PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.
“İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”
Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.
“NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”
Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.
Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.
“BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”
Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı, bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.
“SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”
Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:
“Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.
Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.
“SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”
Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.
“ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”
Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.
“ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”
Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.
İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR
Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.
İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.
Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.
“İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”
İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.
Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.
İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.
Cebrail ARSLAN/ANTALYA

Yoruma kapalı.