PİRHA- Stuttgart Belediyesi Meclis Üyesi Aynur Karakaya, Almanya’da kadın cinayetlerinin özellikle ayrılma ve boşanma süreçlerinde arttığını belirterek devletin koruma mekanizmalarındaki eksikliklere ve ekonomik bağımlılığın şiddeti derinleştirdiğine dikkat çekti.
Türkiye’de kadın cinayetleri uzun süredir kamuoyunun en yakıcı gündemlerinden biri. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre ülkede her yıl yüzlerce kadın erkekler tarafından öldürülüyor ve vakaların önemli bölümü ayrılmak isteme, boşanma ya da kendi yaşamına dair karar alma süreçlerinde gerçekleşiyor.
Türkiye’de ayrıca kadın cinayetleri, sivil toplumun yoğun takibi sayesinde isim isim ve düzenli biçimde kayıt altına alınıyor, bu da sorunun görünürlüğünü artırıyor.
Almanya’da ise Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) verileri kadın cinayetlerinin çoğunlukla partner ya da eski partner tarafından işlendiğini ortaya koyuyor. Yıllık sayılar Türkiye’ye kıyasla daha düşük görünse de, bu fark yalnızca nüfusla değil, kayıt yöntemleri ve tanım farklılıklarıyla da ilgili. Almanya’da “femicide” kavramı uzun süre resmi terminolojiye girmediği için, birçok erkek şiddeti sonucu öldürülen kadın, genel cinayet istatistikleri içinde yer aldı.
İki ülke arasında temel farklardan biri de koruma mekanizmaları ve sosyal destek yapıları. Almanya’da kadın sığınma evleri, sosyal hizmetler ve hukuki koruma araçları daha kurumsal bir yapı içinde olsa da, Frauenhauskoordinierung (Kadın Sığınma Evleri Koordinasyonu) verileri bu sistemin de yetersiz kaldığını ve kapasitenin dolu olduğunu gösteriyor.
Her iki ülkede de kadınlar en çok kendi evlerinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor
Stuttgart Belediyesi Meclis Üyesi Aynur Karakaya ile Almanya’da artan kadın cinayetlerini konuştuk.
Karakaya, Almanya’da kadınlara yönelik şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekerek, özellikle ayrılık süreçlerinin en tehlikeli dönemler olduğunu vurguladı. Karakaya, “Uzmanlara göre en riskli dönem ayrılma dönemleri. Erkekler kontrolü kaybettiklerini düşündüklerinde şiddete başvuruyor” ifadelerini kullandı.
Kadın cinayetlerinin büyük bölümünün partner ya da eski partner tarafından işlendiğini belirten Karakaya, toplumsal cinsiyet rolleri ve erkek egemen zihniyetin bu şiddeti beslediğini söyledi.
“KADININ EN BÜYÜK TEHDİDİ EVİN İÇİNDE”
Toplumda kadınlara yönelik tehdit algısının yanlış kurulduğunu ifade eden Karakaya, “Bize hep ‘dışarıda dikkat et’ deniyor ama kadınların en büyük düşmanı evindeki erkek oluyor” dedi.
Karakaya, Almanya’da yılda yaklaşık 250 bin kadının şiddete maruz kaldığını, 2023 yılında ise 306 kadının erkek şiddeti sonucu hayatını kaybettiğini hatırlattı. Pandemi sonrası şiddetin ciddi biçimde arttığını belirten Karakaya, “Bu yıl şu ana kadar 39 kadın ve 2 kız çocuğu öldürüldü” diye konuştu.
“DEVLET MEKANİZMALARI YETERSİZ KALIYOR”
Kadınların korunmasında ciddi eksiklikler olduğunu dile getiren Karakaya, eyaletler arasındaki farklı uygulamaların sorunu derinleştirdiğini belirtti. Sığınma evlerinin yetersizliğine dikkat çeken Karakaya, “Baden-Württemberg’de 3-4 bin kişilik açık var. Kadınlar yer bulamadığı için tekrar şiddet gördükleri evlere dönmek zorunda kalıyor” dedi.
Koruma süreçlerinin yavaş işlemesi ve önleyici politikaların yetersizliğini eleştiren Karakaya, “Almanya İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı ama uygulamada ciddi sorunlar var” ifadelerini kullandı.
EKONOMİK BAĞIMLILIK ŞİDDETİ DERİNLEŞTİRİYOR
Kadınların ekonomik bağımsızlığının hayati olduğunu vurgulayan Karakaya, artan yaşam maliyetleri ve sosyal kesintilerin kadınları erkeklere bağımlı hale getirdiğini söyledi.
“Kadın çalışmazsa ayrılma şansı kalmıyor. Ekonomik olarak bağımlı hale geliyor ve şiddet döngüsünden çıkamıyor” diyen Karakaya, kreş ücretlerindeki artışın da kadınları iş hayatından kopardığını belirtti.
“KADIN CİNAYETLERİ ARTIYOR”
Karakaya, son 3 ay içerisinde Stuttgart ve çevresinde 3 kadın cinayetinin yaşandığını belirterek, vakaların ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını söyledi.
