PİRHA- DAD İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “Alevilik Penceresinden Barış ve Demokratik Toplum” panelinde, Alevilerin barışın inşasında etkin rol alması gerektiği vurgulandı. Konuşmacılar, kalıcı barışın eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve toplumsal adaletle mümkün olacağını belirtti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “Alevilik Penceresinden Barış ve Demokratik Toplum” panelinde, Alevilerin barışın ve demokratik toplumun inşasındaki rolü tartışıldı.
Sultangazi’deki şube binasında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü DAD Yönetim Kurulu Üyesi Berna Güzel Gündüz yaptı. Panelde, “Erkanı rızalık, edebi ikrar olan toplum, demokratik toplumdur” sözü öne çıktı.
“ALEVİLER BARIŞIN SEYİRCİSİ DEĞİL, ÖZNESİ OLMALI”
Panelin açılış konuşmasını yapan DAD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Mevhibe Akdeniz, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal geleceğini belirleyecek önemli bir eşikten geçtiğini söyledi. Yıllardır süren çatışmaların ardından barışın konuşulduğunu belirten Akdeniz, asıl meselenin nasıl bir barış kurulacağı ve bu sürecin öznelerinin kimler olacağı olduğunu ifade etti.
“Aleviler barışın seyircisi mi olacak, yoksa demokratik toplumun kurucu öznesi mi?” diye soran Akdeniz, şöyle konuştu:
“Aleviler barışın seyircisi değil, öznesi olmalıdır. Çünkü Alevilik, rızalığı, eşitliği, adaleti ve birlikte yaşamı esas alır.”
Aleviliğin tahakküme karşı rızalığı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu savunduğunu belirten Akdeniz, barış talebinin Alevilerin tarihsel değerlerinin bir gereği olduğunu vurguladı.
“BARIŞ YALNIZCA SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİLDİR”
Gerçek barışın yalnızca silahların susmasından ibaret olmadığını söyleyen Akdeniz, eşit yurttaşlığın, inanç özgürlüğünün, kimlik ve dil haklarının, kadınların eşitliğinin ve demokratik siyasetin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.
Cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ayrımcılığın sona ermesi ve geçmişteki katliamlarla yüzleşilmesinin bu mücadelenin temel talepleri olduğunu dile getirdi.
Alevi kurumlarının kendi sözünü ve iradesini ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Akdeniz, kadınları ve gençleri ortak bir barış iradesi oluşturmaya çağırdı. Akdeniz, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Artık seyretme değil, söz söyleme ve harekete geçme zamanıdır! Alevi kurumlarını, cemevlerini, kadınları ve gençleri ortak bir barış iradesi oluşturmaya çağırıyoruz. Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve adalet için sesimizi birleştirelim; barışın yalnızca savunucusu değil, kurucusu olalım! Çünkü barış bizim de hakkımız, sözümüz ve geleceğimizdir.”
“BU SÜREÇ NE 2009’A NE DE 2013-15’E BENZİYOR”
Barış Vakfı Yönetim Üyesi Sevgi İnce, silahların sustuğu ve demokratik toplumun inşasının tartışıldığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Mevcut sürecin 2009 ve 2013-2015 dönemlerindeki süreçlerden farklı olduğunu belirten İnce, en büyük tedirginliği Alevilerin ve antidemokratik uygulamalara maruz kalan kesimlerin yaşadığını ifade etti.
PKK ile devlet arasındaki müzakerelere değinen İnce, sürecin aktörlerini belirleme imkanları bulunmasa da toplumsal talepleri ortaya koyabileceklerini söyledi. Önceki dönemlerde sokakta barışı anlattıklarını, bugün ise salonlara sıkıştıklarını belirten İnce, geçmiş süreçlerin acı bilançosuna dikkat çekerek, “Her başarısız süreçten sonra 10 bin canımızı daha kaybettik. Tek bir canımızın yeniden kaybedilmemesini istiyoruz” dedi.
“NEGATİF BARIŞTAN POZİTİF BARIŞA”
Mevcut sürecin hala “negatif barış” aşamasında olduğunu belirten İnce, bu durumun kalıcılaşmaması ve pozitif barışın tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.
