Alevi Haber Ajansi

Musa Özuğurlu: Aleviler uluslararası korumadan yoksun bırakıldı-VİDEO

PİRHA- Gazeteci Musa Özuğurlu, Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Alevilerin sistematik baskı, saldırı ve ekonomik dışlanmayla karşı karşıya kaldığını belirterek, Alevilerin uluslararası desteğe ve kendilerini savunabilecek örgütlü bir yapıya sahip olmadığını söyledi. Suriye’deki Kürt hareketinin Alevilerin haklarının gündeme getirilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini ifade eden Özuğurlu, Türkiye’nin de Şam yönetimi üzerinde etkili olabilecek bir konumda bulunduğunu vurguladı. Özuğurlu, “Aleviler açısından tarihin belki de en karanlık dönemlerinden biri yaşanıyor” dedi.

Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Alevilere yönelik saldırılar, hak ihlalleri ve güvenlik sorunları devam ediyor. Gazeteci Musa Özuğurlu, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede Suriye’deki Alevilerin karşı karşıya kaldığı durumu, Kürt hareketinin bölgedeki rolünü ve Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendirdi.

Özuğurlu, Suriye’de yeni yönetimin oluşmasıyla birlikte farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin farklı konumlarda bulunduğunu belirterek, Alevilerin bu süreçte uluslararası destekten yoksun kaldığına dikkat çekti.

“ULUSLARARASI DESTEĞİ OLMAYAN TEK TARAF ALEVİLER”

Esad yönetiminin devrilmesiyle birlikte Suriye’de yeni bir siyasal tablonun ortaya çıktığını belirten Özuğurlu, yönetimi devralan Ahmet el-Şara’nın uluslararası destek ve uzlaşma sonucunda iktidara geldiğini ifade etti.

Kürtlerin 2012 yılından itibaren oluşturdukları siyasal ve toplumsal dinamiklerle fiilen özerk bir yönetim kurmaya çalıştıklarını belirten Özuğurlu, Dürzilerin ise yeni yönetimle henüz uyumlu bir anlaşmaya varmadığını söyledi.

Özuğurlu, “Bir tarafta yönetimi alan Şara tarafı var. Bir tarafta Kürtler, bir tarafta Dürziler, bir tarafta da Aleviler var. Bunlar arasında uluslararası desteği olmayan tek taraf Aleviler” dedi.

“ALEVİLER ESAD YÖNETİMİNİN GÜNAH KEÇİSİ İLAN EDİLDİ”

Alevilerin Esad yönetiminin destekçisi, hatta doğrudan askerleri olarak görüldüğünü belirten Özuğurlu, bunun gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Esad yönetimi döneminde siyasal nedenlerle tutuklanan Alevilerin de bulunduğunu hatırlatan Özuğurlu, yönetim karşıtı Alevilerin varlığına dikkat çekti.

Özuğurlu, Esad’ın Alevi olması, yönetim kadrolarının ve ordudaki bazı subayların Alevilerden oluşması nedeniyle siyasal çatışmanın bütün bir inanç topluluğuyla ilişkilendirildiğini söyledi.

“Aleviler, Esad yönetiminin destekçisi olarak ve hatta sadece destekçisi olmakla kalmayıp fiiliyatta onun askerleri olarak görüldüler. Bu tabii gerçeği yansıtan bir durum değil. Çünkü 2011’den önce Suriye içinde siyasal anlamda tutuklu olan Alevilerin sayısı az değildi. Bu süreç sırasında Esad karşıtı olan Aleviler de vardı.”

Alevilerin İran yanlısı ve eski siyasal düzenden en fazla yararlanan kesim olarak gösterildiğini belirten Özuğurlu, bu yaklaşımın 2011’den itibaren gelişen intikam duygusunu beslediğini ifade etti.

