Alevi Haber Ajansi

Giritlioğlu: İnsanlar başka konut bulamadıkları için riskli binalarda yaşamaya devam ediyor-VİDEO

PİRHA- İstanbul Maltepe’de yedi katlı bir binanın deprem olmadan çökmesini değerlendiren İstanbul Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi, akademisyen Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, yapı güvenliği sorununun yalnızca denetim eksikliğiyle açıklanamayacağını, Türkiye’deki barınma sorunuyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Riskli binalarda yaşayan insanların ekonomik koşullar nedeniyle başka konutlara taşınamadığına dikkat çeken Giritlioğlu, konuta erişemeyen yurttaşların mecburen o riskli binalarda oturmaya devam ettiğini belirtti.

İstanbul’un Maltepe ilçesinde yedi katlı bir binanın çökmesi sonucu yaşanan can kayıpları, yapı güvenliği ve denetim sorunlarını yeniden gündeme getirdi.

İstanbul Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi, akademisyen Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Maltepe’deki yıkımdan hareketle İstanbul’un yapı stokunu, denetim sistemini, barınma sorununu ve kentsel dönüşüm politikalarını değerlendirdi.

Yapı güvenliğinin yalnızca binaların sağlamlığıyla sınırlı olmadığını belirten Giritlioğlu, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin işbirliği içinde çalışması ve yapıların düzenli olarak denetlenmesi gerektiğini vurguladı.

“YAPI DENETİMİ ÖZEL FİRMALARIN ELİNE BIRAKILDI”

Türkiye’de yapı güvenliğinin uzun yıllardır tartışıldığını belirten Giritlioğlu, 1999 Marmara Depremi’nin ardından 2001 yılında çıkarılan Yapı Denetim Kanunu’yla denetim sisteminde değişiklik yapıldığını hatırlattı.

Yapı denetiminin özel firmalara bırakılmasını eleştiren Giritlioğlu, şöyle konuştu:

“2001 yılında Yapı Denetim Kanunu çıktı. Ancak bu sefer de ne oldu biliyor musunuz? Yapı denetimi özelleştirildi, özel firmalara verildi. Bu da tabii ki can güvenliği gibi herkese teslim edilemeyecek bir meseleyi gerçekten özel firmaların eline bıraktı. O dönemde neler gördük mesela? Aynı soyadından müteahhit ile aynı soyadından yapı denetim firmasının iş yaptığını gördük. Türkiye’de işler hep böyle yürüdü, çok uzun süreler boyunca.”

Daha sonra yapı denetiminde havuz sistemine geçildiğini, ancak 2023 depremlerinin ardından yeniden eski sisteme dönüldüğü yönünde bilgiler duyduğunu belirten Giritlioğlu, Türkiye’nin yaşadığı depremlerden yeterince ders çıkarmadığını ifade etti.

“Bir deprem ülkesiyiz. Defalarca çok ağır depremler geçirdik ve hala yapı denetim meselesi karşımızda tartışmalı bir konu olarak duruyor” diyen Giritlioğlu, Maltepe’de çöken binanın kaç katının kaçak olduğunun dahi netleşmediğini söyledi.

Maltepe ve çevresindeki mahallelerin geçmişte ağırlıklı olarak işçilerin ve emekçilerin yaşadığı bölgeler olduğunu hatırlatan Giritlioğlu, yapıların önemli bir bölümünün iyi koşullarda inşa edilmediğini belirtti.

2019 yılında Kartal’da bir binanın çökmesi sonucu 21 kişinin yaşamını yitirdiğini anımsatan Giritlioğlu, “O yüzden diyorum yani şaşırmıyoruz artık ama ders de çıkarmıyoruz. Bizim için yabancı olmayan şeyler haline geldi bütün bu olaylar” dedi.

“BU SADECE YAPI DENETİM SORUNU DEĞİL, BARINMA SORUNUDUR”

Maltepe’deki yıkımın sorumluluğunun yalnızca yapı denetim firmalarıyla sınırlandırılamayacağını belirten Giritlioğlu, sorunun tarihsel boyutuna dikkat çekti.

Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren sanayileşme ve göçle birlikte özellikle İstanbul’da ciddi bir barınma sorunu yaşanmaya başladığını ifade eden Giritlioğlu, devletin bu soruna çözüm üretmek yerine konut üretimini giderek bireysel girişimcilere ve müteahhitlere bıraktığını söyledi.

Giritlioğlu, şöyle devam etti:

“Bu sadece bir yapı denetim sorunu da değil. Bu aslında bir barınma sorununun bugüne tezahür etmiş hali. Türkiye’de ve İstanbul’da süregelen, geçmişten beri süregelen bir barınma sorununun bugün gözle görünür hale gelmiş halidir.”

Erken Cumhuriyet döneminde çeşitli kurumların kendi çalışanları için konut ürettiğini, ancak 1980’li yıllardan itibaren konut politikalarında önemli değişiklikler yaşandığını belirten Giritlioğlu, barınma sorununun zamanla derinleştiğini ifade etti.