Önceki dönemlerde “açılım” adı altında atılan adımların bugün kurumsal bir zemine oturduğunu söyleyen İnce, Meclis’te komisyon kurulduğunu ve 12 maddelik bir yasanın çıkarıldığını ifade etti. Söz konusu yasanın 467 oyla kabul edildiğini belirten İnce, önceki süreçlerde diğer partilerin bu ölçüde destek vermediğini dile getirdi.
Otoriter bir rejimde sürecin demokrasiye doğru ilerlemesinin zorluklarına değinen İnce, herkesin somut adımlar beklediğini ancak pozitif barışın kurulmasının ortak sorumluluk olduğunu söyledi. Türkiye’nin bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu belirten İnce, uzun yıllar “güvenlik” gerekçesiyle yaşam alanlarının daraltıldığını ifade etti. İnce, mevcut sessizliğe dikkat çekerek kamuoyunun MGK kararını beklediğini söyledi.
“ÜÇÜNCÜ GÖZ İSTENMİYOR”
Alevilere yönelik medya üzerinden provokatif girişimlerde bulunulduğunu söyleyen İnce, Altan Tan ve Kemal Öztürk’ün söylemlerini barış dili açısından eleştirdi.
Kadınların süreçte yer almasının istenmediğini savunan İnce, kadın hareketinin Türkiye’nin en canlı toplumsal hareketlerinden biri olduğunu vurguladı. İnce, süreci dışarıdan izleyecek “üçüncü bir gözün” varlığının da istenmediğini ifade etti.
“BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUMUN ASIL TAŞIYICILARI ALEVİLERDİR”
Panelin son konuşmacısı DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, barış ve demokratik toplumun asıl taşıyıcılarının Aleviler olduğunu söyledi.
Siyasetin, toplumun demokrasi ve özgürlük alanlarını genişlettiği ölçüde değerli olduğunu belirten Çiçek, kimi dönemlerde toplumsal öznelerin siyasal aktörlerin gölgesinde kaldığını ifade etti. Bu nedenle öncelikle sürecin öznelerinin doğru tanımlanması gerektiğini vurguladı.
Aleviliğin, öğretiyi bilmenin yanı sıra ona uygun yaşamayı da gerektirdiğini söyleyen Çiçek, Kürt siyasal hareketinin de bu bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“DOĞUŞTAN EDİNDİĞİMİZ, DEVREDEMEYECEĞİMİZ KİMLİKLER”
Alevi bir aileden ve toplumdan geldiğini belirten Çiçek, doğuştan edinilen kimliklerin vazgeçilemez ve devredilemez olduğunu söyledi. Kürt dili ve kültürüyle de benzerlik kuran Çiçek; Alevilerin, Kürtlerin, kadınların ve emekçilerin ortak bir ezilme deneyiminin parçası olduklarını görmeleri gerektiğini ifade etti.
Devletlerin barış süreçlerini kendi egemenlik alanlarını genişletmek için kullandığını savunan Çiçek, şunları söyledi:
“Bize bu sürece inanıyor musunuz diye soruyorlar. Biz iki ayrı uygarlığız. Bir egemen uygarlık var, bir de ezilen, yok sayılan, varlık mücadelesi veren bir uygarlık var.”
Çiçek, ortak mücadele zemini bu şekilde tanımlanmadığında toplumun farklı kimlikler üzerinden bölünüp dağılabileceğini belirtti.
Meselenin coğrafi ve ekonomik boyutlarına da değinen Çiçek, Türkiye’deki sürecin ekonomi politiği anlaşılmadan Alevilerin rolünün de doğru değerlendirilemeyeceğini söyledi. Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı kadim coğrafyaların enerji, ticaret ve siyaset alanındaki küresel rekabetin merkezinde bulunduğunu belirten Çiçek, bu coğrafyaların maruz kaldığı baskı ve şiddetin söz konusu rekabetten bağımsız ele alınamayacağını ifade etti.
