PİRHA- 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Ancak Malatya’da barınma sorunu, altyapı çöküntüsü, yoksulluk ve psikolojik yıkım sürüyor. Depremzedeler, aradan geçen zamana rağmen hayatlarının normale dönmediğini söylüyor.
6 Şubat’ta yerle bir olan sadece binalar değildi. Hayatlar parçalandı, umutlar enkaz altında kaldı. Aradan üç yıl geçti, takvim yaprakları değişti ama depremzedelerin yaşadığı acı değişmedi. Malatya’da yurttaşlar hala tozun, molozun, yoksulluğun ve belirsizliğin içinde yaşam mücadelesi veriyor. Pir Haber Ajansı (PİRHA) Malatya’da depremzedelere mikrofon uzattı. Konuşan her depremzede, aslında aynı cümleyi kuruyor: “Deprem geçti deniliyor ama bizim için hiç bitmedi.”
DEPREMZEDE SEDA UÇAR: HALA KAOSUN İÇİNDE YAŞIYORUZ
Malatya’da yaşayan depremzede Seda Uçar, depremin yalnızca bir günle sınırlı olmadığını, etkilerinin hâlâ tüm ağırlığıyla sürdüğünü söyledi. Depremin 10 ili kapsayan büyük bir felaket olduğunu vurgulayan Uçar, ilk günleri “tam bir kaos ortamı” olarak tanımladı.
Uçar, “İnsanlar ne yapacağını bilmiyordu. Yardım yoktu, yardımlar da ulaşmadı. Herkes kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalıştı. Giden gitti, gidemeyen evinde kaldı, evi olmayanlar çadırda ve konteynerde yaşamaya başladı” dedi.
En büyük sorunlardan birinin organizasyon eksikliği olduğunu ifade eden Uçar, yardımların Türkiye’nin birçok yerinden geldiğini ancak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını söyledi. Kendi ailesinin hiçbir kurumsal yardım almadığını belirten Uçar, “Belediyeyi yanımızda görmedik. Bize bir şey soran olmadı. Uzun süre susuz kaldık. Şebeke suları çamur akıyordu, içilmiyordu. Kendi imkanlarımızla su bulduk” diye konuştu.
Eşinin esnaf olduğunu ve deprem sonrası ciddi maddi kayıplar yaşadıklarını anlatan Uçar, iş yerlerini yeniden açmanın ve geçim sağlamanın çok zor olduğunu söyledi. Evlerinin hasarsız olması nedeniyle kendisini “şanslı” saydığını ifade eden Uçar, buna rağmen konteyner kentte ve çadır kentte yaşayan kadınlarla sürekli iletişim halinde olduklarını aktardı.
“EN AĞIR SORUNU KADINLAR YAŞADI”
Kadınların yaşadığı sorunların daha ağır olduğunu vurgulayan Uçar, “Hijyen problemi çok büyüktü. Gıdaya ulaşamama, küçük alanlarda çok kalabalık yaşam, buna bağlı hastalıklar kadınlar arasında yaygınlaştı. İlk zamanlar çadırları su bastı, önlem alınmadı. İnsanlar çadırlarını bir oraya bir buraya taşımak zorunda kaldı” dedi.
Büyük felaketlerde en çok kadınların etkilendiğini belirten Uçar, “Çünkü hayatın devamlılığını kadınlar sağlıyor. Şart ne olursa olsun kadın sürdürmek zorunda kalıyor” ifadelerini kullandı.
Aradan üç yıl geçmesine rağmen hâlâ konteyner kentlerde yaşayan insanların olmasının çok üzücü olduğunu söyleyen Uçar, birçok kişinin ne olacağına dair hiçbir netlik olmadığını dile getirdi. Yüksek kiralar nedeniyle insanların eve çıkamadığını belirten Uçar, “Asgari ücretle çalışan birinin 20 bin liraya ev kiralaması mümkün değil. Konteyner, insanlar için daha korunaklı ve ekonomik olduğu için mecburen kalıyorlar” dedi.
