Alevi Haber Ajansi

Ayşegül Doğan: Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmeli!-VİDEO

PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü, en temel öznelerinden biri ve başmüzakerecisi olduğunu belirterek, çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.

“SAYIN ÖCALAN’IN ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI SÜRECE UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”

Doğan, şunları söyledi:

“Bunların en başında da son günlerde çokça tartışılan bir konu geliyor. O da bizim parti olarak defaatle ifade ettiğimiz ve yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana değil, bundan önce de çokça ifade ettiğimiz, çeşitli vesilelerle bunun için eylemler yaptığımız bir gündem maddesiydi. Öcalan’a yönelik mutlak iletişimsizlik. Hiçbir şekilde haber alamıyor oluşumuzun, tecrit koşullarının, bu ağır insan hakkı ihlalinin bir türlü ortadan kalkmıyor olmasının esasında Kürt meselesine yaklaşımla ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunu çeşitli kereler ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada bir mutlak iletişimsizlik söz konusu değil. Tecrit uygulamalarından bahsediyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada şöyle bir durum var. 27 yıldır süren ada hapishanesi koşullarından bahsediyoruz. Çeşitli dönemlerde esneyen, bazı dönemlerde bu esnekliğin ortadan kalktığı ama hiçbir zaman somut ve hukuki olarak değişmeyen koşullardan bahsediyoruz.

Dün Adalet Bakanının yaptığı bir açıklama var biliyorsunuz. Biz DEM Parti olarak, bu meselenin bir bina ya da konut tartışmasına sıkıştırılmasını yanlış buluyoruz. Çünkü mesele esasen oradaki koşulların değişmesi ve bu koşulların değişmesinin yaratacağı etkiler. Sayın Öcalan da mesajında bunu açıkça ifade ediyor. “Sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum” diyor. Şimdi bizim odaklandığımız konu aslında Sayın Öcalan’ın da odaklandığı konudur; çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesidir. Yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının oluşturulabilmesidir. Daha önce de dile getirdiğimiz beklenti ve talepler bu yöndeydi. Süreci yürütebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasından yıllardır bahsediyoruz.

SAYIN ÖCALAN’IN KAMUOYUNA ARACISIZ ULAŞABILMESİ SÜRECİ HIZLANDIRICI BIR ETKİ YARATIR 

Peki, neden önemli bu? Sayın Öcalan’ın siyasi rolünün, yaklaşımının, diyalog ve müzakere arayışının tanınması ve kabulü olsa olsa böyle bir süreçte kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. Tıkamaz, aksine sürecin önünü açar. Bazı tartışmaların daha pozitif bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. Doğrudan yanıt vermesi kendisine yöneltilen sorulara, talep ettiği üzere aracısız bir biçimde kamuoyuna ulaşabilmesi son derece hızlandırıcı bir etki yaratır. Bu aynı zamanda sürecin gerekleri açısından da hayata geçirilmesi gereken bir konu bizim için. Dolayısıyla, biz bu konuyu bir bütün olarak ele alıyoruz ve Öcalan’la kurulan hukukun tanımlanmasının sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri olacağını yinelemek istiyoruz.

ÖNCELİKLE ÖNYARGILARDAN KURTULMAK GEREKİYOR

Bu tartışmaların odağına İmralı Ada Hapishanesinin koşullarının yerleştiriliyor olmasının şöyle bir tarihsel nedeni de var. Bunu da burada yeniden ifade etmek gerekir. Bugüne kadar İmralı’ya, yani Sayın Öcalan’a yaklaşım Türkiye’de Kürt meselesine yaklaşımın aynası oldu. En önemli göstergelerinden biri oldu. O yüzden dönem dönem esneyen, dönem dönemse son derece sert ve katı uygulamaların olduğu bir ada hapishanesinden bahsediyoruz. Kişiye özel, insan haklarına aykırı ve ağır bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca sürdürülen koşullardan bahsediyoruz. Şimdi çok kritik bir zamandayız, kritik bir eşikteyiz. Burada yapılması gereken öncelikle önyargılardan kurtulmaktır. Bunu yıllardır sürdürülen önyargılarla tartışmak ne yazık ki negatif bir etki yaratıyor. O yüzden önce bu korkulardan özgürleşmek gerekiyor. Birbirimize ezberleri tekrarlamanın ne denli faydasız olduğunu geçen yıllarda gördük. Çok acı bir şekilde deneyimledik. O sebeple direnç alanlarını, direnç faktörlerini görmek ve bunları aşabilecek siyasal bir iradeyi cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Demokratik olgunlukla tartışmak gerekiyor bunları. Çok kritik bir meseleden, ağır bir mevzudan bahsediyoruz. İnsan hayatını ilgilendiren bir mevzudan bahsediyoruz. Bunun sıkça altını çiziyoruz. Bunlar böyle magazinsel konular değil. Siyasi ağırlık ve demokratik olgunlukla tartışılması gereken konular. Burada da ilgililerin ve yetkililerin yapması gereken, bu taleplere eski alışkanlıklarla yanıt vermek ya da bunları eski alışkanlıklarla karşılayıp hemen bir güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek değil; yeni dönemin ve sürecin temposuna, ritmine uygun bir şekilde karşılık vermektir.