“Bu, 2011’den itibaren başlamış olan Alevilerden intikam duygusunun, Esad’ın devrilmesiyle, yani o güvenlik duvarının ortadan kalkmasıyla fiiliyata geçmesine sebep oldu. Aleviler günah keçisi ilan edildi ve sonrasında katliamlar yaşandı.”

“ALEVİLER SİLAH BIRAKTI, ANCAK SALDIRILAR BAŞLADI”

Yeni yönetimin göreve gelmesinin ardından ordunun dağıtıldığını ve silah bırakılması çağrısında bulunulduğunu belirten Özuğurlu, Alevilerin silahlı bir topluluk olduğu yönündeki algının yanlış olduğunu söyledi.

“Aleviler silahlı değildi. Bu çok yaygın ve yanlış bir kanı. Ama ordu içerisinde Alevi askerler vardı. Bunlar da silah bıraktılar ve evlerine döndüler.”

Alevilerin kanaat önderleri aracılığıyla yeni yönetimle sorun yaşamak istemediklerini ve kendi yaşamlarını sürdürmek istediklerini defalarca dile getirdiklerini belirten Özuğurlu, buna rağmen saldırıların başladığını ifade etti.

Özuğurlu, saldırıların bir bölümünün intikam amacı taşıdığını, bir bölümünün ise yeni yönetimi destekleyen toplumsal kesimlere yönelik bir mesaj niteliğinde olduğunu savundu.

“KADINLAR, ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR ÖLDÜRÜLDÜ, İNSANLAR EVLERİNDEN EDİLDİ”

Eski orduda görev yapmış binlerce Alevinin hapishanelerde bulunduğunu belirten Özuğurlu, Alevilerin yaşadığı bölgelere düzenlenen baskınların yalnızca eski yönetimin askerleri ve yöneticileriyle sınırlı kalmadığını söyledi.

“Bu baskınlar daha önceki Baas düzeninin askerlerine veya öne çıkan figürlerine yönelik olarak yansıtılmış olsa da bundan sivil halk zarar gördü. Kadınlar öldürüldü, yaşlılar öldürüldü, çocuklar öldürüldü. Bunların birçoğu evlerinden edildi.”

Alevilerin mülklerine ve tarlalarına el konulduğunu, çok sayıda kamu çalışanının işinden çıkarıldığını belirten Özuğurlu, ekonomik baskının yanı sıra güvenlik sorunlarının da gündelik yaşamı doğrudan etkilediğini ifade etti.

“Alevilerin yoğun olarak bulundukları bölgelerde insanlar artık dışarı çıkamaz hale geldiler. Halen bu durumlar devam ediyor. Bir taraftan günlük hayat sürüyor elbette. Ancak öylesine bir ekonomik baskıyla ve güvenlik baskısıyla karşı karşıya kaldılar ki erkeklerin çoğu rahat hareket edemiyor. Çünkü herhangi bir görevli keyfi bir biçimde gelip kendilerini önceki düzenin adamı olarak damgalayabilir ve gözaltına alabilir.”

Alevi kadınlara yönelik kaçırılma olaylarının da yaşandığını belirten Özuğurlu, kadınların İdlib tarafındaki pazarlarda satıldığına ilişkin olaylardan söz etti.

“ALEVİLERİN ULUSLARARASI KORUMASI YOK”

Alevilerin maruz kaldığı uygulamalar karşısında uluslararası düzeyde etkili bir girişimde bulunulmadığını savunan Özuğurlu, eski Suriye ordusunda farklı inançlardan askerlerin de bulunduğunu hatırlattı.

“Evet, Alevi askerler vardı orduda. Ama Sünni askerler de vardı, Hristiyanlar da vardı. Bunlara yönelik olarak herhangi bir baskı söz konusu değil. Neden sadece siyasal olarak bu işlerden sorumlu tuttuğunuz kişilerle sınırlı tutmuyorsunuz, denilmiyor.”

