PİRHA- 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen panelde Alevilerin devlet ve siyasetle ilişkisi tarihsel ve güncel boyutlarıyla ele alındı. Kazım Eroğlu devlet politikalarının Alevilerin siyasallaşmasındaki rolüne dikkat çekerken, Doç. Dr. Mehmet Ertan eşit yurttaşlık sorununu, Doç. Dr. Cemal Salman ise Alevilerin ortak temsil ve siyasal özne olma meselesini değerlendirdi.
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde devam eden 63. Ulusal, 37. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, “Alevilerin Dünü, Bugünü: Siyaset ve Devlet İlişkisi” başlıklı panel gerçekleştirildi.
Burcu Özdemir’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde Doç. Dr. Cemal Salman, Doç. Dr. Mehmet Ertan ve Kazım Eroğlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelde Alevi toplumunun tarihsel süreç içerisinde siyaset ve devletle kurduğu ilişki, geçmişten günümüze yaşanan gelişmeler ve güncel tartışmalar ışığında ele alındı.
Panelde konuşan Kazım Eroğlu, Alevilerin siyaset ve devletle ilişkisini tarihsel süreç üzerinden değerlendirdi. Alevilerin siyasetten uzak durmasının mümkün olmadığını belirten Eroğlu, devletin toplumsal yaşam üzerindeki siyasi otoritesine işaret etti.
“Alevileri burada siyasallaşmaya iten şey nedir dersek, burada devletin kendisi olduğunu söylememiz gerekir” diyen Eroğlu, bu ilişkinin tarihsel köklerinin Selçuklu dönemine kadar uzandığını söyledi. Eroğlu, Hacı Bektaş Veli’nin de içinde yer aldığı dönemi Aleviliğin kimlik kazanması açısından önemli bir süreç olarak değerlendirdi.
“RIZALIK, EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK”
Selçuklu döneminde göçebe toplulukların merkezi otorite altına alınmaya çalışıldığını belirten Eroğlu, bu politikaların toplumsal itirazları ve isyanları beraberinde getirdiğini söyledi. Babailer hareketini de bu çerçevede ele alan Eroğlu, hareketin dönemin siyasi baskılarına ve ekonomik ilişkilerine karşı geliştiğini ifade etti.
Alevi toplumsallığının temel değerlerine dikkat çeken Eroğlu, “Alevi toplumsallığının bugün de her zaman seslendirdiğimiz temel yargısı nedir dersek, işte rızalık deriz, değil mi? Eşitlik ve özgürlük deriz” ifadelerini kullandı.
Eroğlu, Selçuklu döneminde Alevi önderlerinin çeşitli yöntemlerle sistem içine çekilmeye çalışıldığını savundu. Bu politikayı asimilasyon ve sisteme entegrasyon çabası olarak değerlendiren Eroğlu, “Selçuklu’dan başlayan dönemde Aleviler adeta satın alınmaya çalışılıyor. Yani satın alınarak sisteme, düzene entegre edilmeye çalışılıyor” dedi.
“OSMANLI’DA DA BENZER BİR POLİTİKAYI GÖRÜYORUZ”
Osmanlı dönemine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Eroğlu, devletin güçlenmesi ve merkezileşmesiyle Alevi topluluklarına yönelik müdahalelerin arttığını belirtti. “Osmanlı’da da benzer bir politikayı görüyoruz” diyen Eroğlu, merkezi yönetimin zamanla ekonomik, kültürel, eğitimsel ve inançsal alanlara müdahale etmeye başladığını söyledi.
Osmanlı dönemindeki politikaların asimilasyonla sınırlı kalmadığını savunan Eroğlu, askeri baskı ve kıyımların da yaşandığını belirtti. Bu süreci devletin merkezileşme politikalarıyla birlikte değerlendiren Eroğlu, Alevi toplumsallığı ile merkezi otorite arasında tarih boyunca temel bir karşıtlık bulunduğunu söyledi.
Bu karşıtlığı iki farklı toplumsal anlayış üzerinden anlatan Eroğlu, “Bir taraftan ekmek ve özgürlük isteyen, eşitlik isteyen, hak ve adalet isteyen bir toplumsallık var” dedi. Bunun karşısında ise kendi otoritesini sürdürmeye çalışan bir siyasal yapının bulunduğunu savunan Eroğlu, “İki ayrı dünya var burada” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının son bölümünde Cumhuriyet dönemine değinen Eroğlu, 1925’te tekke, zaviye ve dergahların kapatılmasını hatırlattı. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki devlet-Alevi ilişkilerinin benzerlerinin Cumhuriyet döneminde de yaşandığını kaydeden Eroğlu, Alevilerin Cumhuriyet ve laiklikle kurduğu ilişkiye ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Biz her ne kadar Aleviler en çok burada laikliği, Cumhuriyeti sahiplenmiş olsak da maalesef Cumhuriyet en çok da Alevileri katletmiş, Alevileri ötekileştirmiş ve düşmanlaştırmış olduğunu söylemek gerekiyor.”