SÜRECİN DAHA AÇIK VE ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE İLERLEMESİNİ İSTİYORUZ

Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü ve en temel öznelerinden biri, başmüzakerecisi. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı çok büyük bir ivme kazandırdı. Geldiğimiz bu kritik aşamada yasal adımlarla asıl görmeyi beklediğimiz şey ne? Bundan sonra bu çağrının nasıl hayata geçeceği, yasal bir şekilde nasıl karşılık bulacağı. Yani siyasetin şiddetten tümden ve kalıcı bir şekilde arındırılması ve silahsızlandırmanın yasal zemininin oluşturulması tartışmalarının işte bu demokratik olgunluk zemininde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu tartışmaları siyasal zemin üzerinden yürütmek daha doğru olur. Siyasi bir meseleden bahsediyoruz. Çeşitli boyutları olan, çok katmanlı tarihsel arka planı olan bir meseleden bahsediyoruz. Neticede DEM Parti İmralı Heyeti görüşüyor. Orada ilgili devlet yetkilileri var. Onlarla görüşmeler sürüyor. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde olan başlıklar ve kamuoyunun yine bilgisi dahilinde ilerliyor süreç. Biz daha açık, daha şeffaf bir şekilde ilerlemesini istiyoruz. Gazetecilerin gidip kendilerinin doğrudan sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmelerini talep ediyoruz. Bunun süreç açısından çok önemli katkıları olacağını düşünüyoruz.

Düşünün, bir yılda çok kısıtlı koşullarda süreci bu noktaya taşıdı Sayın Öcalan. Eğer özgür iletişim, çalışma ve yaşam koşulları olsa, Türkiye’yi çok daha hızlı ulaştırabileceği yer demokratik çözüm ve barış olur ancak. O yüzden bunun için yolun açılması gerekiyor. Yalnızca gazetecilerin değil; akademisyenlerin, hak savunucularının, farklı siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, kim gitmek istiyorsa ve kendisi kimle temas etmek istiyorsa bunun için yolun oluşturulması gerekiyor. O sebeple, bu tartışmayı sanki dar bir alandan geniş bir alana geçme tartışmasıymış gibi değerlendirmek ya da böyle yaklaşmak, bu statü meselesine hem haksızlık olur hem yetersiz olur hem de yanlış bir yaklaşım olur. Hepimizin yapması gereken bu süreçte ihtiyatlı olmak, serinkanlı olmak, evet telaş yapmamak ama bir yandan da hızlandırmak süreci, kalıcı hale getirmek olabilir.

Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dolayısıyla, biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de hayat pahalılığı da demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen bir başlığa dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.

DEMOKRATİK MUHALEFET GÜÇLENMELİ

Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Newroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hala kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hala kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.

İBB DAVASINDA HUKUK YOK

İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.

Sevgili arkadaşlar, biz bunları gayet iyi biliyoruz, yaşadık. Bakınız, bugün yine çok acı bir haber. Hapisteyken babasını, üç abisini ve ablasını kaybetti. Kimden bahsediyorum? Figen Yüksekdağ’dan. HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından. 10 yıldır hapiste Figen Yüksekdağ ve hapisteyken sevdiklerini, en kıymetlilerini kaybetti. Zaman zaman onların acısını paylaşırken, paylaşmak isterken, defin alanına gitmek isterken pek çok başka siyasi tutsak gibi, pek çok başka siyasetten hapiste tutulan insan gibi engellemelerle de karşılaştı. Yarın Adana’da olacak abisini son yolculuğuna uğurlamak için. Ama artık bu zulme son verilmeli. İnsanların yalnızca tekil hayatlarından çalınmıyor, çoğul hayatlarından da çalınıyor. Yalnızca onların hayatına kastedilmiyor, Türkiye’nin demokratik geleceğine de kastediliyor. Hepimizin hayatına kastediliyor. Bundan vazgeçmek gerekiyor artık. Sevgili Figen Yüksekdağ’a başsağlığı ve sabır diliyoruz, ailesine de. Çok zor, çok ağır, dayanılması gerçekten çok zor bir durumla karşı karşıya. Yalnızca Figen Yüksekdağ bunları yaşamıyor. Bugün binlerce ve dolayısıyla milyonlarca insan bu tür uygulamalardan dolayı telafisi imkansız mağduriyetler yaşıyor. Bu sürdürülmemeli artık Türkiye’de. Bu vesileyle bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kobanî Kumpas Davası nedeniyle içeride tutulan siyasetçiler özgürlüklerine kavuşmalı. Bunun için ne bekleniyor? Soruyoruz her defasında. Eğer bir siyasal ajanda nedeniyle tutuluyorsa Kobanî Kumpas Davası tutsakları, Gezi Davası tutsakları bu ne sürece uygun ne de demokratik değerlere uygun bir yaklaşımdır. Hepimizin ortak sorumluluğu bu süreci Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük kazanımları artırabileceğimiz bir şekilde ilerletmektir. Toplumsal güveni artırmak ve barış için desteği çoğaltmak.

