PİRHA- Gazeteci Kemal Öztürk ve siyasetçi Altan Tan’ın son dönemde Alevilik ve Nusayrilik (Arap Aleviliği) üzerinden yaptığı ırkçı, mezhepçi ve ayrıştırıcı ifadelere tepki gösteren DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, “Artık kimlikleri siper gibi kullanmayı bırakıp, birbirimizi tanımanın imkânı haline getirmeliyiz. Mesele farklılıkların yok olması değil; farklılığın üstünlük veya eksiklik ölçüsüne dönüşmemesidir” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Celal Fırat, gazeteci Kemal Öztürk ve siyasetçi Altan Tan’ın son dönemde Alevilik ve Nusayrilik (Arap Aleviliği) üzerinden yaptığı ırkçı, mezhepçi ve ayrıştırıcı ifadelere dair açıklama yaptı.
“…İNANCINA VE KİMLİĞİNE BİR BAŞKASININ KARAR VERME HAKKI YOKTUR”
Son günlerde Aleviler hakkında kullanılan ağır ve ötekileştirici dilin haklı bir tepki doğurduğunu belirten Fırat, Ama mesele birkaç kişinin sözünden ibaret değil. Türkiye’de asıl sorun; hâlâ birilerinin, kendisinden farklı bir kimliğin nasıl yaşayacağına karar verme hakkını kendinde görmesidir. Bir Alevinin nasıl Alevi, bir Kürdün nasıl Kürt, bir Sünninin nasıl Sünni olacağına; inancına ve kimliğine bir başkasının karar verme hakkı yoktur” dedi.
Aleviler Türkiye’de yüzyıllardır var olduğunu ifade eden Fırat, “Ağır dönemler yaşandı; bunun hafızası vardır. Fakat hafıza başka bir olaydır, kimliği yalnızca katliam ve baskı üzerinden anlatmak başka düşünce yapısıdır. O zaman Aleviliğin düşünsel birikimini de eksiltmiş oluruz. Cem, bunun örneğidir. Meydanda makam, servet ve köken sıralanmaz; insan “can” olarak durur. Dara durmak, rızalık almak, yalnızca ritüel değil, “varlığının başkasına karşı sorumluluk doğuracağını bilmek” demektir. Modern toplum hakları öğretti; ancak sorumluluğu aynı ölçüde öğretemedi” diye belirtti.
“ASIL SORUN, BİR İNSANIN MİLYONLARCA KİŞİ HAKKINDA BİRKAÇ CÜMLEYLE HÜKÜM VERMESİNİ NORMAL SAYAN DÜŞÜNCEDİR”
“Barış ve demokratik toplum konuşulurken asıl soru şudur: Nasıl bir toplum olmak istiyoruz?” sorusunu soran Celal Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasi bir mesele çözülebilir; onu besleyen zihniyet yerinde kalırsa toplumsal sorun durur. Bu yüzden Alevilerin sözü yalnızca “bizi de sürece katın” olmamalıdır. Kendi kavramımızı hatırlatalım: “Rızalık.” Rızalık herkesin aynı düşünmesi değildir. Güçlünün güçsüze hoşgörüsü de değildir. Farklı insanların birbirinin hakkını teslim ederek aynı meydana çıkabilmesidir. “Seni hoş görüyorum” demek, kendini merkeze koymaktır. Eşit yurttaşlık böyle kurulmaz. Aleviler kimsenin misafiri değildir; bu ülkenin hafızasında, kültüründe, emeğinde ve siyasetinde vardır.
Altan Tan’ın Aleviler hakkındaki diline katılmıyorum. Altan Tan’ın bizim açımızdan sözünün değeri yoktur. Meseleyi kişisel hesaplaşmaya çevirmek de bir şey kazandırmaz. Asıl sorun, bir insanın milyonlarca kişi hakkında birkaç cümleyle hüküm vermesini normal sayan düşüncedir. Aşağılayıcı söz tekrarlandıkça önyargı sıradanlaşır; sıradanlaşan önyargı mesafe üretir.
İtiraz ederken aynı dili tersinden üretmemeliyiz. Bir kimliğin hakkını savunurken, başka bir kimliği küçültmek, sorunu çözmez; taraflarını değiştirir. Artık kimlikleri siper gibi kullanmayı bırakıp, birbirimizi tanımanın imkânı haline getirmeliyiz. Mesele farklılıkların yok olması değil; farklılığın üstünlük veya eksiklik ölçüsüne dönüşmemesidir.
BİR TOPLUM YALNIZCA “BİZE NE YAPTILAR?” DİYE KONUŞARAK GELECEĞİNİ KURAMAZ
Bir toplum yalnızca “bize ne yaptılar?” diye konuşarak geleceğini kuramaz. Yanına şu soruyu koymalıyız: Bundan sonra ne yapacağız? Bize bırakılan miras yalnızca hatırlamak değil, bir yoldur. O yolun bugünkü karşılığını bulmak bizim sorumluluğumuzdur. Hızır cümlemizin yoldaşı olsun.”
HABER MERKEZİ
Yoruma kapalı.