PİRHA- Afro-Türk mülteci hakları savunucusu Yalçın Yanık, Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni değerlendirerek, barışın toplumun bütün kesimlerini kapsaması gerektiğini söyledi. Afro-Türklerin haklarının da anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirten Yanık, “Afro-Türkler olarak nereden geldik, nerede yaşadık? Devlet bize nasıl baktı? Biz kimiz? Devletin bunları anayasada izah etmesi gerekiyor. Bir itibar kaybı varsa bu itibarın geri verilmesi gerekiyor. Barış ancak öyle olur” dedi.
Aydın doğumlu olan ve 48 yıldır İzmir’de yaşayan Afro-Türk mülteci hakları savunucusu Yalçın Yanık, Afrikalıların Türkiye’de karşı karşıya kaldığı ayrımcılığı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin görüşlerini PİRHA’ya anlattı.
Anne ve babasının da Aydın’da doğup büyüdüğünü belirten Yanık, ailesinin Osmanlı döneminde Türkiye’ye getirildiğini ancak nereden getirildiklerini bilmediğini söyledi. Çocukluğundan bu yana ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını ifade eden Yanık, ırkçılığın yalnızca Türkiye’de değil dünyada da sürdüğüne dikkat çekti.
“DÜNYADA AFRİKALILARA KARŞI BİTMEYEN BİR AYRIMCILIK VAR”
Afrikalıların yaşamın birçok alanında ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyen Yanık, şöyle konuştu:
“Çocukluğumdan beri bu ayrımcılığı yaşıyoruz. Irkçılık, sınıfların üstünde bitmeyen bir şey. Özellikle Afrikalı olunca bu ayrımcılık gün gibi ortaya çıkıyor. Bu sadece Afro-Türk olmaktan kaynaklı değil. İnsanlar bölge bölge de ayrımcılık yapıyor. Hemşericilik, din, dil ve renk ayrımcılığı sürekli olan bir şey. Biz bulunduğumuz bütün ortamlarda bunu en açık şekilde yaşadık. Otobüse binerken, yolda yürürken, bulunduğumuz her yerde buna kulak misafiri oluyoruz.”
Yanık, yaklaşık bir ay önce doğum yapan gelininin hastanede karşılaştığı bir olayı da örnek verdi:
“Benim gelinim bir ay önce burada Seydi Demirsoy’da doğum yaptı. Odada iki yatak var. Başka bir kadın, beyaz bir kadın, o da doğum yapmak üzere gelmiş. Oda arkadaşı olarak gelinimin yanına vermişler. Kadın, ‘Ben bunların yanında kalmak istemiyorum’ demiş. Bu çok çarpıcı bir gerçek. Hala bu devirde bunu yapıyorlar. Bu bitmeyen bir şey.”
Çalışma hayatında ve iş ararken de ayrımcılık yaşandığını belirten Yanık, “İş ilanına gidiyor, kendini ifade ediyor. Vasıflı ya da vasıfsız, işveren önce tipine bakıp öyle karar veriyor. Bunların tamamı ön yargıdan kaynaklanıyor. Ya da iş ilanına gidiyorsun, ‘Eleman aranıyor’ yazmasına rağmen tipine bakıp seni yolluyor” dedi.
“AYRIMCILIK DEVLET POLİTİKASINDAN BAĞIMSIZ DEĞİL”
Türkiye’de Romanlara, Afrikalılara, Kürtlere ve göçmenlere yönelik ayrımcılığa dikkat çeken Yanık, bu yaklaşımların devlet politikalarından bağımsız olmadığını savundu:
“Bu ayrımcılık politikalarının hiçbir tanesi devlet politikasından bağımsız değil. Devlet, kendi egemenliğini sürdürebilmek, kendi bekasını ayakta tutabilmek için bunu ince ince yapıyor. Sonra bu, insanlarda bir birikim oluyor. Çünkü devlet politikası, eğitim ve din birer faktör. Kürtmüş, Romanmış, Afrikalıymış veya Suriyeliymiş… Bunların hepsinde devlet politikası var. Kendi kendine ortaya çıkan bir şey değil.”