YASAL DÜZENLEMELER HIZLICA YAPILMALI

Sevgili arkadaşlar, tabii pek çok başka başlık var. Bunların en önemlilerinden biri, tüm bunların kesiştiği nokta yasal düzenlemeler. Yasal düzenlemeler için bir takvime ihtiyaç var. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunun kamuoyuna şeffaf ve açık bir şekilde bilgisinin verilmesi gerekiyor. Böyle bir toplumsal beklenti var. Üstelik bu yalnızca siyasi tutsaklarla da ilgili değil. Adli tutsaklar da bizi çok sık arıyor, Meclis’ten beklentileri var. İnfaz Kanununda eşitlik ve benzeri düzenlemelerde neler olacağı sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan . Tekil değil çoğul sorular bunlar, tüm Türkiye’yi ilgilendiren sorular ama silahsızlanma konusu çok önemli bir konu. O yüzden kritik bir eşik, kritik bir kavşak diyoruz. Tüm ezberlerden ve önyargılardan vazgeçerek konuşmak gerekir. Yeni bir dil ve yeni bir yöntem arıyoruz. En azından bir süre bunlarla konuşmayalım. Bunlarla konuşmayalım ki farklı şekillerde görebilelim. Eski hataları tekrar etmeyelim. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı. Başta iktidar bloku olmak üzere bütün siyasi partilerin görevi olmalı. Barış ve çözüm için uygulanabilir, en gerçekçi şartları en reel biçimde değerlendiren, kapsayıcı ve bütünlüklü, bu dönemin ruhuna uygun bir yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.

HERKES SÜRECİN RUHUNA UYGUN HAZIRLIKLAR YAPMALI

Somut olmayan kimi taslak iddiaları var. Bunlar üzerinden tartışmayı ya da bunlara yanıt vermeyi doğru bulmuyoruz. Kimi iddialar var, çeşitli taslakların hazırlandığı söyleniyor. Bu iddialara göre bazı taslaklar kategorik yaklaşımlar içeriyor. Ya da başka yaklaşımlardan da bahseden iddialar var. Buna benzer haberler görüyoruz. Nihayetinde siyasetin şiddetten arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sorunların diyalogla, müzakereyle çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve herkesin de sürecin ruhuna uygun hazırlıklar yapması beklentimiz. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası bu konuya dair de bazı açıklamalar yaptı. Ama görüyoruz ki hala yeni bir dil oluşturulamıyor. Yani neler olmadığını biliyoruz zaten kamuoyu da biliyor. Ama olması gerekenlere ilişkin hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken, daha açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasına ilişkin yol haritasını paylaşmak. Yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor.”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doğan, Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerektiğini söyledi.

Doğan, devamında şu açıklamayı yaptı:

“Bu son derece kritik kavşakta, bu son derece hayati kavşakta yapılması gereken bu değil. Bundan vazgeçmektir. O yüzden demokratik siyaset tartışmasında tabii ki 30 yıllıkları da tartışacağız. Sürgünden dönecek olanları da tartışacağız. Neticede tartıştığımız konu dağda silahlarını yakarak imha eden ve Türkiye’ye dönmek istediklerini ve demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler. Bunları elbette konuşacağız. Bunlar da dünyada oldu. Biz bu dönemi bir şekilde başaracağımıza inanıyoruz. Mücadele ederek, ortak alanlarımızı genişleterek, demokratik mücadele alanını genişleterek başaracağımıza inanıyoruz. Ancak lütfen bu sürecin hızına etki edecek, negatif anlamda etki yaratacak ya da bu sürecin önünde engeller teşkil edecek veya zaten sarsılmış olan toplumsal güveni daha da sarsıcı etki yaratacak açıklamalardan, yorumlardan, değerlendirmelerden kaçınalım. Doğru değil çünkü. Yani bir partiyi zayıflatmak, yıpratmak için yapılan bu yorumların bilinçli olduğunun farkındayız. Hiçbiri tesadüf değil. Diğer eleştiriler, diğer öneriler bizim zaten yararlandığımız ve en başından beri çok değer verdiğimiz öneriler. Bu öneri ve eleştirileri almak ve beraber bu sürece ivme kazandırmak için yine alanda olacağız, yine sahada olacağız, yine sokakta olacağız. İşte Demokratik Kurumlar Platformunun çağrısı var 4 Nisan Amara Festivali için. O festivalde de en büyük talep ne? Kalıcı bir çözüm, demokratik bir Türkiye. Halkların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşayabilecekleri bir Türkiye yaratma mücadelesi ve sözü yükselecek. Halayları yine bunun için büyüteceğiz.”

PİRHA/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.