Alevi Haber Ajansi

Zeynel Kete: İnsan-doğa ilişkisini ikrar temelinde kuran herkesi 24 Nisan’da Varto’ya bekliyoruz!-VİDEO

PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Varto’da yapılmak istenen JES projesinin ciddi bir eko-kırıma yol açacağını vurgulayarak, “Barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bu süreçte, savaşın eko-kırım biçiminde sürdürülmesi kabul edilemez. 24 Nisan’da yapılması planlanan büyük ekoloji mitingine; barışı ve demokrasiyi savunan, insan-doğa ilişkisini ikrar temelinde kuran herkesin güçlü bir şekilde destek vermesi gerekmektedir” dedi.

Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.

Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.

Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin sorularımızı cevapladı.

“RÉYA HEQ ALEVİ İNANCINDA DOĞAYLA “YAR OLMA” ANLAYIŞI ÖNEMLİ BİR EKOLOJİK BAKIŞ AÇISIDIR”

PİRHA: Alevi inancından doğanın yeri nedir? Doğa-insan ilişkisi hangi temeller üzerine oturtulmuştur?

Zeynel Kete: Aslında Varto’da yapılması planlanan jeotermal enerji projesine değinmeden önce; zaman ve mekân üzerinde, evrendeki bütün varlıkların ikrarlı bir yaşamı olduğunu, mekânın toplum için ne ifade ettiğini ve kapitalist uygarlık güçlerinin zaman ile mekâna neden saldırdığını ele almak daha gerçekçi olacaktır.

Evrendeki bütün canlıların bir zamanı ve mekânı vardır. Varlık, hakikatini zaman ve mekândan bağımsız kuramaz. Bu tarihsel hakikat bilindiği içindir ki, Réya Heq Alevi inancında zaman ve mekân kutsanmış, büyük önem verilmiştir.

Ekolojik yaşam, yani doğayla ikrarlı yaşam; varlığın farklılaşarak, çoğalarak ve birbirine bağlanarak sürmesini ifade eder. Bu anlamıyla zaman, varlığı oluşturan, yapılandıran ve var eden temel unsurdur. Zaman nasıl kurucu bir unsur ise, varlıkların da bir mekânı vardır. Oluş mekânı; başka bir ifadeyle zaman içerisindeki hafızamızdır. Toplum, coğrafya, iklim, mimari, hayvanlar, kültür, ağaçlar, bitkiler, ırmaklar, dağlar ve taşlar mekânın temel öğeleridir. Bu mekânsal öğelerle toplumsallık kendine bir zemin bulur.

Réya Heq Alevi inancında doğayla “yar olma” anlayışı önemli bir ekolojik bakış açısıdır ve ikrar vermenin en güçlü ölçülerinden biridir. Mekân, binbir türlü hâlde varlığı barındırır. Farklı mekânlar, farklı hayvanların, bitkilerin ve tüm canlıların yaşam alanıdır. Bu nedenle inancımızda doğa en kutsal olandır; kıblemiz doğadır. Doğa insansız yaşayabilir, ancak insan doğasız ve mekânsız yaşayamaz. Bir anlamda insan doğanın aynasıdır. Dolayısıyla mekân, evrensel oluşun özelliklerini kendi içinde barındırır.

Mekân aynı zamanda yurt demektir; maddi ve manevi değerlerin yaratım zeminidir. Bu yönüyle hakikatin inşasında belirleyici bir rol oynar.

Alevi inancında mekâna rızasız girilmez. Nerede olursa olsun, kime ait olursa olsun bir mekâna girerken dikkat edilir. Mekân incitilmez; ondan rızalık alınır, onunla konuşulur, onunla duygusal bir bağ kurulur. Her mekânın bir dili ve ruhu olduğuna inanılır.

“TÜM CANLILARIN YAŞAM ALANLARI DARALACAKTIR”

-Anadoğu ve Mezopotamya’nın bir çok yerinde, özelde de Alevi coğrafyasında yoğun bir eko-kırım yaşanıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Kapitalist (nahak) anlayışın amacı yalnızca kâr elde etmek değildir. Bununla birlikte toplumun kendini yeniden inşa ettiği, milyonlarca yıldır doğayla varlığını sürdürdüğü zemini ortadan kaldırmak; komünaliteyi parçalamak, toplumsallığı dağıtmak, demografik yapıyı değiştirmek, toplumu ayrıştırmak, yapılanlara rıza üretmek, ucuz iş gücünden yararlanmak ve nihayetinde militarizmin anti-ekolojik sürekliliğini sağlamak gibi hedefleri de vardır.