“Kürtler Antarktika’da yaşasaydı Kürt sorunu olur muydu? Aleviler Danimarka’da yaşasa Alevi sorunu olur muydu?” diye soran Çiçek, devletin kapitalist sisteme entegrasyon amacıyla Türk-Sünni kimliği üzerinden bir üst kimlik inşa ettiğini ifade etti. Çiçek, “Savaş kâr için çıkarıldı, inkarcılık kâr için çıkarıldı, sömürgecilik kâr için çıkarıldı” dedi.
“BARIŞ GELDİĞİNDE HUZUR VE REFAH KENDİLİĞİNDEN GELMEYECEK”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hala negatif barış aşamasında olduğunu söyleyen Çiçek, silahların bırakılmasına rağmen mevcut ekonomik ve siyasal ilişkilerin sürdüğünü belirtti.
İki yıldır çatışma yaşanmamasına karşın Kürt coğrafyasında doğaya yönelik saldırıların arttığını savunan Çiçek, maden ve baraj projeleriyle meraların ve sulak alanların sermayeye açılmak istendiğini söyledi. Bu projelerden elde edilen zenginliğin halka yansımadığını belirtti.
Varto’yu örnek gösteren Çiçek, şöyle konuştu:
“Vartolu arkadaşlara soralım, iki yıldır savaş olmuyor, bundan mutlular mı? Kesinlikle mutlular. Ama maden ocakları geldi, orayı talan etmek istiyorlar. Huzurları var mı? Vallahi huzurları yok.”
Çatışmasızlığın tek başına huzur ve refah getirmediğini vurgulayan Çiçek, bunun için örgütlü mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini söyledi.
“BÜYÜK KAVGAYI O ZAMAN VERMEMİZ GEREKİYOR”
AKP-MHP iktidarının bu dönemde de kendi egemenlik alanını genişletmeye çalıştığını savunan Çiçek, 50 yıllık silahlı mücadele döneminin doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Çatışma döneminin tamamen sona ermesi ve sürecin başarıya ulaşmasının, toplumsal mücadelenin de biteceği anlamına gelmediğini vurgulayan Çiçek, “Büyük kavgayı o zaman vermemiz gerekiyor” dedi.
Sürecin başarıya ulaşmasıyla 50 yıllık savaşın ve Kürt varlığının inkarına dayalı politikanın sona ereceğini ifade eden Çiçek, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin devam edeceğini söyledi. Çiçek, Kürtlerin özgürlüğü ile Alevilerin eşit, huzurlu ve güvenli yaşamının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.
“NEGATİF BARIŞ DÖNEMİNDE BİLE ASIL PROBLEMLERİMİZİ KONUŞABİLİR OLDUK”
Gündemdeki fon vurgununa da değinen Çiçek, savaş koşullarında bu tür konuların asker ölümleri üzerinden kurulan söylemlerle örtbas edilebildiğini söyledi.
“Şehitlerimiz varken bunları mı konuşacağız” denilerek toplumsal sorunların gündemden düşürüldüğünü belirten Çiçek, “Negatif barış döneminde bile asıl problemlerimizi konuşabilir olduk” dedi.
“KÜRDÜN DE ALEVİNİN DE EKONOMİK SINIF SORUNU VAR”
Kimlik mücadelelerinin ekonomik ve sınıfsal sorunlardan ayrı ele alınamayacağını belirten Çiçek, “Sanki Kürdün ekmek sorunu yok. Kürdün de Alevinin de ekonomik sınıf sorunu var” ifadelerini kullandı.
Demokratik toplum anlayışının, kimlik haklarıyla ekonomik, ekolojik, kültürel ve inanç haklarına ilişkin mücadelelerin birlikte yürütülmesine dayandığını söyleyen Çiçek, devletin en çok bu birleşik mücadeleden çekindiğini savundu.
Çiçek, mevcut sürecin de farklı toplumsal mücadeleleri bir araya getirme imkanı sunabileceğini belirterek toplumun yalnızca kimlik mücadelesine sıkıştırılmasının aşılabileceğini söyledi.
Panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
PİRHA/İSTANBUL
Yoruma kapalı.