Alevi Haber Ajansi

Cavit Murtezaoğlu’nun çırakları: Mekânsız bir aşıktır Cavit Murtezaoğlu

PİRHA-Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun öğrencileri, kendi deyimleriyle ‘Cavit Murtezaoğlu’nın çırakları’ hocalarının emeklerini yad etmek için açıklama yayınladılar. Açıklama aynı zaman Can TV’deki Cavit Murtezaoğlu Anısı’na adlı özel programda da seslendirildi. Açıklamada, Murtezaoğlu’nun mekansız bir aşık olduğu vurgulanarak, “En önemli özelliği karanlıkta bırakılan noktalara ışığını tutmasıydı. Hak’tan aldığı güzellikleri yeryüzüne pay etti” denildi. 

Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu, yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle 6 Ağustos’ta Hakk’a yürüdü.

Ses Atölyesi çalışanları namı diğer Cavit Murtezaoğlu’nun çırakları, hocalarını anlatan bir açıklama yayınladılar. Hocaları için yaptıkları açıklama aynı zamanda Can TV’deki Cavit Murtezaoğlu Anısı’na adlı özel programda seslendirildi.

“FELSEFESİ VE MERHAMETİYLE BİR ÇOK İNSANIN HAYATINA DOKUNDU”

Cavit Murtezaoğlu’nun çıraklarının yaptığı açıklama şöyle:

“Hayatının her bir karesi insanlara ilham kaynağı olan mekânsız bir âşıktır Cavit Murtezaoğlu. Onun en çok etkilendiği erenlerden biri olan Bayrek Kuşçuoğlu’nun kelâmı olarak yaşadı: “Her kimin aşkı var, gezer oturmaz.” Çocukluğundan günümüze arı misali aşkla topladığı her güzelliği ve bilgiyi özünün fabrikasında işleyip insanlığa ve geleceğe sundu. Onun fikirleri, ürettikleri ve yaşayışı zamanın çok ilerisindeydi. O bâtıni öğretinin hem kendisi hem taşıyıcısı. O bir rehber, pir, öğretmen, bilge, en iyi dost, baba, eş, yazar, şair, bestekâr, ses eğitmeni, sanatçı, en güzel âşık, en güzel mâşuk. Bir bedenin içinde birçok kişiydi. 58 yaşında değil de 200 yaşında gibi. Felsefesi ve merhameti ile birçok insanın hayatına dokundu. Sevgisi nefret kılıçlarını savurabilecek güçteydi. Devletlerin baş edemediği tek neferli bir ordu. Sanatı; aklı ve kalbi kadar sağlam.

Birçok kişi onun çocukluğunda babasıyla cemlere gitmesi ile başlayan “Ehl-i Hâk” yolculuğunu (Türkiye’deki adıyla Alevilik, bâtınilik) bilir. Müzik aşkı büyük abisiyle odaya kapanıp dinlediği dünyanın dört bir köşesinden sanatçıların plaklarıyla başlar. Tebriz’in, İran’ın felsefe ve sanat anlayışından beslenerek, o güne dek yaptığı tüm işleri bırakıp müziğe yöneldi. Kendisini geliştirerek zaman içinde kendisini yüzlerce öğrenciye makam dersi verirken buldu. 29 yaşında Bakü Konservatuarı’na başlamak üzere Azerbaycan’a gider. Azerbaycan’da makamlarla ilgili pek çok araştırma ve çalışma yapar. Stalin zamanında ıslahat adı altında tardan kestiği perdeleri ile kaybolan makamları sorgulamış ve kaybolan makamlardan Neva Makamı’nı tekrar ülkeye kazandırmıştır. Ancak bu davranışı bazı mecraları rahatsız etmiş, hatta Alim Qasımov, Arif Babayev gibi ünlü hanendeler (makam icracısı) bu yasaklı adamdan Neva Makamı‘nı öğrendiklerini hep saklamıştır. Okuduğu üniversitede bu durum ona sorun yaratmıştır. Ülkedeki sanat çalışmaları ve bâtını kimliği sebebiyle ülkede son olarak kurmuş olduğu fabrikaya el konularak, kendisi ailesinin hayatıyla tehdit edilmiştir. Böylece sürgün hayatının ilk aşamasını yaşamış, İran’a geri dönmek zorunda bırakılmıştır. Ancak İran’da da farklı fikir, inançları ve sanatı sebebiyle devrim mahkemesinde yargılanmış, bu ülkede de daha fazla barındırmayacaklarını anlayarak kendi deyimiyle İstanbul’a hicret etmiştir.