Alevilerin ülke içinde örgütlü ve silahlı bir yapıya sahip olmadıklarını belirten Özuğurlu, “Alevilerin uluslararası koruması yok. Ülke içinde de kendileri örgütlü olmadıkları ve herhangi bir silahları olmadığı için kendilerini savunamıyorlar. Onlar açısından tarihin belki de en karanlık dönemlerinden biri yaşanıyor” dedi.

“SDG SURİYE İÇİN DEMOKRATİK BİR ALTERNATİFTİ”

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) zayıflamasının Alevilerin güvenliğine etkisini değerlendiren Özuğurlu, SDG’nin Suriye’deki farklı toplumsal kesimler açısından demokratik bir model oluşturabilecek nitelikte olduğunu söyledi.

“SDG, Suriye’deki demokratik bir alternatifti. Elbette SDG’nin ya da diğerlerinin eleştirilecek çok yönü vardır. Ama SDG bir demokrasi alternatifiydi. SDG anlayışı Suriye’deki bütün kesimler için bir model oluşturabilirdi.”

SDG’nin yalnızca Suriye’de değil, Ortadoğu’da da laik dinamiklerden biri olduğunu ifade eden Özuğurlu, bu yapının temel insan haklarını esas alan bir yönetim anlayışını hayata geçirebileceğini savundu.

“Eğer SDG kendi projesini Rojava bölgesinde hayata geçirebilseydi, bu bir model olarak bütün Suriye’ye yayılabilirdi. Fakat böyle bir şey mümkün olmadı.”

Yaşanan gelişmelerin ardından SDG açısından bir gerileme ortaya çıktığını belirten Özuğurlu, buna rağmen Kürtlerin Suriye’deki siyasal varlığını sürdürdüğünü söyledi.

“KÜRT DİNAMİĞİ ALEVİLERİN HAKLARINI GÜNDEME GETİREBİLİR”

Suriye’deki Kürt dinamiğinin yeni yönetimle ilişkilerinin Aleviler açısından da önem taşıdığını belirten Özuğurlu, Türkiye’de devam eden sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti.

Özuğurlu, “Türkiye’de birtakım adımlar atılıyor ve bu adımlar sadece Türkiye içerisinde değil, SDG olmadan düşünülemez. Türkiye’deki bu yumuşama havası ve haklar bazında yaşanacak birtakım gelişmelerle beraber Kürt dinamiği, Alevilerin haklarını da Suriye’de gündeme getirebilir. Bu konuda en azından bir aracı konumunda olabilir” dedi.

Suriye ve Türkiye’deki Alevilerin birbirleriyle tarihsel ve toplumsal bağları bulunduğuna dikkat çeken Özuğurlu, Türkiye’deki demokratik gelişmelerin Suriye’ye de yansıyabileceğini belirtti.

“Biz Suriye’deki Alevilerden bahsettiğimiz zaman Türkiye’dekilerden de bahsetmemiz gerekir. Bunlar organik olarak birlikteler aslında. Evet, arada siyasal bir sınır var ama bu şekilde bakmak lazım. Türkiye’nin daha demokratik adımlar atmasıyla beraber Suriye’de de buna paralel olarak birtakım adımlar atılabilir.”

Kürt hareketinin Suriye’deki gelişmelerinin yalnızca Kürtlerin yaşadığı bölgelerle sınırlı görülmemesi gerektiğini vurgulayan Özuğurlu, bu gelişmelerin Suriye genelinde demokratikleşme açısından da önem taşıyabileceğini söyledi.

“TÜRKİYE SURİYE’DE HEM OYUNCU HEM TEKNİK DİREKTÖR”

Türkiye’nin Suriye’deki yeni yönetimle ilişkilerini değerlendiren Özuğurlu, Ankara’nın Ahmet el-Şara’nın yönetime gelmesinde etkili olduğunu savundu.

