PİRHA-Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), “Farklı dillerden, ortak bir geleceğe” şiarıyla “Kadın, Barış ve Alevilik” temalı panel düzenliyor.
Kadınların barışın inşasında söz ve karar sahibi olması, farklı inanç ve kimliklerin eşitlik temelinde bir arada yaşayabilmesi gündemiyle Dortmund’da panel gerçekleştirildi.
Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), “Farklı dillerden, ortak bir geleceğe” şiarıyla düzenlediği “Kadın, Barış ve Alevilik” temalı panelin moderatörlüğünü Nurcan Güldü yaptı.
Panele siyasetçi Gültan Kışanak, Ezidi Kadın Meclisleri Koordinasyonu üyesi Ayfer Özdoğan, Arap Alevi temsilcisi Revon Ali, İran’dan Ruken Nexede konuşmacı olarak yer aldı.
Panel Ağuçan Ocağı’ndan Didar Cenan Ana’nın verdiği gulbang ile başladı.
Açılış konuşması yapan DAKB Sözcüsü Songül Morsümbül, kadınların barışın ve demokratik toplumun inşasındaki rolüne dikkat çekti. Savaş, çatışma ve zorunlu göçlerin kadınların yaşamında bıraktığı izlere değinen Morsümbül, kadınların hafızası, emeği ve iradesi olmadan kalıcı bir barışın mümkün olmayacağını vurguladı.
“Bugün burada en sevdiklerini kaybetmiş anneler, evlat acısı yaşamış kadınlar, kardeşlerini, yakınlarını ve sevdiklerini savaşların, çatışmaların ve zorlu göçlerin acısıyla yitirmiş insanlar olarak bir aradayız” diyen Morsümbül, yaşanan acılardan yeni bir yaşamın kurulmasının yollarını aradıklarını belirtti.
Morsümbül, “Bütün bu acıların içinden yeni bir yaşamın, barışın ve demokratik toplumun nasıl kurulabileceğini birlikte düşünmek, bunun yollarını aramak ve bu yolu nasıl birlikte yeşertebileceğimizi konuşmak için toplandık” ifadelerini kullandı.
“BARIŞ YALNIZCA SAVAŞIN SONA ERMESİ DEĞİLDİR”
Barışın toplumsal ve siyasal boyutlarına dikkat çeken Morsümbül, barışın nasıl kurulacağı ve kimlerin sözüyle şekilleneceği sorularının önemine işaret etti.
“Bugün burada yalnızca barışı konuşmak için değil, barışın nasıl kurulacağını, kimin sözüyle şekilleneceğini ve nasıl kalıcı hale geleceğini birlikte düşünmek için buluştuk” diyen Morsümbül, şöyle devam etti:
“Çünkü biz biliyoruz ki barış yalnızca savaşın sona ermesi değildir. Barış, inkar edilen kimliklerin tanınması, susturulan sözlerin duyulması, yok sayılan inançların özgürce yaşanması ve insanların kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi olmasıdır.”
“KADINLARIN İRADESİNİN OLMADIĞI BİR BARIŞ MÜMKÜN MÜDÜR?”
Reya Heq inanç geleneğinden gelen kadınların barış sürecindeki rolüne vurgu yapan Morsümbül, kadınların deneyimlerinin ve taleplerinin barışın temel unsurlarından biri olması gerektiğini belirtti.
Morsümbül, “Reya Heq yolunun kadınları olarak kendimize şu soruları soruyoruz: Kadınların hafızasının, emeğinin, inancının ve iradesinin olmadığı bir barış mümkün müdür? Kadınların acıları duyulmadan, tarihleri anlatılmadan, inançları ve kimlikleri özgürce yaşanmadan gerçek bir rızalık toplumundan söz edebilir miyiz? Bizce edemeyiz” dedi.
Kürt Alevi kadınların tarihsel hafızasının yalnızca geçmişte yaşanan acılardan ibaret olmadığını ifade eden Morsümbül, bu hafızanın inanç, kültür ve toplumsal yaşamın önemli bir parçası olduğunu söyledi.
Ardından Ruken Nexede İran’daki kadınların durumuna değindi.
