Alevi Haber Ajansi

Hovsep Hayreni: 1915’te sadece insanlar değil, hafıza da yok edildi- VİDEO

PİRHA- Yazar Hovsep Hayreni, Yukarı Fırat Ermenileri, 1915 ve Dersim kitabını PİRHA’ya anlattı. Yukarı Fırat havzasının Ermeni halkı açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çeken Hayreni, 1915 Soykırımı’nın yalnızca insanları değil, bölgenin kültürel hafızasını da hedef aldığını belirterek, “Bu tarihten çıkarılacak dersler sadece Ermenileri değil, Kürtleri de ilgilendiriyor” dedi.

16. Dersim Kültür Festivali’ne konuk olan yazarlardan biri de Hovsep Hayreni oldu. Uzun yıllara yayılan araştırmalarının ürünü olan Yukarı Fırat Ermenileri, 1915 ve Dersim kitabıyla festivale katılan Hayreni, eserinin ortaya çıkış sürecini, Yukarı Fırat havzasındaki Ermeni tarihini, 1915 Soykırımı’nı, 1938 Dersim Katliamı’nı ve günümüzde Ermenistan’ın karşı karşıya olduğu tehditleri PİRHA’ya anlattı.

Hayreni, kitabın merkezinde Yukarı Fırat havzasının yer aldığını belirterek, bu bölgenin Dersim’i merkezine alan geniş bir coğrafyayı kapsadığını söyledi.

“YUKARI FIRAT, DERSİM’İN BÜTÜN ÇEVRESİNİ KAPSAYAN BİR ALAN”

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere Yukarı Fırat Ermenileri’nin, Yukarı Fırat ve Dersim çevresini konu aldığını belirten Hayreni, şöyle konuştu:

“Yukarı Fırat, Dersim’in bütün çevresini kapsayan bir alandır. Fırat’ın Karasu ve Murat nehirlerinin kollarıyla çevrili olan alandır. Bu alanın merkezinde Dersim yer alıyor. Bu bölgede Ermeni halkının nasıl bir geçmişe sahip olduğu, yaklaşık 3 bin yıllık tarihiyle birlikte kitapta ele alınıyor.”

Bugün artık söz konusu coğrafyada kendi kimliği ve kültürüyle yaşamını sürdüren bir Ermeni varlığının kalmadığını vurgulayan Hayreni, Yukarı Fırat havzasının tarih boyunca Ermeni halkının en önemli yerleşim alanlarından biri olduğunu söyledi.

“HAYASA’DAN ERMENİ KRALLIKLARINA UZANAN BİR TARİH”

Dersim’in kuzeyinde bulunan Kemah, Erzincan ve Tercan yörelerinin çok eski dönemlerden itibaren Ermeni tarihinin merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Hayreni, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu yöreler milattan yaklaşık bin 500 yıl öncesinde Hayasa isimli bir uygarlığın hüküm sürdüğü alanlardı. Hitit kaynaklarında da Hayasa’ya atıflar bulunuyor. Ermeniler bugün de kendilerine ‘Hay’ derler. Hayasa, Ermenilerin yurduydu.”

Hayreni, daha sonraki dönemlerde Urartu ve onu takip eden süreçlerde Ermeni halkının çeşitli devletleşme deneyimleri yaşadığını, farklı dönemlerde Ermeni krallıklarının kurulduğunu anlattı.

Hristiyanlığın kabulünden önce Yukarı Fırat havzasının Ermenilerin eski çok tanrılı inançlarının önemli merkezlerinden biri olduğunu, Yerzınga ve çevresinin ana tanrıça Anahit başta olmak üzere mitolojik tanrıların tapınaklarıyla ünlü olduğunu belirten Hayreni, bölgenin dini ve kültürel açıdan taşıdığı önemin Hristiyanlık sonrasında da devam ettiğini söyledi.

“ERMENİ HALKININ PANTEONU KEMAH’TAYDI”

Hristiyanlığın Ermenistan’da yayılmasında önemli rol oynayan Grigor Lusavoriç’in (Aydınlatıcı Grigor) bu bölgelerde faaliyet yürüttüğünü anlatan Hayreni, Ermeni tarihinde önemli yere sahip dini önderlerin mezarlarının Kemah’ta bulunduğunu ifade etti.