“Türkiye’nin Suriye’deki şu andaki pozisyonu bir taraftan oyuncu, bir taraftan da teknik direktör. Çünkü Türkiye, Ahmet el-Şara’nın yönetime gelmesinde çok etkili oldu.”

Türkiye’nin Şara’nın yönetime gelmesi sürecinde sahada önemli bir rol üstlendiğini belirten Özuğurlu, yeni Suriye yönetiminin Türkiye’nin desteğiyle hareket etmeye devam ettiğini ifade etti.

“Türkiye sahada Ahmet el-Şara’nın güvenli bir biçimde ilerlemesi ve koltuğa oturması için bütün yolları açtı. Aynı zamanda bunun güvenliğini sağladı. Bu halen de devam ediyor. Aslında Ahmet el-Şara şu anda Türkiye’nin mentörlüğünde devam ediyor.”

“TÜRKİYE ŞAM’A CİDDİ BASKI KURABİLİR”

Türkiye’nin Suriye Alevilerine yönelik saldırıların durdurulması konusunda etkili olabilecek bir konumda bulunduğunu belirten Özuğurlu, Türkiye’deki Alevi kurumlarının girişimlerine rağmen hükümetin gerekli adımları atmadığını düşündüğünü söyledi.

“Türkiye, Suriye’de devam eden Alevilerle ilgili bu olumsuz süreçte ciddi bir rol alabilir. Şu ana kadar Türkiye’deki Aleviler tarafından birtakım girişimlerde bulunulmuş olmasına rağmen hükümetin herhangi bir şekilde harekete geçmediğini düşünüyorum.”

Suriye yönetiminin insan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmalar açıkladığını ancak bunların sonuçlanmadığını belirten Özuğurlu, Ankara’nın Şam üzerinde baskı kurabileceğini ifade etti.

“Türkiye bu anlamda Şam’a ciddi bir baskı kurabilir. Özellikle Türkiye’deki Alevi dinamiğini düşünerek, aynı zamanda bölge içerisinde Türkiye sınırlarına yakın yerler de dahil olmak üzere rahatsızlıkların devam etmemesi ve Türkiye’yi olumsuz etkilememesi için bir girişimde bulunabilir.”

Türkiye’nin müdahalesinin saldırıları durdurabileceğini savunan Özuğurlu, “Türkiye’nin herhangi bir müdahalesi aslında bunu durdurabilir. Şara’nın bunu dikkate almaması mümkün değil. Dolayısıyla hükümet isterse burada somut bir rol alabileceğini düşünüyorum. Şu ana kadar almadılar” dedi.

“SURİYE ALEVİLERİ DE TÜRKİYE’DEKİ SÜRECİN BİR PARÇASI OLMALI”

Türkiye’de Alevilere ilişkin yeni bir sürecin başlatılıp başlatılmayacağının henüz belli olmadığını belirten Özuğurlu, böyle bir gelişme yaşanması durumunda Suriye’deki Alevilerin de gündeme alınması gerektiğini ifade etti.

“Türkiye’de Alevilerle ilgili son zamanlarda birtakım tartışmalar yaşandı. Onlarla ilgili bir açılım ya da gerçekten yeni bir süreç başlatılacak mı, bunları bilmiyoruz. Ama olma olasılığı var.”

Türkiye’deki Kürt meselesinin Suriye’deki gelişmelerle birlikte ele alındığını hatırlatan Özuğurlu, benzer bir yaklaşımın Aleviler için de benimsenmesi gerektiğini söyledi.

“Nasıl ki Türkiye’de Kürt meselesiyle ilgili olarak sadece Türkiye’nin siyasal sınırlarıyla yetinilmedi, Suriye tarafı da ele alındı; Türkiye’deki Alevilerle ilgili olarak da aynı şekilde Suriye’deki Alevilerin beraber ele alınması veya en azından bu sürecin bir parçası olması gerekir. Bunu zaman içerisinde göreceğiz.”

Esra ÇİFTÇİ/PİRHA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.