“KALBİNİ KIRAN DURUMLARDAN BİRİ, ONDAN DERS ALAN ÜNLÜLERİN ONUN ADINI ZİKRETMEMESİYDİ”

Cavit Hoca Türkiye’ye geldiği ilk yıllarda büyük ilgiyle karşılanır. Tv programlarına davet edilir, TRT ve BBC tarafından hakkında belgesel niteliğinde programlar yapılır. Burada Kardeş Türküler ile başlayan eğitmenlik serüveni Belçim Bilgin, Mustafa Avkıran, Hande Subaşı, Nurettin Sönmez gibi pek çok ünlü ismin yanı sıra ülkenin birçok şehrinden ve farklı ülkelerden gelen öğrencileri ile devam eder. Onun kalbini kıran durumlardan biri ise ondan ders alan birçok ünlünün onun adını birçok yerde zikretmemesiydi. Onun bu serüveninin tacı ise, deneyimleri ile yazmış olduğu dünyanın ilk ve tek Ses Metodu’ydu (Dünyada vokal metodu adıyla perakende bilgi ve egzersizlerin bulunduğu kitaplar bulunmasına rağmen öğrenciyi sıfırdan belli bir noktaya sistematik şekilde taşıyamadıkları için metod özelliği taşımazlar.) Ses Metodu sadece bu topraklar için değil, dünya için bir hazine niteliğindedir.

“EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ KARANLIKTA BIRAKILAN NOKTALARA IŞIĞINI TUTMASIYDI”

Cavit Hoca’nın çok önemli özelliklerinden biri, gözünü kuytu noktalara dikmesi, ‘karanlıkta bırakılmış’ noktalara ışığını tutmasıydı. Bu durum pek çok kuvvet tarafından onun sorun yaratan adam olarak görülüp mimlenmesine sebep oldu. O her nesnenin üstünde kalmış tozlara üflerdi. Tam da tozlanmış konulardan biri İran ve Türkiye’de yaşayan milyonlarca Alevinin birbirinden haberdar olmayışıydı. TRT Müzik’te yaptığı Tebriz’den Toros’a projesi –programıyla ülkenin her köşesine sesini duyurmuş, bir kez daha sanat gücünü göstermiş, iki ülke arasında o sanatıyla köprü olmuştu. Program kısa bir süre devam ettikten sonra programda okuduğu “Şah Hataî” bestesiyle tüm Tv kanallarından çıkartılıp, ders verdiği üniversitelerde tecrit edilip uzaklaştırılmış, son olarak 7 yıllık Bolu sürgünü başlamıştı. Bu 7 yıllık sürede yaklaşık 300 defa İstanbul-Bolu yolu arasında mekik dokumuştur. Bugün “gerekli merciler” büyük ihtimalle bu durumlardan ya habersizdir ya da elden bir şey gelmezdi modundalar. Suçu uzaylılara bile atabilirler. Velhasıl kelâm ömrünün neredeyse yarısında, dünyasını değiştiği 2020 yılına dek sürgündü. Üç devlette de bir ‘vatansız’ olarak yaşadı. Hiçbir ülkeye sığdıramadılar. Ki o sığdıramadıkları kadar vardı. Çünkü onun okuyabilecekleri bir etiketi ya da barkodu olmadı hiç bir zaman. Her daim özgürdü. Hiçbir siyasi zeminde oyun oynamayı kabul etmedi.

O insana erdemli hayatı öğretebilecek tüm öğretileri tek bir şemsiye altında düşünüyordu: “Bâtınilik Şemsiyesi”. Bu şemsiyenin altında Sultan Sahak’tan, Xan Ateş’e, Hacı Bektaş’a, Don Juan’dan, Buda’ya, Fazlullah Nesimi’ye dek farklı coğrafya ve öğretilerden gelen “aynı özün taşıyıcıları” vardı.

“CAVİT HOCA HAK’TAN ALDIĞI GÜZELLİKLERİ YERYÜZÜNE PAY ETTİ”

İnançların, ideallerin, kelimelerin içi her dönemde farklı yöntemlerle boşaltıldı. Kurumsallaştırılan, sistematikleştirilen “anlamlar” her coğrafyada yozlaşmaya yüz tuttu. Kalben inanç yerini şekli ibadetlere bıraktı. Yalnız günümüzde değil, her çağda farklı formlarda yaşandı bu. “Zaman o zaman değil, saat o saate benzer” dedi Kuşçuoğlu. Öz, çıkış noktaları, yolculuğun nedenleri, kalpteki aşk yerini ezbere bırakmışken Cavit Hoca Hâk‘tan aldığı güzellikleri yeryüzüne pay etti.

Onun merkezinde ‘Aşk’ vardı. Aşkının içinde merhamet, güven, barışa olan inancı, öğrenme ve üretme, huzur vardı. Gününün her saati üreterek geçerdi. İzlerken şiir yazar, dinlerken fikir üretir, uykusunda beste yapar, uyanır kaydederdi. Gece herkes uyurken o üretmeye devam ederdi. Zorlu hayat mücadelesinin içine bu nedenle birçok albüm, kitap, proje sığdırdı. Bizi de bu güzel günlerin çırağı ettiği için minnettarız. Çıraklık kaldığımız yerden devam edecek nefesimiz oldukça. Mevlâna’nın dediği gibi “Hangi tohum yere düştü de yeşermedi?”

Onun hikâyesi anlatmakla bitmez. En önemlisi o hep kendine, içindeki ve dışındaki Hakk’a güvendi, yaslandı. Zamanı geldiğinde ana kaynağa geri döndü, Covid-19 vesilesi ile… İyi ki ruh ölümsüz. İyi ki yolumuz onun mübarek varlığının yanına düştü.

Cavit Murtezaoğlu’nun çırakları

Du’â ve Pîru

İSTANBUL/PİRHA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak