Alevi Haber Ajansi

Sırrı Süreyya Önder’siz bir yıl: Sinema vicdanını, siyaset bilgesini anıyor!

PİRHA- Türkiye’nin toplumsal hafızasında hem bir sanatçı hem de bir “siyaset bilgesi” olarak silinmez izler bırakan Sırrı Süreyya Önder, Hakka yürüyüşünün birinci yıl dönümünde anılıyor. 3 Mayıs 2025’te 62 yaşında hayata veda eden Önder, arkasında sadece ödüllü filmler ve meclis tutanakları değil; acıyı mizahla, öfkeyi ise vakarla ehlileştiren benzersiz bir toplumsal miras bıraktı.

ADIYAMAN’IN TOZUNDAN MAMAK’IN SOĞUĞUNA

Önder’in yaşam öyküsü, Türkiye’nin son yarım asırlık demokratikleşme sancılarının bir özeti niteliğindeydi. 1962 yılında Adıyaman’da doğan ve babasının siyasi mirasını devralan Önder, henüz 18 yaşındayken 12 Eylül darbesinin ağır darbesini yedi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiyken girdiği cezaevinde yaklaşık 7 yılını geçiren Önder, bu süreci “insanı en çıplak haliyle tanıma” evresi olarak tanımladı. Mamak’ın dondurucu koğuşlarında biriktirdiği gözlemler, yıllar sonra Türkiye sinemasının en önemli yapıtlarından birine dönüşecekti.

BEYNELMİLEL: TRAJEDİNİN KOMEDİYLE İMTİHANI

2006 yılında vizyona giren ve senaryosunu yazdığı “Beynelmilel” filmi, Türkiye’de askeri darbe dönemine yönelik en sarsıcı ve insani bakış açılarından birini sundu. 14. Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Film” dahil çok sayıda ödül alan bu yapıtla Önder; resmi tarihin dışladığı “küçük insanların” büyük hikayelerini ağlatırken güldüren o meşhur üslubuyla beyaz perdeye nakşetti. Sinema dünyası için o, kamerayı bir silahtan ziyade, vicdanın aynası olarak kullanan bir kalemdi.

SİYASETİN EZBER BOZAN “SIRRI ABİ”Sİ

2011 yılında bağımsız milletvekili olarak Meclis’e girmesi, parlamenter tarihte bir “dil devrimi” olarak görüldü. Alışılagelmiş soğuk ve çatışmacı siyaset diline karşı, Anadolu irfanını ve nükteyi birer savunma mekanizması olarak kullandı.

2013 Mayıs’ında Taksim’de bir dozerin önüne geçerek “Burada kesilen sadece ağaç değil, halkın iradesidir” demesi, onu sadece bir siyasetçi değil, sivil bir direniş ikonu haline getirdi.

Çözüm süreci boyunca üstlendiği kritik rol, onun en büyük sorumluluğuydu. Barışı teknik bir mesele olarak değil, “anaların ağlamaması” üzerinden kurulan kutsal bir rıza olarak tanımladı.

Kariyerinin son demlerinde yürüttüğü bu görevde, en gergin oturumları bile bir deyiş ya da zekice bir nükte ile yumuşatması, her siyasi görüşten vekilin ortak saygısını kazanmasını sağladı.

Sırrı Süreyya Önder, her zaman “sözün” gücüne inandı. Mahkemelerde, meclis kürsüsünde veya film setinde; her zaman mazlumun safında, her zaman adaletin peşinde oldu. Yazılarında Marksist terminolojiyi Anadolu tasavvufuyla, Fuzuli’yi Brecht ile buluşturan o muazzam entelektüel köprü onun vefatıyla büyük bir boşluk bıraktı.

3 Mayıs 2025’te İstanbul’da hayatını kaybeden Önder, giderken arkasında “neşeli bir direnişin” mümkün olduğunu gösteren koca bir ömür bıraktı. Vefatının birinci yılında Türkiye, sadece bir vekilini değil; en zor zamanlarda bile umudu bir espriyle yeşertebilen o “ortak vicdanını” anıyor.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.