Ayrımcılığın yalnızca Türkiye’de yaşanmadığını söyleyen Yanık, Avrupa’da da Türkiye’den giden Kürtlerin, Arapların, Çerkeslerin ve Türklerin farklı biçimlerde ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını ifade etti.
“POLİTİKACILARIN KULLANDIĞI AYRIŞTIRICI DİL TOPLUMA YANSIYOR”
Son 20 yılda savaş nedeniyle çok sayıda insanın yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldığını belirten Yanık, şöyle konuştu:
“İnsanlar kendi ülkelerinden, kendi vatanlarından mezhep ayrımcılığı yaşayarak, silahlı güçler tarafından ‘Ya bunlara katılacaksın ya da kaçmak zorunda kalacaksın’ denilerek ayrılmak zorunda kalıyor. Bu çok korkunç bir şey. Bunun bedelini en çok kadınlar ve çocuklar ödüyor.”
Politikacıların kullandığı ayrıştırıcı dilin topluma da yansıdığını belirten Yanık, buna karşın toplumun farklı kesimlerinin bir arada yaşayabildiğini söyledi:
“Toplumda bizler bir arada yaşıyoruz. İnsanlar politikacılardan daha sağduyulu, daha iyiler. En azından politikacılar gibi sivri bir dil kullanmıyorlar. Biz anlattığımız zaman anlıyorlar. Biz de insanız. Onların da çocukları var, onların da canı var. Sen bu hayatı en iyi şekilde nasıl yaşamak istiyorsan onlar da istiyor. Anlatıyoruz, insanlar anlıyor. Ayrımcılığı yapan halk değil, sokaktaki insanlar değil. Sokaktaki insanlar etkilenerek bunu yapıyor.”
Uzun süredir aynı bölgede yaşadığını belirten Yanık, “Burada Romanlar var, Kürtler var, Aleviler var, göçmenler var. Bunların hepsi komşumuz, arkadaşımız, dostumuz, yoldaşımız. Birbirleriyle evlenmişler. Halkta bir sorun yok. Politikacılar kendi politik konumlarından kaynaklı çok farklı düşünüyorlar. Toplum için, halk için, insanlık için çok bir şey üretmiyorlar. Çünkü bunlar kapitalist sistemin kendi mayasında olan şeyler” ifadelerini kullandı.
“ANAYASAL HAKLARIMIZ GÜVENCE ALTINDA DEĞİL”
Irkçılığın ve ayrımcılığın ortadan kalkabilmesi için herkesin eşit yurttaş olarak yaşaması gerektiğini belirten Yanık, sınıfsal, ulusal ve cinsiyet temelli eşitsizliklere işaret etti:
“Kadın özgür olmadan toplum özgür olabilir mi? Olamaz. Kürtler özgür olmadan toplum barış içinde yaşayabilir mi? Hayır, yaşayamaz. Bir şeyler bugün iyi gidiyor gibi gözükür ama beş sene, on sene sonra daha radikal bir şekilde karşımıza çıkar.”
Hakların anayasal güvence altına alınması gerektiğini vurgulayan Yanık, şöyle devam etti:
“Anayasada güvence altında olursan örgütlenmen, hak araman, mücadele etmen güvence altında olur. Sınır içinde, sınır dışında bir şey yapmak istersen anayasaya bakmak lazım. Anayasayı kimler yapıyor, nasıl yapıyorlar, kimin için yapıyorlar? Bunlar önemli. Biz buralardan beslenmediğimiz sürece haklarımız eksik olacak. Var olan hakların da hayatta karşılığını bulamıyoruz zaten. Keyfiyet var. Herkes kafasına göre bir anayasa, bir hukuk çizmiş. Devletin en başındaki de yapıyor, en altındaki de yapıyor.”
“BARIŞ EN KÜÇÜK AZINLIK İÇİN DE HAYATİ”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yanık, barışın yalnızca Kürtler açısından değil, Türkiye’de yaşayan bütün kesimler açısından önemli olduğunu söyledi:
“Bu ülkede savaşsız, sömürüsüz, insani değerlerin olduğu, kardeşçe yaşayabildiğimiz bir ortam isteriz. Bu sadece Türkiye’de yaşayan Kürtler için değil, en küçük bir azınlık için de hayati bir şey. Tabii ki biz barışın olmasını isteriz.”