Malatya’da binaların yeniden yapıldığını ancak kentin gerçek anlamda toparlanmadığını ifade eden Uçar, “Evet binalar dikiliyor ama bence çok da bir şey değişmiyor. Kadınlar hâlâ aynı yoksulluk ve belirsizlik içinde. Bu bir sistem problemi. Kısa sürede çözülecek gibi de görünmüyor” sözleriyle yaşananlara tepki gösterdi.
DEPREMZEDE İMRAN MERAL: TOZ, ENKAZ VE KORKU HALA HAYATIMIZDA
Malatyalı depremzede ve eğitimci İmran Meral, 6 Şubat sabahı yaşadıklarını “çocukların çığlıklarıyla uyandık” sözleriyle anlattı. Saat 04.17’de meydana gelen ilk depremde ailesiyle birlikte panikle evden çıktıklarını belirten Meral, dışarıda yoğun soğuk ve kar yağışı olduğunu söyledi. Bir süre parkta beklediklerini aktaran Meral, çocukların soğuktan titremesi üzerine eve dönme kararı aldıklarını, ancak bu sırada ikinci büyük depreme evin içinde yakalandıklarını ifade etti.
“Duvarlar neredeyse üzerimize geliyordu” diyen Meral, anne-baba refleksiyle çocuklarının üzerine kapandıklarını, tek düşüncelerinin onların hayatta kalması olduğunu söyledi.
Deprem sürecinde annesini de kaybettiğini söyleyen Meral, daha sonra Ankara, Konya gibi kentlerde geçici olarak yaşadıklarını, Mart ayında yeniden Malatya’ya döndüğünü ve yolda gördüğü enkaz manzaralarının kendisini derinden etkilediğini dile getirdi.
Malatya’ya döndükten sonra da yıkımın izlerinin silinmediğini vurgulayan Meral, “Her gün inşaat yıkıntıları, toz, moloz… Balkonu temizliyoruz, bir bakıyoruz yine parmak kalınlığında toz. Çocuklar okula giderken sürekli ‘hava neden hep tozlu’ diye soruyor” diye konuştu. Altyapının büyük ölçüde bozuk olduğunu, yolların ve çevrenin hâlâ düzenlenmediğini belirtti.
Depremin özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinde derin izler bıraktığını söyleyen Meral, çocuklarda korku, içine kapanma ve ani tepkilerin arttığını ifade etti. “Benim çocuklarım bu süreçte iki-üç kez okul değiştirmek zorunda kaldı” diyen Meral, sürekli yer değiştirme halinin çocukların psikolojisini olumsuz etkilediğini dile getirdi.
Çiftçilikle de uğraştığını belirten Meral, deprem sonrası kayısı bahçeleriyle yeterince ilgilenemediklerini, ilaç ve gübreye ulaşmakta zorlandıklarını söyledi. “Kayısımızı kaldıramadık, üretim sekteye uğradı” dedi.
Üç yıl geçmesine rağmen Malatya’nın hâlâ toparlanamadığını vurgulayan Meral, “Bugün Malatya’ya gelen biri hâlâ yıkılmış binaları, süren inşaatları, bozuk yolları görebilir” ifadelerini kullandı.
DEPREMZEDE HAYDAR GÖKTAŞ: YARDIM DA YOK, ADALET DE
Malatya’da yaşayan depremzede Haydar Göktaş, 6 Şubat sabahı yaşananları “insanlar birbirine sarıldı, herkes felaketi seyrediyordu” sözleriyle anlattı. Deprem anında çığlıkların, yıkılan binaların altındaki insanların seslerinin birbirine karıştığını belirten Göktaş, sabaha kadar dondurucu soğuk altında sığınacak yer bulamadıklarını söyledi.
O gün Malatya’da aylardır yağmayan karın yağdığını ifade eden Göktaş, “Çocuklar dışarıdaydı, insanlar sokaktaydı. Tam geçti derken ikinci depremi yaşadık. Kurtarmaya giden arkadaşlarımızın bir kısmı da o depremde enkaz altında kaldı” dedi.