“KADINLAR MÜZAKERE MASASINDA YER ALMADIĞINDA HAKLARI GÖRMEZDEN GELİNİYOR”
Êzidi Kadın Meclisleri Koordinasyonu üyesi Ayfer Özdoğan, düzenlenen panelde yaptığı konuşmada Türkiye, Suriye ve Şengal’de yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdi. Barış süreçlerinde kadınların ve inanç topluluklarının karar mekanizmalarından dışlanmasına dikkat çeken Özdoğan, kadınların özgür iradeleriyle müzakere süreçlerine katılmasının kalıcı barış açısından belirleyici olduğunu vurguladı.
“Bugün Alevi, Arap Alevi, Êzidî ve Müslüman inancından kadınların aynı odada, aynı amaç etrafında bir araya gelmesi önemli bir mesajdır” dedi.
Özdoğan, “Türkiye’de devlet ile Abdullah Öcalan arasında bir barış süreci yürütülüyor. Suriye’de Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin yapıları, El Şara liderliğindeki yeni yönetim altında askeri, idari ve sivil alanlarda Suriye merkezi devletine entegre ediliyor. Şengal’de ise soykırım ve kadın kırımından 12 yıl sonra Êzidî savunma birlikleri YBŞ ve YJŞ Irak ordusuna entegre edildi. İdari ve sivil düzeydeki entegrasyonun da yakın zamanda gerçekleşmesi öngörülüyor” dedi.
Bu gelişmelerin milyonlarca insanın yaşadığı bölgedeki siyasi güç dengelerini değiştirdiğini ifade eden Özdoğan, şöyle devam etti:
“Bunlar üç ayrı devlette yaşanan üç süreçtir ve birbirleriyle bağlantılıdır. Toplumumuz açısından büyük bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Güvenlik, öz yönetim, kazanımların korunması ve verilen sözlerin tutulup tutulmayacağı gibi temel meseleler söz konusudur.”
Siyasi dönüşüm süreçlerinin kadınlar açısından her zaman ilerleme anlamına gelmediğini vurgulayan Özdoğan, kadınların karar mekanizmalarından dışlanmasının tarihsel sonuçlarına dikkat çekti.
“Biz kadınlar, çalkantılı dönemlerin her zaman yeni bir başlangıç anlamına gelmediğini öğrendik. Özellikle de kendimiz müzakere masasında yer almıyorsak bu dönemler ilerleme değil, gerileme anlamına gelebiliyor” diyen Özdoğan, geçmiş barış süreçlerinden çıkarılması gereken dersler olduğunu belirtti.
Kadınların yanı sıra özellikle dini azınlıkların da barış müzakerelerinden dışlandığını belirten Özdoğan, bu durumun toplumsal barışın kapsayıcılığını zayıflattığını söyledi.
Özdoğan, “Aynı durum azınlıklar, özellikle de dini azınlıklar için geçerlidir. Onlar hakkında müzakereler yürütüldü ancak nadiren kendileriyle müzakere edildi. Dışlanan insanlar, daha sonra hazırlanmasına katılmadıkları kararların sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakıldı” dedi.
Özdoğan, konuşmasının devamında kaçırılan ve kayıp Ezidi kadın ve çocuklar için başlatılan ve 25 Kasım’a kadar sürecek kampanyaya katılım çağrısında bulundu. Özdoğan, “Sizlerden özellikle rica ediyorum. Kampanyaya katılın, bu çalışmayı kendi örgütlerinize taşıyın ve daha fazla insanın haberdar olmasını sağlayın” dedi.
“ARAP ALEVİ KADINLAR TOPLUMSAL YAŞAMIN HER ALANINDA YER ALDI”
Panelde Arapça konuşan Arap Alevi temsilcisi Revan Ali, Suriye’deki Arap Alevi kadınların tarihsel süreçte üstlendikleri toplumsal rolleri ve son yıllarda karşı karşıya kaldıkları sorunları anlattı. 2011 yılından bu yana yaşanan çatışmaların kadınlar üzerindeki etkilerine değinen Ali, özellikle Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından Arap Alevi kadınların kaçırılma, cinsel şiddet ve mezhepsel baskılarla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Arap Alevi kadınların tarih boyunca üretimin ve toplumsal yaşamın önemli bir parçası olduğunu belirten Ali, kadınların tarımdan eğitime, bilimden siyasete kadar birçok alanda önemli roller üstlendiğini söyledi.