“Düşünün ki Hristiyanlığın ilan edildiği dönemin önemli dini önderlerinin ve o dönemin yöneticilerinin mezarları Kemah’taydı. Bir anlamda Ermeni halkının panteonu bu bölgedeydi. O panteonun bulunduğu alan Dersim’in hemen kuzeyindeki Kemah bölgesi’nde Tortan isimli tarihsel mekandı”

“ERMENİ HALKININ BEŞİĞİ OLAN YER, ONA MEZAR EDİLDİ”

1915 Soykırımı sırasında aynı bölgenin büyük katliamların yaşandığı bir coğrafyaya dönüştürüldüğünü belirten Hayreni, Kemah Boğazı’nın soykırımın sembol mekanlarından biri olduğunu söyledi.

“Ermeni sürgün kafilelerinin kırılıp Fırat suyuna atıldığı yerlerden biri Kemah Boğazı’ydı. Ben bu kitapta bunu şöyle özetledim: Ermeni halkının beşiği olan yer, ona mezar edildi.”

Bugün o bölgelerde açık kimliğiyle yaşamını sürdüren bir Ermeni topluluğunun bulunmamasının temel nedeninin 1915 Soykırımı olduğunu vurgulayan Hayreni, kitabın bu tarihsel süreci ayrıntılarıyla ele aldığını belirtti.

ERMENİ ULUSAL HAREKETİ VE 1915’E GİDEN SÜREÇ

Kitapta yalnızca katliamların değil, 1915’e giden süreçte Ermeni ulusal hareketinin yöneliminin de incelendiğini ifade eden Hayreni, şu bilgileri verdi:

“1915’e varan süreçte Ermeni ulusal hareketinin nasıl bir yönelimi vardı, ne talep ediyordu, hangi mücadeleleri yürütüyordu? Bu mücadelelerin bölgedeki somut örnekleri nelerdi? Devlet bunlara nasıl karşılık verdi ve neden sonuçta böylesine acımasız bir yok etmeyle karşı karşıya kalındı? Bunların tamamı kitapta ele alınıyor.”

“SADECE İNSANLAR DEĞİL, TARİHSEL İZLER DE YOK EDİLDİ”

Hayreni, soykırım sonrasında yalnızca insanların değil, Ermeni halkına ait tarihsel ve kültürel mirasın da hedef alındığını belirtti.

“Yer isimlerinden manastırlara, kiliselere, mezarlıklara ve diğer kültürel kalıntılara kadar her şey silinmeye çalışıldı. Öyle ki bugün birçok yerde bu izler neredeyse görünmez hale getirildi.”

Kitabın kapağında yer alan fotoğrafın da bu durumu simgelediğini belirten Hayreni, Dersim’in Ergan köyünde bulunan ve bin yılı aşkın geçmişe sahip Surp Harutyun Manastırı’nın kalıntılarını kapağa taşıdığını söyledi.

“Manastırın önünde yer verdiğim insan figürü ise 1915’ten mucize eseri kurtulabilmiş, ancak yaşamını sürdürebilmek için Müslüman kimliği altında yaşamak zorunda kalmış bir Ermeni’ye ait. Daha sonra kendi yöresinin 1915 hatıralarını kaleme almış olan Xarpertli Güreğ Xırayyan. O harabeler ve o insan figürü aslında kitabın anlattığı hikayenin özeti gibidir.”

“KİTAP BÜYÜK ÖLÇÜDE ERMENİCE KAYNAKLARA DAYANIYOR”

Araştırmanın büyük ölçüde Ermenice kaynaklara dayandığını vurgulayan Hayreni, bölgeye ilişkin yerel tarih çalışmalarını ve tanıklıkları uzun yıllar boyunca derlediğini ifade etti.

“Dersim ve çevresinde Yerzınga, Kemah, Eğin, Arapgir, Harput, Palu, Kiğı ve Tercan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyaya ilişkin Ermenice kaynakları kullandım. Dersim içerisinde ise özellikle Çemişgezek ve Çarsancak bölgelerine ağırlık verdim. Çünkü hayatta kalan Ermenilerin yazılı tanıklıkları daha çok bu bölgelerden geliyor.”

DERSİM’İN KURTARICI ROLÜ

Hayreni, kitabının ışık tuttuğu bir diğer önemli konunun da 1915’te yakın çevrelerden, sürgün kafilelerinden ve katliamlardan kaçan Ermenilerin dağlık Dersim içlerine sığınmaları olduğunu söyledi.

“Bunu sağlayan tabii ki Dersim aşiretlerinin kısmen devlet denetimi dışında olan konumları, Kızılbaş kültürel şekillenmeleri ve mazluma kucak açan insani yönleriydi” dedi.

