Alevi Haber Ajansi

Tülay Hatimoğulları: Alevi kurumları sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın tarafı olmalı-VİDEO

PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Tülay Hatimoğulları, barışın demokrasisiz düşünülemeyeceğini belirterek, “Barışı ve demokrasiyi birbirinden ayırmadan yürüteceğimiz ortak kitlesel bir mücadele ile biz gerçekten bu topraklarda barışı inşa eder, demokrasiyi tesis edebiliriz. Kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı” dedi.

 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

“Türkiye’nin Suudi Arabistan’a asker göndermemeli, Türkiye’nin savaşın tarafı olmamalı. Türkiye’de bir barış sürecinden konuşuyoruz ama Türkiye kendi içinde barışı büyütmeye çalışırken başka bölgedeki çatışmalarda, asker gönderme çalışmaları tartışmaları almış başını gidiyor. Çatışmalar, yeni çatışmaları doğurur. Müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması ile ilgili Meclis’te henüz bir tartışma olmamış. Henüz Meclis komisyonuna gelmemiş. Henüz Meclis Genel Kurulu’ndan bunun kararı çıkmamış. Yani bunun hukuki zemini henüz oluşmamış ve bu anlaşma gerekçe gösterilerek birçok kesimden Suudi Arabistan’a Türkiye’den asker gönderme konuşuluyor. Türkiye bölgeye asker ve çatışma değil diplomasi ve müzakere ihraç etmeli. İnsanlığı kurtaracak şey daha fazla çatışma değil, daha çok müzakere, daha çok taraflarla görüşme, Yemen’le, Suudi Arabistan’la büyük ve ciddi bir mesai tüketme ve onları barış masasına oturtacak bir düzlemin oluşması için Türkiye çalışmalı ve çabalamalı.

Fon krizi yüzyılın vurgunudur. SPK 2025’in son çeyreğinde bu riski görüyor. Konu 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geliyor. Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI ayrıca uyarıyor. Buna rağmen önlemler alınmıyor. Sonra 450 bine yakın insan doğrudan bu fonun mağduru oluyor. Dolaylı olarak da bu fonun yarattığı krizden dolayı milyonlarca Türkiyeli yurttaşımız mağdur durumda. Bir emekli bankaya gitsin, ‘Ben kredi almak istiyorum’ desin, hemen kredi notuna bakılıyor. Küçücük bir kredi için birçok incelemeden geçiyorsunuz. Ama 20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler.

İktidara sorumuz şu; riskler biliniyor. Ekonomi yönetiminin masasına kadar gelmiş ve zamanında önlenmemiş. Neden; bilerek ve isteyerek bu fon krizi bağıra bağıra gelirken önlenmemiş? Bu vurgun içeriden bilgi almadan, birileri göz yummadan bu kadar büyük ölçekte olamaz. Kim kime ne söyledi? Kim hangi bilgiyi önceden paylaştı? Kim kazanırken kim kaybetti? Kamu otoritesi neyi biliyordu? Hangi iktidar yetkilisi fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkilidir? İşte Türkiye’de bütün yurttaşlar bu soruların yanıtlarını bekliyor. Bakın, ana dilde parasız eğitim istiyorum diyen gençler 1 Mayıs’ta alanlara, meydanlara çıkan gençler gözaltına alınıyor. Hemen tutuklanıyor değil mi? Hemen telefonlarda kiminle ne konuşmuş, hemen açığa çıkarılıyor, belgeler sunuluyor hakime, savcıya. İktidar bu fon vurgununda bunu yapmaktan imtina etti. İşte bunların hepsi açığa çıkarılmalı. Ortada organize bir suç örgütü var. Bu işin sermaye siyaset ve bürokrasi ayağı var. Bu düzeni bu iktidar inşa etti.

ÖDEME TARİHİ BELİRSİZLİĞE BIRAKILAMAZ

Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Mecliste komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamuoyunun gördüğü zarar ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü, yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş, parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları, şeffaflık halkı korur.

Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri Mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları Meclise sunulmalı. Çünkü bu vurgun, sadece şirketlerin değil, göz yuman denetim düzeninin de sonucudur. Şu çok net bilinsin ki bu konuda DEM Parti olarak mağdurların, Türkiye’nin ve yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.

İKTİDARIN VE DEVLETİN SORUMLULUKLARI TARİHSİZ VAATLERE BIRAKILAMAZ

Barış ve Demokratik Toplum Süreci yine Türkiye’nin en önemli ve en sıcak gündemlerinden biri. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin neresindeyiz? Türkiye’nin en fazla sorduğu sorulardan birisi olmaya devam ediyor. Çerçeve yasası çıktı ancak ne zaman uygulanacak, süreç nasıl ilerleyecek? Bu sorular toplumun sorduğu temel sorulardır. Bunlara sorumluluklarımız kapsamında hepimizin yanıt vermesi gerekiyor. Bakın Hareket Yönetimi 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerde bölge isimleri vererek çekildiğini açıkladı. Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulundu ve şöyle dedi: ‘Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek.” Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden zemininin hazırlanması gerekiyor.

SÜREÇTE SOMUT ADIMLAR GÖRMEK İSTİYORUZ

Bakın biraz önce Mersin’den gelen grubumuzla grupta sohbet ettik ve başta Barış Anneleri olmak üzere yine Türkiye’nin her kesiminin söylediğini söyledi. Neden somut adım atılmıyor? Neden kayımlar geri çekilmedi? Neden AİHM kararları uygulanmadı ve Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ neden dışarıda değil? Neden Sayın Abdullah Öcalan için umut hakkı uygulanmıyor diye soruyor analar? Bakın, sadece Kürt halkı değil, toplumun tamamı artık bu süreçte somut adımlar görmek istiyor. Biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Bakın Takip Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli.

Sayın Öcalan’ın koordinatörü olacağı Barış ve Siyasallaşma Kurulu acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli’nin ‘siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı’ya selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

NEYİ BEKLİYORUZ?

Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un inisiyatifiyle kurulacak Meclis İzleme Kurulu yine kurulmuş değil. Kurulacak ama neyi bekliyoruz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın Sayın Numan Kurtulmuş’un Meclis’te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır.

Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında kurulan Takip Koordinasyon ve Uygulama Kurulu ile birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun 6 ve 7’nci maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul sürecin ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek, demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul Sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın bu konuda Türkiye’de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı.

BARIŞ DEMOKRASİSİZ DÜŞÜNÜLEMEZ

Sürecin yavaşlığının yarattığı belirsizliklerin çok farkındayız. Müzakere ve mücadele partisi olarak bu sürece ilişkin söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki; ancak şunun altını özellikle çizmek istiyorum. Bakın iki yıldır Türkiye’de ne bir asker ne bir gerilla cenazesi gelmiyor. Bu bizim toplum olarak büyük bir mutluluk duyduğumuz bir şey ve Türkiye’nin kazanımıdır. Bunun değerini en çok ferilla annesi, asker annesi bilir. Bunun kıymetini, bunun değerini, insani ve siyasi ve toplumsal değerini 86 milyon yurttaş olarak hepimiz bilince çıkarmak durumundayız.

Barış demokrasisiz düşünülemez.  Barışı ve demokrasiyi birbirinden ayırmadan yürüteceğimiz ortak kitlesel bir mücadele ile biz gerçekten bu topraklarda barışı inşa eder, demokrasiyi tesis edebiliriz. Buradan sözümüz şu; bizler birleşe birleşe kazanacağız, dayanışarak kazanacağız, hep birlikte kazanacağız.”

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.