“ALEVİLERİN KAMUSAL ALANDA GÖRÜNÜRLÜĞÜ 1960’LARDA ARTTI”
Doç. Dr. Mehmet Ertan, Cumhuriyet döneminde Alevilerin devletle ilişkisini, Alevi hareketinin gelişimini ve eşit yurttaşlık mücadelesini tarihsel süreç üzerinden değerlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne uzanan bir “Alevi sorunu” bulunduğunu belirten Ertan, sorunun temelinde Alevilerin yurttaşlık haklarından eşit ve eksiksiz biçimde yararlanamamasının bulunduğunu söyledi.
Ertan, Alevi sorununu şöyle tanımladı:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin, belki de kurulduğu zamandan bu zamana kadar olan bir Alevi sorunu var. Bu Alevi sorunu derken kastettiğimiz şey, mevcut devlet yapılanmasının kurum ve uygulamaları ya da hâkim toplumsal değerler nedeniyle Alevilerin sahip olduğu yurttaşlık haklarından tam ve eksiksiz bir şekilde yararlanamaması; istihdamdan eğitim süreçlerine kadar birçok alanda ayrımcılığa maruz kalmaları. Dolayısıyla Alevi sorunu dediğimizde aslında bir eşitsizlik sorunundan bahsediyoruz.”
Alevi hareketinin de bu eşitsizliği ortadan kaldırma amacıyla şekillendiğini belirten Ertan, çözümün eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini ifade etti.
Aleviliğin kamusal alanda tartışılmasının tarihini 1960’lı yıllara kadar götüren Ertan, kentleşme ve sanayileşmeyle birlikte Alevi toplumunda önemli bir dönüşüm yaşandığını söyledi. Ertan, bu dönemi şöyle anlattı:
“1960’lar burada önemli bir tarih. Çünkü bir boyutuyla Türkiye’de bir kentleşme ve sanayileşme süreci yaşanıyor. Bunun yarattığı bir toplumsal dönüşüm var. Aleviler açısından çok önemli bir noktası var 50’lerin ve 60’ların. Çünkü kentleşmeyle beraber geleneksel Alevilik çözülmeye başlıyor. Aleviler kentsel alanlarda giderek daha görünür hale gelmeye başlıyorlar. Alevi olmayanlarla daha sıkı ilişkiler kurmaya başlıyorlar.”
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri açısından 16 Ağustos 1964 tarihinin önemine de değinen Ertan, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla kapatılan Hacıbektaş Dergâhı’nın 1964 yılında müze statüsünde yeniden açıldığını ve 16 Ağustos tarihinin anma etkinliklerine temel oluşturduğunu ifade etti.
Ertan, 1960 ve 1970’lerde Alevilerin siyasal alandaki görünürlüğünün artmasında Birlik Partisi’nin önemli bir rol oynadığını belirtti. Farklı siyasi eğilimlerden isimlerin Alevilik ortak paydasında bir araya geldiğine dikkat çeken Ertan, partinin 1969 seçimlerinde yüzde 2,8 oy alarak 8 milletvekili çıkardığını aktardı.
“90’LARDA ALEVİLER KENDİ KİMLİKLERİYLE VAR OLMAYA BAŞLADI”
1990’lı yıllarla birlikte bu tablonun değiştiğini söyleyen Ertan, Aleviliğin doğrudan bir kimlik siyasetine kaynaklık etmeye başladığını belirtti. 6 Mayıs 1990’da yayımlanan Alevilik Bildirgesi’ni bu sürecin önemli gelişmelerinden biri olarak gösterdi.
Bu dönemde Alevilik üzerine yayınlarda büyük bir artış yaşandığını, Alevi radyolarının kurulduğunu ve Alevi ulularına yönelik anma etkinliklerinin yaygınlaştığını anlatan Ertan, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri gibi buluşmaların Alevi toplumunun ortak kimliğinin gelişmesinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Konuşmasının son bölümünde 2009-2010 yıllarında gerçekleştirilen Alevi çalıştaylarını değerlendiren Ertan, bu sürecin devletin Aleviliğe bakışını göstermesi bakımından önemli olduğunu söyledi. 2011’de yayımlanan nihai raporda sorunun Aleviliğin nasıl tanımlandığı üzerinden ele alındığını belirten Ertan, devlet ile Alevi hareketinin soruna farklı noktalardan yaklaştığını ifade etti.