Yapı güvenliğinde sorumluluğun geniş bir alana yayıldığını söyleyen Giritlioğlu, geçmişteki teknik sorumlulardan yapı denetim firmalarına, mimarlardan müteahhitlere, yerel ve merkezi yönetimlere kadar birçok kesimin sorumluluğu bulunduğunu belirtti.

“İNSANLAR RİSKLİ YAPILARDA OTURMAYA MECBUR KALIYOR”

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından İstanbul’da riskli bölgelerde yaşayan insanların daha güvenli konutlara yöneldiğini anlatan Giritlioğlu, bir süre sonra bu hareketliliğin durduğunu söyledi.

Konut bulabilenlerin taşındığını, bulamayanların ise yeniden eski evlerinde yaşamaya devam ettiğini belirten Giritlioğlu, şunları belirtti:

“Bugün baktığımız noktada insanlar hala riskli yapılarda oturmaya devam ediyorlar. Bile bile devam ediyorlar ne yazık ki. Çünkü öyle bir konut sorunu var ki, konuta erişebilirlik meselesi var ki konuta erişemeyen insanlar ne kira olarak ne de satılık konut olarak mecburen o riskli binalarda oturmaya devam ediyorlar.”

Giritlioğlu, 2008 yılında İstanbul Kâğıthane’de şiddetli yağış sırasında bir gecekondunun çökmesi sonucu 12 yaşındaki bir kız çocuğunun yaşamını yitirdiği olayı da hatırlattı.

Çocuğun babasının, binanın çökebileceği konusunda belediyeden yardım istediklerini ancak gidecek başka yerleri bulunmadığını anlattığını aktaran Giritlioğlu, bu olayın barınma sorununun sonuçlarını ortaya koyduğunu belirtti.

“Sağlıklı bir konut politikanız, konuta erişebilirlik politikanız yoksa ne yazık ki biz bu vakaları defalarca daha göreceğiz” diyen Giritlioğlu, İstanbul’da çok sayıda riskli yapı bulunduğuna dikkat çekti.

“KENT GÜVENLİĞİ SADECE SAĞLAM BİNALARDAN İBARET DEĞİL”

İstanbul’daki yapı güvenliği tartışmalarında yalnızca binaların güçlendirilmesine odaklanılmasını eleştiren Giritlioğlu, kentlerin bütün yaşam çevresiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Giritlioğlu, şöyle konuştu:

“Biz kent güvenliği dediğimizde sadece sağlam bir yapıda oturmaktan bahsetmiyoruz. Çevresiyle, altyapısıyla, afet toplanma alanıyla, geçici barınma alanıyla, acil ulaşım tahliye yoluyla birlikte güvenli ve dayanıklı hale gelmiş bir yaşam çevresinden bahsediyoruz. Sadece yapıyı güçlendirmek de yetmiyor. Bu işin sadece bir parçası. Elbette çok önemli bir parçası ama tek başına o da yeterli değil.”

“6306 SAYILI YASAYI RANT ARACI HALİNE GETİRDİK”

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında 6306 sayılı Kanun’un uygulanışını da değerlendiren Giritlioğlu, yasanın doğru kullanılmadığını savundu.

Yasanın afet riskini azaltmak amacıyla çıkarıldığını ancak uygulamada rant odaklı dönüşümün aracı haline getirildiğini belirten Giritlioğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bir kere yasayı doğru uygulamalıyız. Biz şu anda 6306 sayılı yasayı da doğru uygulamıyoruz. Çünkü bunu bile bir rant aracı haline getirdik. Rant politikasının kentte bir aracı, mekanın yeniden üretiminin, rant odaklı üretiminin bir aracı oldu 6306 sayılı yasa. Halbuki çok doğru bir şekilde uygulanabilirdi, uygulanabilir.”

Yasayla riskli alan, riskli yapı ve rezerv alan gibi kavramların getirildiğini hatırlatan Giritlioğlu, özellikle rezerv alan uygulamalarında yeterli kriterlerin bulunmadığını savundu.

Rezerv alan ilanlarının ağırlıklı olarak bakanlık eliyle gerçekleştirildiğini belirten Giritlioğlu, bu yetkinin yerel yönetimlerin yetkilerini aşmak ve gelir getirici projeler üretmek amacıyla kullanıldığını ileri sürdü.

2019 yılında yasaya rezerv alanlarda gelir ve hasılat getirici uygulamalar yapılmasına ilişkin düzenleme eklendiğini belirten Giritlioğlu, şunları söyledi:

“Bu yasanın amacı afet riski altındaki alanları dönüştürmek değil miydi? O zaman niye biz gelir ve hasılat getirici uygulamaları rezerv alanında yapmaya çalışıyoruz?”

Kamu arazilerinde, yeşil alanlarda, orman alanlarında ve askeri alanlarda rezerv alan uygulamaları kapsamında lüks konut projeleri yapıldığını belirten Giritlioğlu, bu yaklaşımın afetlere hazırlık açısından sorgulanması gerektiğini ifade etti.