Son 70 yılda Arap Alevi kadınların kamusal alanda önemli kazanımlar elde ettiğini belirten Ali, “Kadınlarımız bakanlıklarda, orduda, diplomasi ve dışişlerinde, eğitimde, tıpta ve mühendislikte önemli görevler üstlendi. Toplumun bilimsel ve kültürel gelişimine katkı sundu” ifadelerini kullandı.
“2011’DEN BU YANA AĞIR BEDELLER ÖDEDİK”
Suriye’de 2011 yılında başlayan çatışmaların bütün toplumsal kesimleri etkilediğini belirten Ali, Arap Alevi kadınların da bu süreçte ağır kayıplar yaşadığını söyledi.
Ali, “Kadınlar evlatlarını ya da kardeşlerini belirli bir siyasi rejimi korumak için kaybetmedi. Yaşadığımız korkular gerçekti ve tarihsel deneyimlere dayanıyordu. Ortadoğu’da Arap Alevilere yönelik geçmişte yaşanan katliamlar ve baskılar bu korkuların temelini oluşturuyordu” dedi.
Cihatçı grupların Alevilerin yaşadığı bölgelere ulaşması halinde kadınların hedef alınacağı yönünde endişeler taşıdıklarını belirten Ali, “İslamcı ve cihatçı güçlerin Suriye’de kontrolü ele geçirmesi halinde ilk bedeli Arap Alevi kadınların ödeyeceğinden korkuyorduk. Gençlerimiz ve erkeklerimiz kadınların güvenliğini, onurunu ve yaşamını korumak için hayatlarını kaybetti” ifadelerini kullandı.
“KORKTUĞUMUZ ŞEYLER GERÇEKLEŞTİ”
Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından Arap Alevi kadınlara yönelik saldırıların yaşandığını belirten Ali, kadınların güvenlik koşullarının ağırlaştığını söyledi.
Ali, “Ne yazık ki korktuğumuz şeyler gerçekleşti. Büyüklerimizin bizi yıllardır uyardığı tehlikelerle karşı karşıya kaldık. Suriye’de kontrolü ele geçiren cihatçı güçlerin ilk yaptıklarından biri Arap Alevi kadınları hedef almak, kaçırmak, cinsel şiddete maruz bırakmak ve aşağılamak oldu” dedi.
Kadınların toplumsal yaşamdan uzaklaştırılmaya çalışıldığını savunan Ali, şöyle devam etti:
“Bilimsel araştırmalarda, tıpta, eczacılıkta, mühendislikte ve birçok alanda öncü roller üstlenen Arap Alevi kadınlar bugün korku, panik ve güvensizlik içinde yaşamaya zorlanıyor. Mezhepsel kimlikleri nedeniyle baskıya ve cinsel şiddete maruz kalıyorlar.”
“130’DAN FAZLA KİŞİNİN KAÇIRILDIĞINI BİLİYORUZ”
Ali, “Kaçırılan Arap Alevilerin sayısı 130’u geçti. Birçoğu çok yüksek fidyeler ödenerek geri getirildi. Onları pirinç ve çiçeklerle karşıladık. Çünkü onlar bizim onurumuzdur, toplumumuzdur, toprağımızdır. Onlardan vazgeçmeyiz” ifadelerini kullandı.
“KADINLARIN KAZANIMLARINI KAYBETMESİNDEN ENDİŞE EDİYORUZ”
Suriye’deki Arap Alevi kadınların çalışma yaşamına katılmakta zorlandığını ve güvenlik endişesi nedeniyle günlük yaşamlarını sürdüremediğini belirten Ali, kadınların eğitim ve toplumsal alandaki kazanımlarının tehdit altında olduğunu söyledi.
Kadınların kimliklerinin ve kültürel değerlerinin korunması gerektiğini vurgulayan Ali, “Kimliğimizi kaybetmekten, kadınların bilimsel ve kültürel rollerinin ortadan kaldırılmasından korkuyoruz. Bugün yaşamlarının en zor dönemlerinden birini geçiren Arap Alevi kadınları korumak için Ortadoğu’daki bütün toplulukların dayanışmasına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Ayrıntılar geliyor…
PİRHA/DORTMUND
Yoruma kapalı.