Saatlerce hiçbir yardımın gelmediğini vurgulayan Göktaş, “Ne su geldi, ne yiyecek geldi, ne asker geldi. Günlerce deprem bölgesine su ve yiyecek ulaşmadı” diye konuştu. Yaşanan tabloyu “sanki ülkede savaş olmuş, atom bombası atılmış gibiydi” sözleriyle tarif eden Göktaş, 11 kentin yerle bir olduğunu, insanların nereye kaçacağını bilemediğini söyledi.
Kendilerinin de emek örgütleri üzerinden yardım toplamaya çalıştıklarını belirten Göktaş, “Beş-altı tır yardım gönderildi denildi, elimize sadece bir tır geçti. Onu da kendi imkanlarımızla dağıttık ama yetmedi” dedi.
Hasar tespit çalışmalarına da tepki gösteren Göktaş, birçok binanın yeterli inceleme yapılmadan ağır hasarlı, orta hasarlı ya da az hasarlı diye raporlandığını söyledi. “Bazı evlerde hasar yok ama ağır hasarlı gösterilmiş. Bazı evler yıkılacak durumda ama az hasarlı yazılmış. Millet şimdi bu raporların derdine düştü” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı tarafından bir yıl içinde konut ve iş yerlerinin teslim edileceği yönünde verilen sözlerin tutulmadığını ifade eden Göktaş, “3. seneyi bitiriyoruz, hala çarşı içinde teslim edilmemiş ev ve dükkan çok” dedi. Rezerv alan uygulamalarına da dikkat çeken Göktaş, yurttaşların yeni bir belirsizliğe sürüklendiğini söyledi.
Ekonomik koşulların ağırlaştığını vurgulayan Göktaş, “Emekli 20 bin lira maaş alıyor ama en düşük ev kirası 20 bin lira. Eskiden 3-4 bin lira olan kiralar katlandı gitti. Devletin dar gelirliye, emekliye kira ve maddi destek vermesi gerekiyor” dedi.
Sağlık hizmetlerine erişimin de büyük sorun olduğunu belirten Göktaş, birçok hastanenin yıkıldığını, ulaşımın zorlaştığını, randevu sisteminin deprem bölgesinde ciddi mağduriyet yarattığını söyledi. “Yatalak hastalar var, evinden çıkamıyor. Bu insanlara destek verilmesi gerekiyor” dedi.
Haydar Göktaş, deprem bölgelerinde gerçek anlamda bir iyileşme sağlanabilmesi için kalıcı çözümler üretilmesi ve yurttaşların maddi-manevi desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
DEPREMZEDE RUKEN SULTAN GEDİK: HALA EVİMİZ YOK, SUYUMUZ YOK, ELEKTRİĞİMİZ YOK
Malatya’da yaşayan depremzede Ruken Sultan Gedik, depremin üçüncü yılına girilirken yaraların hala sarılmadığını vurguladı. Kentte inşaatların bitmediğini, yolların kötü durumda olduğunu belirten Gedik, birçok yerde su ve elektriğin düzenli olmadığını ifade etti.
Depremde evlerinin yıkıldığını anlatan Gedik, bir süre konteynerde kaldıklarını ve çok sayıda misafir ağırlamak zorunda olduklarını belirtti. Gedik, “Bazı yetkililer geldi, gördü ama biz hala konteynerdeyiz. Hala evimiz yok” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Yetkililere çağrıda bulunan Ruken Sultan Gedik, beklentilerini şöyle ifade etti:
“Yöneticilerin, büyüklerimizin bu durumu görmesini istiyorum. Su olmayan yerlere, elektrik olmayan yerlere bakmalarını, gezip görmelerini ve ona göre çözüm üretmelerini istiyorum.”
Gedik, depremzedelerin artık belirsizlik içinde yaşamak istemediğini, güvenli ve sağlıklı koşullarda yaşamalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Cem EKİNCİ/MALATYA
Yoruma kapalı.