Demokratik bir cumhuriyetin önemli olduğunu ancak bütün hakların anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirten Yanık, Kürt sorununun çözülmesinin diğer halkların ve toplulukların hakları açısından da önemli olduğunu ifade etti:
“Kürtçe şarkı söylediği veya Kürtçe konuştuğu için cezaevinde yatıyorsa, Kürtçe sokak isimleri değiştiriliyorsa bunlar büyük sorun. Bu, Türkiye’de Afrikalılar için de sorun, Arnavutlar için de sorun, Çerkesler için de sorun, Romanlar için de sorun. Ne kadar azınlık varsa hepsi için sorun. Bunun için barış çok önemli.”
Barış sürecinin başarıya ulaşabilmesi için kolektif bir çalışma yürütülmesi ve sürecin toplumsallaşması gerektiğini belirten Yanık, demokratik bir cumhuriyette hakların anayasal güvence altına alınmasının önemine dikkat çekti.
“AFRO-TÜRKLER OLARAK BİZ KİMİZ?”
Afro-Türklerin haklarının da anayasal güvence altına alınması gerektiğini söyleyen Yanık, şöyle konuştu:
“Afro-Türkler olarak nereden geldik? Nerede yaşadık? Devlet bize nasıl baktı? Biz kimiz? Devletin bunları anayasada izah etmesi gerekiyor. Bir itibar kaybı varsa bu itibarın geri verilmesi gerekiyor. Barış ancak öyle olur.”
Türkiye’de yaşayan halkların, derneklerin, siyasi partilerin, bilim insanlarının, barış savunucularının, devrimcilerin, komünistlerin, aydınların ve toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla bir anayasa hazırlanması gerektiğini belirten Yanık, şunları söyledi:
“Öncelikle iç barışın sağlanması gerekiyor. Her şeye inkar ve yok sayma politikasıyla yaklaşırsan bu barış getirmez. Bu suni bir şey olur. Üç sene, beş sene sonra patlak verir. Bunun adı da barış olmaz.”
“BARIŞ KENDİ ELLERİMİZDE”
İzmir Basmane’de yaşayan Afrikalı göçmenlerin durumuna da dikkat çeken Yanık, Avrupa’ya geçmek amacıyla Türkiye’ye gelen ancak burada kalmak zorunda kalan birçok Afrikalının günübirlik işlerde çalıştığını belirtti:
“Burada Afrikalı insanlar var. Bunların buradan başka gidecek yeri yok. En ucuz yer Basmane. Burada dünyanın her yerinden Afrikalılar var. Bu insanlar bir şekilde buradan Avrupa’ya gitmek için gelmişler. Burada pasaportlarının günleri bitiyor, buralarda kalıyorlar. Yunanistan’a geçebiliyorlarsa geçiyorlar. Bu süre içinde işsizler. Çalıştıkları işler de hamallık, temizlik. Günübirlik, karınlarını doyurmak için çalışıyorlar. En kötü, camı olmayan evi on bin liraya kiraya veriyorlar. Denetim yok. Bizim yerli insanlar da öyle. Ev kirasını ödeyemiyorlar. Dünyada işsiz var, işsiz sayısı milyonları buluyor.”
Barışın toplumun bütün kesimlerinin mücadelesiyle mümkün olacağını ifade eden Yanık, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bunun için biz ilk önce duyarlı insanların, emekten yana, insanlıktan yana olan insanların güçlerini birleştirmemiz lazım. Barış kendi ellerimizde. Bizim istediğimiz barışı ancak kendi imkanlarımızla, kendi olanaklarımızla, başkasından değil mücadele ederek alabiliriz. Barışla ilgili ne varsa anayasa güvencesi altına alınması gerekiyor ve bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Barış herkes için önemli, kıymetli bir şey. Barış şimdi, hemen.”
Semra ACAR/İZMİR


Yoruma kapalı.