“TANINMA DEDİĞİMİZ ŞEY TANIMLAMA İLE İLGİLİ”
Doç. Dr. Cemal Salman, Alevilerin siyaset ve devletle ilişkisini kimlik, tanınma, temsil ve örgütlenme başlıkları üzerinden değerlendirdi. Aleviliğin ve devletin homojen, değişmez yapılar olarak ele alınamayacağını belirten Salman, Alevi toplumunun temel meselesinin ortak bir irade oluşturarak siyasal özne haline gelmek olduğunu söyledi.
Aleviliğin tek bir kimlik tanımına indirgenemeyeceğini belirten Salman, “Burada dört Aleviyi yan yana getirsek dördü de muhtemelen bize Aleviliği başka şekilde anlatır. Biri biraz daha inanç gibi anlatır, biri kültür der, biri ‘bu bizim felsefemiz’ der. Biri daha politik bir kimlik olarak alıyor, kimi inanç kimliği olarak değerlendiriyor” dedi.
Alevilerin devletle ilişkilerinde öne çıkan tanınma tartışmasının aynı zamanda bir tanımlama sorununu beraberinde getirdiğini ifade eden Salman, şunları söyledi:
“Tanınma dediğimiz şey tanımlama ile ilgili bir şey. ‘Alevilik şudur, Alevilik budur, onun dışındaki Alevilik yoktur’ diye anlatılan şey, siyaset de bunun üzerinden üretiliyor. Meselenin sadece tanınma, tanımlama meselesi olmadığını, bir statü, bir kamusal görünürlük, bir hukuki alanla sınırlı olmayan saygınlık meselesi olduğunu tartışmak gerekiyor.”
“HEP TALEP EDEN TARAF MISINIZ, YOKSA SİYASAL ÖZNE MİSİNİZ?”
Alevi kurumlarının siyasi partiler, belediyeler ve devletle ilişkilerinde yalnızca talepte bulunan bir konumda kalmaması gerektiğini söyleyen Salman, Alevilerin kendi siyasal modellerini ve çözüm önerilerini geliştirmesinin önemine dikkat çekti:
“O konuşmada siz hep isteyen tarafta mısınız, talep eden tarafta mısınız? Yoksa sahiden bir siyasal özne misiniz? Sizin de bir modeliniz var mı? Sizin de bir alternatifiniz var mı? Sizin de bir çözümünüz var mı bunlara karşı? Talep etmek dediğimiz şey bu ilişkiyi sürekli eşitsiz kurmaya kaynaklık eder. Çünkü birinin size vermesini bekliyorsunuz.”
Alevi kurumları arasında bir “birlik meclisi” oluşturulmasına yönelik tartışmalara da değinen Salman, temsil meselesinin Alevilerin bütün siyasal alanla ilişkisinde kritik bir noktada bulunduğunu belirtti. Örgütlerin sayısından çok aralarında kurulacak ilişkinin önemli olduğunu söyleyen Salman, “Siz öyle bir örgüt bağı kurarsınız ki, örgütleriniz arasında öyle bir bağ kurarsınız ki söylediğiniz her şeyi dinlemek durumunda kalan bir aktör olursunuz. Ya da her seferinde ‘Siz çoksunuz’ deyip sizi geçiştirirler” dedi.
“MESELE TEKİL TEMSİL DEĞİL, ORTAK TEMSİL”
Konuşmasının son bölümünde Alevilerin siyasette temsiline değinen Salman, seçim dönemlerinde tartışmaların çoğunlukla hangi partiden kaç Alevi milletvekili ya da belediye meclis üyesi seçileceğine indirgendiğini söyledi. Bunun yerine kolektif bir temsil mekanizmasının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Salman şöyle konuştu:
“Sizin milyonlarca kitleniz var. Bu kadar kurumsal tarihiniz var. Bu kadar örgütlü mücadele geçmişiniz var. Ama iş dönüp dolaşıp siyasette bir temsilci noktasına geliyor. Siyasette bir temsilci değil de bir ortak temsil nasıl inşa edilir? Temel mesele, siyasal öznelik dediğimiz budur.”
Panelin sonunda Hacıbektaş Belediye Başkan Vekili Ali Batur, konuşmacılar Doç. Dr. Cemal Salman, Doç. Dr. Mehmet Ertan ve Kazım Eroğlu’na katkılarından dolayı plaket takdim etti.
PİRHA/HACIBEKTAŞ
Yoruma kapalı.