Karakaya, bu olayların birinde genç bir kadının kendisiyle ilişki kurmak isteyen erkeği reddettiğini, ardından failin sistematik bir takip (stalking) sürecine başladığını ifade etti. Kadının yaşamının her alanında takip edildiğini belirten Karakaya, tüm başvurulara rağmen etkili bir koruma sağlanamadığını dile getirdi.
Karakaya, mevcut sistemde polisin müdahalesi için genellikle “açık tehdit” veya “fiziksel şiddet” şartı arandığını belirterek, bu nedenle birçok kadın cinayetinde erken önlem alınamadığını söyledi.
Süreç içinde failin kadının evine girdiğini ve 3-4 saat süren bir tartışma yaşandığını aktaran Karakaya, bu esnada failin “Seni öldüreceğim” şeklinde açık tehditler savurduğunu ifade etti. Buna rağmen komşuların müdahale etmediğini belirten Karakaya, “Bir kadın partneriyle tartışıyorsa dışarıdan kimse karışmaz” şeklinde bir toplumsal yaklaşımın etkili olduğunu söyledi.
Bu ihmal zincirinin sonunda kadının onlarca bıçak darbesiyle öldürüldüğünü aktardı.
Karakaya, benzer bir örnek olarak Maha adlı Afganistanlı bir kadının katledildiğini hatırlattı. Afganistan’da aile içi şiddet nedeniyle Almanya’ya göç eden Maha’nın sağlık çalışanı olarak çalıştığını ve hastane yurdunda yaşadığını belirtti.
İmam nikahlı eşinden ayrılmasının ardından failin bu ayrılığı kabul etmediğini ve kontrol kaybı nedeniyle şiddete yöneldiğini ifade eden Karakaya, Maha’nın daha önce polise başvurmasına ve uzaklaştırma kararları alınmasına rağmen korunamadığını söyledi.
Karakaya, kadın örgütleri ve sivil girişimler olarak bu tür kadın cinayetlerinin takipçisi olduklarını belirterek mitingler düzenlediklerini, mahkemeleri izlediklerini ve kamuoyu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Mahkemelerde sık sık fail lehine indirim çabalarıyla karşılaştıklarını ifade eden Karakaya, kadın cinayetlerinin görünür kılınması ve etkili cezai süreçlerin işletilmesi gerektiğini vurguladı.
FEMİSİT TANIMI VE YASAL GÜVENCELERİN ÖNEMİ
Kadın cinayetlerinin doğru tanımlanması gerektiğini belirten Karakaya, “Bir erkek tarafından öldürülen kadının adı femisittir. Bir kere femisitin yani bir erkek tarafından patriyarkal şiddet tarafından kadına uygulanan şiddetin adının konulması çok önemli. Çünkü genelde bunun bir femisit olmadığını iddia ediyorlar mahkeme salonlarında ya da işte basında ya da parlamentolarda. Ama önemli olan kadına yapılan bu şiddetin adını koymak ve bu şekilde bir duyarlılık oluşturmak” dedi.
İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasındaki eksikliklere de değinen Karakaya, “İstanbul Sözleşmesi’nin bütün kurallarıyla uygulanması için bütçenin ayrılması gerekiyor. Kadın sığınma evlerinin çoğaltılması gerekiyor. Kadının kendi hayatını kendi idame edecek şartların, koşulların oluşturulması gerekiyor. İşte ne bileyim bu kreştir, iş bulmada öncelikli davranmaları, eğitim konusu. Yani kadının kendini eğitip kendi özgürlüğünü ya da kendi hayatını kendi idame etmesini sağlamak gerekiyor. Bunun yanı sıra faillerin terapilerini sağlamak ta önemli. Yani şiddet gösteren erkeğin terapi alması, öfke kontrolünün dengelenmesi çok önemli” ifadelerini kullandı.
POLİTİK VE TOPLUMSAL SORUMLULUK
Başbakan Friedrich Merz Meclis’teki konuşmasında göçmen gruplarını kadına yönelik şiddette ana sorumlu olarak ima etmesi büyük tartışma yaratmıştı. Bu sözleri hatırlatan Karakaya, “İşte Alman Başbakanı çıkıp şunu söyleyebiliyor: “Kadınlara yabancılar tarafından yapılan şiddetleri öğrenmek istiyorsanız kızlarınıza sorun.” Şiddet evin kapısının önünden sonra başlamıyor. Şiddet evin içerisinde. Yani kadına karşı yapılan şiddetin büyük bir çoğunluğu yabancılar tarafından değil evdeki ya da yakınında olan erkekler tarafından yapılıyor. Dolayısıyla devletin kendi zaafını kapatma çabası bu sözler” ifadelerini kullandı.
Kadın örgütlerinin mücadelesine dikkat çeken Karakaya, “Almanya’da da kadına yönelik şiddet artmış durumda. Senede yaklaşık 250.000 kadına şiddet uygulanıyor. Bu çok yüksek bir sayı. Bu nedenle çözüm hem yasal, aynı zamanda toplumsal duyarlılık ve güçlü sosyal politikalarla mümkündür” dedi.
Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN
Yoruma kapalı.