Jeotermal enerji projeleri, hidroelektrik santraller, maden ocakları ve benzeri ekolojik yıkım faaliyetleri; finans kapitalin güçlenmesiyle birlikte daha da artmıştır. Burada yalnızca sermaye birikimi değil, daha fazlası söz konusudur. Sadece toprak ya da mekân işgal edilmiyor; aynı zamanda hatıralar, anılar, ruhlar, zihniyetler, bedenler, değerler, toplumsallık, kültür, inanç, umutlar ve gelecek hayalleri de işgal ediliyor.

Toprağın işgali bir anlamda sürekli bir savaş hâlidir. Bu nedenle ekolojik yıkıma karşı mücadele ederken yüzeysel bir çevrecilik anlayışından çıkıp, toplumsal ekoloji bilincini ve bu sürekli savaş hâlini derinlemesine kavramak gerekir. Özellikle barış dönemlerinde doğaya karşı yürütülen savaş daha da hızlanarak sürmektedir. Bu bir tesadüf değildir; barış sürecinde doğaya karşı savaşın devam ettirilmesidir. Bu durum aynı zamanda bir eko-kırım ve eko-savaş hâlidir.

Bu savaş, sıcak çatışmalardan daha yaygın ve sessizdir. Toplumsal rızalık da üreterek, yerli ve uluslararası yasaların sağladığı güçle ilerleyen bir tahribat zinciri söz konusudur. Başka bir ifadeyle, yeryüzünde savaşın sürdürülebilmesi için yerin altıyla savaşılmaktadır. Yerin altı sömürgeleştirilmeden, ona tahakküm kurulmadan yeryüzündeki düzenlerini kuramazlar.

Savaş endüstrisinde kullanılan demir, çelik, uranyum gibi ağır elementler yer altından çıkarılır. En ağır silahlar ve cephaneler dahi yerin altında saklanır. Bu nedenle yerin altına yönelik müdahale, doğrudan yaşamın kendisine yönelik bir saldırıdır.

Özellikle Alevi halklarının yaşadığı yerleşkelerde ve ülkenin birçok bölgesinde olduğu gibi Varto’da planlanan jeotermal enerji projelerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu tür projeler ciddi bir eko-kırıma yol açacaktır. Zararlı gazların atmosfere salınması, canlıların bunu soluması, ağır metallerin toprağa karışması, doğal dengenin bozulması, su kaynaklarının zarar görmesi, deprem riskinin artması (ki Varto bir deprem kuşağındadır) gibi sonuçlar doğacaktır. Dağların delinmesiyle birlikte hastalıklar artacak, yer altı suları kesintiye uğrayacak, doğal örtü bozulacak ve tüm canlıların yaşam alanları daralacaktır. Bununla birlikte demografik, sosyal ve kültürel yapıda da ciddi erozyonlar yaşanacaktır.

“VARTO’DA JEOTERMAL ENERJİYE HAYIR!”

-Varto’da yapılmak istenen JES projesi de dahil, yapılan projeler orada yaşayan halka sorulmadan başlanıyor. Bir rızasızlık söz konusu. Halka sorulmayan bir proje hayata nasıl geçecek?

Halktan rızalık alınmaması, yerelin iradesinin yok sayılması, hukuki kararların toplumsal adalet ve etik değerlerden uzak olması; inanç ve kültür mekânlarının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası jeotermal çalışmalar, doğa, yerleşim alanları ve canlı yaşamı üzerinde telafisi imkânsız sorunlara yol açmaktadır.

Varto, sosyo-kültürel olarak farklılıkların uzun yıllardır barış içinde yaşadığı bir yerleşkedir. Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Ermenisi birlikte ve rızalık temelinde yaşamıştır. Bu barış ortamı, aynı zamanda Türkiye için bir model niteliğindedir. Ancak rızasız yürütülen jeotermal ve madencilik faaliyetleriyle bu toplumsal yapı yeniden şekillendirilmekte; toplum kontrol altına alınmak istenmektedir. İnsanların nasıl ve kiminle yaşayacağına kendilerinin değil, başkalarının karar verdiği bir düzen dayatılmaktadır. Bu, tam anlamıyla politik bir müdahaledir.

Eko-kırım niteliği taşıyan HES’ler, jeotermal projeler ve maden ocakları; toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok, uluslararası sermaye ile iş birliği içindeki yerel güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir.

Barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bir süreçte, savaşın eko-kırım biçiminde sürdürülmesi kabul edilemez. Bu nedenle, özellikle 24 Nisan’da yapılması planlanan büyük ekoloji mitingine; barışı ve demokrasiyi savunan, eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yaşamak isteyen, insan-doğa ilişkisini ikrar temelinde kuran herkesin güçlü bir şekilde destek vermesi gerekmektedir. Varto’da jeotermal enerjiye hayır diyoruz.

PİRHA/ADANA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.