.

-Bu yılki 1 Eylül’ü önceki yıllardan ayıran temel farklar sizce nelerdir? İçinden geçtiğimiz süreç dikkate alındığında, İHD Mersin Şubesi olarak Dünya Barış Günü kapsamında ne tür çalışmalar yürütmeyi hedefliyorsunuz?

Belki de 100 yıllık bir meselenin çözümü için bir başlangıç sürecinden geçiyoruz ve bu başlangıç sürecinin daha da olgunlaşabilmesi için, negatif barış sürecinin pozitif barış sürecine geçebilmesi için hem siyasal düzlemde hem de toplumsal düzlemde bu meselenin çok doğru bir şekilde ele alınması önemli. İHD olarak da biz kendi üzerimize düşen görevi yerine getirmek adına hem merkezi düzeyde hem de şube düzeyinde elimizden geldiğince bu meseleyi topluma barışçıl, eşit yurttaşlık ve demokratik toplum temelinde aktarmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu 1 Eylül’de bir dizi etkinliklerimiz olacak. İlk olarak Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda barışa dair bir basın açıklamamız ve serbest kürsü etkinliğimiz olacak. Ardından insan hakları mücadelesinde hayatını kaybedenleri anmak üzere denize karanfil bırakacağız. Yine 1 Eylül vesilesiyle 5 Eylül’de bir konser düzenleyeceğiz. O konsere de tüm Mersin halkını davet etmiş olalım. Yine hem barışın inşası için hem de gelinen aşamada ilerleyen sürecin perspektifini sunmak için bir panel çalışması düzenlemeyi düşünüyoruz.

Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.