“ÇOK CİDDİ BİR SOSYAL KONUT POLİTİKASINA İHTİYACIMIZ VAR”

Kentsel dönüşüm ve konut politikalarının yalnızca mülk edinme üzerinden ele alınamayacağını belirten Giritlioğlu, sosyal konut ihtiyacına dikkat çekti.

“Gerçekten bizim çok ciddi bir sosyal konut politikasına ihtiyacımız var. Yasaları doğru kullanmaya ihtiyacımız var. Her şeye rant gözüyle bakmamaya ihtiyacımız var. Konuta erişimi sadece konut satmaktan ibaret görmemeye ihtiyacımız var. İnsanların ille mülk edinmesi gerekmiyor” diyen Giritlioğlu, sağlıklı kent politikalarının ancak bu anlayışla oluşturulabileceğini söyledi.

Kentlerin dayanıklı hale getirilmesi için sorunların bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini belirten Giritlioğlu, yalnızca yapıların değil, yaşam çevresinin tamamının güvenli hale getirilmesi gerektiğini yineledi.

“ARABALARIMIZI İKİ YILDA BİR MUAYENEYE GÖTÜRÜYORUZ, BİNALARI NEDEN DENETLEMİYORUZ?”

Mevcut yapı stokunun denetlenmesi konusunda belediyelerin tek başına yeterli kapasiteye sahip olmadığını belirten Giritlioğlu, merkezi yönetimle işbirliğinin zorunlu olduğunu söyledi.

Belediyelerin büyük bölümünün ekonomik sorunlar yaşadığını ve denetlenmesi gereken milyonlarca yapı bulunduğunu ifade eden Giritlioğlu, teknik ve mali kapasitenin artırılması gerektiğini belirtti.

Binaların iskan aşamasından sonra düzenli olarak denetlenmediğine dikkat çeken Giritlioğlu, araç muayenelerini örnek gösterdi:

“Arabalarımızı iki yılda bir muayeneye götürüyoruz. Değil mi? Neden götürüyoruz? Hem kendi can güvenliğimiz için hem de çevrenin güvenliği için arabalarımızın güçlü ve dayanıklı olduğunu test ettirmemiz gerekiyor. Ama yapılar böyle değil. İskan alındıktan sonra bu yapılar bir daha bir denetim görmüyorlar. Bir şikayet olmadığı sürece ve çoğu zaman da böyle bir şikayet olmuyor.”

İskan sonrasında yapılan ruhsata aykırı müdahalelerin ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Giritlioğlu, Maltepe’deki yapının da bu tür sorunların örneklerinden biri olduğunu ifade etti.

Özellikle alt katları ticari amaçla kullanılan binalarda kolon kesilmesi gibi müdahalelerle karşılaşıldığını belirten Giritlioğlu, eski yapılarda beton kalitesi ve kullanılan malzemelerin de önemli olduğunu söyledi.

Ancak yalnızca binanın yapım yılına bakılarak güvenli olup olmadığına karar verilemeyeceğini vurgulayan Giritlioğlu, “2001 öncesi yapılan her yapı çürük anlamına gelmiyor. Bazıları 2001 sonrası yapılıp daha kötü durumda da olabiliyorlar. O yüzden her yapıyı yılına da bakmadan kendi içerisinde değerlendirmek gerekiyor” dedi.

“YAPI GÜVENLİĞİ SİYASET ÜSTÜ BİR MESELE OLARAK GÖRÜLMELİ”

Yapı güvenliği ve afet riskinin siyasi çekişmelerden uzak tutulması gerektiğini belirten Giritlioğlu, merkezi yönetim ile belediyelerin hukuk ve bilim temelinde ortak hareket etmesi çağrısında bulundu.

Giritlioğlu, “Yapı güvenliğinin, afet riskinin, deprem riskinin bir siyasi mesele olarak görülmemesi, siyaset üstü bir mesele olarak görülmesi burada çok önemli. Bir güç yarışına girmeden, bir rant hedefi gütmeden gerçekten de hukuk ve bilim zemininde bir işbirliği yapılması gerekiyor” diye konuştu.

Belediyelerin teknik ve ekonomik kapasitelerinin artırılması, düzenli denetimlerin yapılabilmesi için özel komisyonların kurulması gerektiğini belirten Giritlioğlu, yapıların kullanım süresi boyunca yapılan bütün müdahalelerin kayıt altına alınmasını istedi.

Merkezi yönetimle birlikte çalışacak kurumsal bir denetim mekanizmasının oluşturulmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Giritlioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bunu belediyelerin tek başına yapması da mümkün değil. Çünkü sayı o kadar fazla ki bununla mücadele etmeleri mümkün değil. Mutlaka ve mutlaka sadece bu işe özel, bu amaçlı merkezi yönetimle birlikte kapasitesi geliştirilmiş, kurumsallaştırılmış bir yapı kurmak ve onun üzerinden bu süreci yürütmek gerekiyor. Bu bizim çok büyük bir önceliğimiz şu anda.”

PİRHA/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.