“Yalnızca Dersim’de yaşayan Ermenilerin Kızılbaş dostlarına sığınarak kurtulduğunu söylemiyorum. Harput’tan, Arapgir’den, Eğin’den, Kemah’tan, Palu’dan ve Kiğı yörelerinden kaçan çok sayıda Ermeni de bir süre Dersim’de korunduktan sonra Rus denetimindeki Erzincan’a geçerek yaşamını kurtarabildi. Hayatta kalanlar bunu her zaman minnetle andılar. 40 bine varan rakamların abartılı olduğunu düşünüyorum ancak yaklaşık 10 bin Ermeni’nin bu yolla kurtulduğu yönündeki değerlendirmenin gerçekliğe daha uygun olduğu kanaatindeyim.”

1915’TEN 1938’E UZANAN ORTAK KADER

Hayreni, kitabın yalnızca 1915’i değil, 1938 Dersim Katliamı’nı da kapsadığını belirterek iki tarih arasında bir kader ortaklığı bulunduğunu söyledi.

“Kitap, 1915’ten 1938’e doğru bir kader ortaklığının hikayesiyle son buluyor. Daha sonra Kazım Gündoğan’ın sözlü tarih çalışmalarıyla da ortaya koyduğu gibi, Dersim’de kalabilmiş son Ermeniler 1938’de Kızılbaş, ve Kürt topluluklarla birlikte ikinci kez hedef haline getirildi.”

“GERİYE BÜYÜK BİR İNKAR KALDI”

Bugün yaşanan en önemli sorunun inkar politikaları olduğunu söyleyen Hayreni, Ermeni halkının bölgedeki tarihsel varlığının dahi reddedilmeye çalışıldığını ifade etti.

“Eğer devlet tarafından gerek soykırım gerçekliği gerekse de Ermeni halkının bu bölgelerdeki tarihsel geçmişi inkar edilmiyor olsaydı, bizim de geçmişin kanıtlarını ortaya koymak ve yaşananların bir insanlık suçu olduğunu anlatmak için bu kadar yoğun çaba harcamamız gerekmezdi.”

“BUGÜN ERMENİSTAN’IN GELECEĞİ DE TEHDİT ALTINDA”

Güncel gelişmelere de değinen Hayreni, bugün varlığını sürdüren Ermenistan’ın ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Bugün geriye kalmış küçük bir Ermenistan var. O da büyük bir tehlike altında. Türkiye ve Azerbaycan’ın baskısı altında yaşamını sürdürmeye çalışıyor.”

Azerbaycan yönetiminin Ermenilerin bölgenin yerli halkı olduğu gerçeğini reddettiğini savunan Hayreni, Ermenistan’a yönelik tarihsel inkar politikalarının sürdüğünü belirterek, “Bugünkü Ermenistan’ı hedefleyen anlayış, Ermenilerin bu topraklarda hiç yaşamadığını, sonradan getirildiklerini iddia ediyor. Bu da geriye kalan Ermeni varlığına dahi tahammül gösterilmediğini ortaya koyuyor” dedi.

“BU TARİHTEN KÜRTLERİN DE ÇIKARACAĞI DERSLER VAR”

Ermenistan yönetiminin güvenliği sağlayabilmek amacıyla tarihsel hafızayı geri plana iten bir siyaset izlediğini belirten Hayreni, bunun kalıcı bir çözüm üretmediğini ifade ederek, “Geçmişten, hafızadan ve adalet talebinden vazgeçmek güvence sağlamıyor. Tam tersine daha fazlasını isteyen bir siyasetle karşı karşıya kalıyoruz”diye belirtti.

Kitabın yalnızca Ermeni tarihini anlatmadığını vurgulayan Hayreni, geçmişte Ermeni halkına yönelik uygulanan politikaların bugün Kürt meselesini anlamak açısından da önemli dersler içerdiğini söyledi.

Hayreni son olarak. “Bu kitapta anlatılanlar yalnızca tarihte kalmış olaylar değil. Bugün de devam eden bir gerçeklikten söz ediyoruz. Ermeni ulusal hareketine karşı yüz yıl önce izlenen siyasetlerle bugün Kürt meselesinde izlenen siyasetler karşılaştırmalı olarak değerlendirilebilir. Bir halkın nasıl boğazlandığını, nasıl susturulduğunu ve izlerinin nasıl silinmeye çalışıldığını anlamak açısından bu tarih yalnızca Ermenileri değil, Kürtleri de ilgilendiriyor” ifadelerini kullandı.

Elif SONZAMANCI/FRANKFURT

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.