Alevi Haber Ajansi

Semih Özakça’dan Esra Özakça’ya mektup: Biliyorum, seviyorum, seninleyim, benimlesin

KHK ile mesleğinden ihraç edilmesinin ardından başladığı açlık grevinin 95. gününde bulunan öğretmen Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça’ya tutuklu bulunduğu cezaevinden 27 Mayıs tarihinde yazdığı mektup yayınlandı. Alican Yücesoy tarafından seslendirilen ve video halinde yayınlanan mektupta Özakça, eşine duyduğu sevgi ve özlemden, sağlık durumundan, cezaevi koşullarından bahsediyor.

Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın başlattıkları açlık grevi eylemi 95. gününde.

Eylemlerinin 76’ncı gününden bu yana tutuklu olan eğitimcilerin serbest bırakılması ve işlerine geri dönebilmesi için destek açlık grevi yapan Esra Özakça ile Sultan Özakça’nın başlattıkları açlık grevleri ise 20 günü geride bırakmak üzere.

Açlık grevindeki öğretmen Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça’ya tutuklu bulunduğu cezaevinden yazdığı mektup bugün yayınlandı.

Alican Yücesoy tarafından seslendirilen ve video halinde yayınlanan mektupta Özakça, eşine şöyle seslendi: “Biliyorum, seviyorum, seninleyim, benimlesin…”

Semih Özakça tarafından kaleme alınan ve Esra Özakça için yazılan 27 Mayıs tarihli mektubun tamamı şöyle:

Sevdiğim, Esram;

Bir gece yarısı zebani gibi evimizin kapısı kırarak giren, uykularımızdan uyandıran düşmana inat, son ana kadar el ele göz gözeydik. Biliyorduk belki de uzun bir süre ayrı kalacağız, büyük ihtimalle beni tutuklayacaklar ve benim sana son dokunuşum olacaktı. Ona rağmen hep gülüyorduk ve biliyorduk ki güzel ve umutlu günler gelecek ve bizim ellerimiz hiç ayrılmayacak, gözlerimiz gözlerimizi almaktan hiç vazgeçmeyecek.

Türkülerin ne güzel, sesin ne güzel. Polisler eve girdiğinde marşlar söyleyişin kulaklarımda hala. Beni savunuşun, seni götürmeye çalışırlarken onlardan kurtulup tekrar beni tutuşun ve kararlılığın ve direngenliğin ve sevgin ne güzel. ‘Nasılsın?’ ile başlamadım söze, çünkü avukatlar her gün senden ve dostlardan haber getiriyorlar. Beni seviyormuşsun, açlık grevinde olmana rağmen hiç durmadan koşuşturuyormuşsun. Biliyorum direngensin, atılgansın; ama açlık grevinde olduğunu unutmadan kendine dikkat et ve ihtiyaçlarını aksatma, enerjini idareleri kullan.

Bir tanem, güzelim;

Adliyede bizi görüştürmemek için ellerinden geleni yapmıştılar. Annem ve sen savcılıktan izin almak için çok uğraşmışsınız ama olmamış. Onlar sevgiden, vefadan, emekten anlamazlar. Onlar kendi küçük hesaplarının peşinden olan çıkarcı değersizlerdir. Biliyoruz yapılan tutuklama talimat ile olduğu için bundan sonraki işlemler de talimat ile yapılacak. Talimat yapılan bir işte adalet aranır mı? Eşyamı dolaba yerleştirirken poların sana ait olduğunu farkettim. Onun için bir şiirimsi yazdım, onu da sana yollayacağım. O poları sık sık koklayamıyorum artık, yanıma alırsam kokusu azalır diye korkuyorum. Şiir diğer sayfada olacak…

Pazartesi kapalı görüş hakkımız olacak, açık görüş haftaya olacak sanırım. Mektup ve faks günleri ise Pazartesi ve Çarşamba günleri oluyormuş. Pazartesi bol bol konuşuruz diyeceğim, ama yüz saat olsa da seninle konuşmaya doyamam. Zaten pek güzel sözler söyleyemiyordum, eskiden beri. Buna rağmen güzel sarılırdım, içimde hissederdim seni ta içimde. Şimdi de öyle hissediyorum, ama olsun sarılmak isterim yine de sana sevdiğim.

Buraya getirdiklerinde ilk hücrem çok rutubetli ve boyasızdı, ertesi gün bir kişinin yanına getirdiler. Beni ‘Aa Semih Abi’ diyerek karşıladı. Benden bir hafta önce tutuklanmış, bana çok yardımcı oluyor. Tuzlu suyumu yapıyor, ayağım üşüdüğünde su ısıtıp ayağıma koyuyor. Hatta bana verilen kirli battaniye ve nevresimleri bile yıkadı. Yani emin ellerde olduğumun garantisini veririm. Şu an tek haber kaynağım avukat görüşüm, ama burada tek kanallı bazen çalışan radyomsu bir şey var. Geçen akşam açtım ve TRT haberleri kısa kısa verirken, ikinci haber bizden ve Süleyman Soylu’nun soysuz açıklamalarından bahsediyordu. Sanırım ‘Açlık grevi yapmıyorlar, akşamları yiyorlar’ demiş. Bunlar akıllanmaz, akıllanmayacakları gibi tarihin çöplüğüne karışmaktan da kurtulamayacaklar diğerleri gibi.

Saatimi aldıkları için, saati ezan okunduğunda takvimden bakarak tahmin etmeye çalışıyoruz. Ama sabah güneş doğduğunda uyanmaya çalışıyorum ki sabah sayımında giyinik olayım. Ama dışarıda çok ışık olduğundan güneşin doğup doğmadığını pencerenin yanına gidip kontrol edebiliyorum. Doğmuşsa yatmıyorum, doğmamışsa ‘ya birazdan doğarsa ve ben uyuya kalırsam’ diye tedirgin oluyorum. Bu sabah çok erken uyanmışım, güneşin doğup doğmadığını öğrenmek için pencerenin önüne geldiğimde şafak sökecek gibiydi. Ama 15-20 dakika bekledim, güneş doğmadı.  Biraz uzandım, bir saat kadar hiç uyumadan kalkıp kalkıp baktım. Yine güneş doğmamıştı…

Sağlığım çok iyi, kendimi çok iyi hissediyorum. Moralim ve keyfim yerinde, çünkü haklıyız ve umutluyuz. Sana kısa kısa anlatıyorum, çünkü bunları muhtemelen Pazartesi günü anlatacağım, bu nedenle ikinci baskı olmasın.

Ömrüm;

Kendine dirençli ve inançlı bak, seni çok ama çok seviyorum. Herkese çok selam, mücadeleye devam. Bugün 21.30’da dilek fenerlerini görmek için gökyüzüne bakacağım, göremesem de umutlanacağım. Biliyorum, seviyorum, seninleyim, benimlesin…

Öte yandan Semih Özakça, mektubunun sonunda eşi Esra Özakça için bir de şiir yazdı.

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak