PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Yayladağ Sınır Kapısı’nda, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıları protesto etti. Eylemde yapılan konuşmalarda, “Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Katliamlara karşı birleşik mücadele şart” denildi.
Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Emek ve Demokrasi Güçlerin çağrısıyla Yayladağ Sınır Kapısı’nda bir araya geldi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı eylemde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:
“Değerli halklarımız, bugün bizler bütün dünyaya Suriye’ye, Şam’a ve her yere Suriye’nin sınırından Yayladağ Sınır Kapısı’ndan sesleniyoruz. İki hafta önce burada yine Türkiye’den gelen bütün savaş karşıtları, barış yanlıları, Alevi kurumları, demokrasi güçleri tam da burada bütün mesajlarını ilettiler ve Alevi katliamını protesto ettiler. Aradan günler geçtikten sonra Şex Maqsut’ta ve Eşrefiye’de Kürt halkına dönük bir katliam başlatıldı. Bu katliamı kabul etmek mümkün değildir.
Bakın Suriye’de SDG güçleri ve Şam Yönetimi arasında 10 Mart Mutabakatı görüşmeleri hala devam ederken ve Halep özelinde 1 Nisan Anlaşması gerçekleşmişken ve diyalog masasında hala otururken Halep’te bu saldırıların başlatılması, Halep’teki yeni dönemin ve beklenen demokratik entegrasyonun önünde büyük engeller oluşturulmayı hedeflemiştir. Halep’te Kürt halkına yapılan saldırı, demokrasi sürecine ve barış sürecine sıkılan bir kurşundur. Asla kabul etmiyoruz. Kürt halkı ne Şam’da, ne Halep’te, ne Rojava’da, ne Suriye’nin tamamında, ne de Türkiye’de yalnız değildir.
Suriye’de gerçekleşen bu katliamlar Kürt halkının orada kanının döken bu anlayış bütün dünyanın gözü önünde IŞİD armalarıyla oraya gelenlerin de olduğunu gösteriyor. Suriye Milli Ordusu, HTŞ, El Kaide ve El Nusra’ya bağlı paramiliter güçlerin de bu operasyonlarda yer aldığı bilgisi bütün dünya tarafından bilinmektedir. Bizler bunu kabul etmiyoruz. Hele de bir kadın savaşçıya yapılanları kabul etmiyoruz. Herkes izledi o videoları değil mi? Kadın savaşçının işkence ederek binadan aşağı atılması ne bir dinde, ne bir vicdanda, ne de kendine insanım diyen hiçbir canlının kabul edebileceği bir şey değildir. Bakın böyle bir uygulama savaş hukukunda dahi yoktur. Savaş hukuku dahi bunu reddeder. Ve buradan bir kez daha biz kadınlar olarak Rojava’da, Halep’te direnen bütün kadınlara onbinlerce kez selam olsun.
Bugün MHP Genel Başkanı Grup toplantısında bu konuyu gündeme aldı. Bugünkü konuşmasında DEM Parti’ye dönük de kimi eleştiriler sundu. Biz buradan bir kez daha diyoruz ki; bizler Türkiye’nin iç barışını mevcut olan bütün siyasi partilerden daha fazla önemsemekteyiz. Bizler Türkiye’nin iç barışını Hatay Yayladağ Sınır Kapısı’ndan Edirne Sınır Kapısı’na kadar önemsiyoruz. Orada Kürt kanı akmadı diyorlar. Yanlış. Orada Kürdün de kanı aktı, Alevi’nin de kanı aktı, Arabın, Sünni’nin, Hristiyanın, Dürzi’nin de kanı aktı. Keşke akmasaydı. Keşke biz bu konuşmaları yapmak zorunda kalmasaydık.
Bizler DEM Parti olarak Türkiye’deki sürecin onurlu bir barışla taçlanması için kim ne derse desin çizgimizden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu yaşanan provokasyonlara hükümetin sözcülerinin adeta mevcut olan katliamın önünü açan, kışkırtan, destekleyen, dayanışan mesajlarına eyvallah baş göz üstüne mi diyelim? Demeyeceğiz. Bu mesajlara karşı çıkıyoruz, yanlış buluyoruz.
Suriye’deki çatışmalara, oradaki ateşe kimse körükle yaklaşmamalıdır.Türkiye’de mevcut olan iktidar sözcülerini oradaki savaşı ve çatışmayı kışkırtan değil tam tersi oradaki ateşi soğutacak, barışa ve diyaloğa hizmet edecek bir dil kullanmaya davet ediyoruz. Ve biz buradan soruyoruz; Bu dilin neresi sorunlu? Bizler barışa hizmet edin diyoruz. Gelin barışa hep beraber hizmet edelim diyoruz. Suriye’de yanan ateşe körükle gitmek yerine bir damla su olalım o ateşi söndürelim diyoruz. Bunun neresi iç barışa karşı yapılmış bir konuşmadır.
Buradan bir kez daha Türkiye’deki bütün siyasi güçleri ve bütün devlet bürokrasisini bu süreçte barış ve diyaloğu tesis etmek üzere bir dil kullanmaya davet ediyorum. Ve bir kez daha diyoruz ki Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Orada yaşamını yitiren bütün Kürt yurttaşlarımızın ailelerine, Kürt halkına ve Suriye halklarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Ümit ediyoruz ki bizler bu sınır kapısından bir gün Suriye topraklarına güle oynaya geçebiliriz ve oraya savaşı konuşmak değil barışı o topraklarda nasıl tesis edildiğini görmek üzere ziyaretlerimizi gerçekleştirebiliriz. Mutlaka kazanacağız, mutlaka bu topraklarda barışı hep beraber tesis edeceğiz.”
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da, yaptığı konuşmada, şunları dile getirdi:
“Bu sınır kapısı barışın kapısı olması gerekirken karanlığın kapısı oldu. Suriye Süryani’nin, Dürzi’nin, Kürdün, Alevi’nin ülkesidir.
Bugün Halep’te DAİŞ çeteleri, bu çatışmanın merkezi Ankara’dadır. Şu anda Suriye’de sadece Kürtler direnmiyor, Aleviler, Dürziler, Süryaniler direniyor. Bütün halklar ve inanç toplulukları ortak kaderleri için mücadele ediyor. Bunların korkusunun kadınların, Kürtlerin olduğunu biliyoruz. Korkularının Kobane olduğunu biliyoruz. Direniş tarihimizin başarısını biliyorlar.
Yüreğimiz yanıyor. Biz mücadele ederek, direnişimizi büyüterek ilerleyebiliriz. Ankara’ya söylüyoruz; kim susuyorsa bu katliamı destekliyor demektir. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Kürt, Süryani, Alevi bu kirli politikaları unutmayacaktır.”
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise, şunları belirtti:
“Halep Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıyorum. Rojava Devrimi dünyada biriciktir. Bir devrim boğulmak isteniyor. Halep’le Amed’i ayıracaklarını düşünüyorlar, bu çağrıları yapıyor. Oradaki her ateş bizim yüreğimize düşüyor. Halep’te kuşatma bir etnik temizlik girişimidir. Barış eline bombalarla karşılık verilmez. Bunu kabul etmiyoruz. Halep’te yaşananlara karşı dünyanın tutumunu gördü. Kürtler haklarını, kimliğini korumak için direndi. Kürtler her zaman başımız dik, diplomasiye de, müzakereye de varız diyoruz. Baştan beri ölümlerin durmasını, barışın olmasını, bütün inançların özgürlüğünü savunuyoruz. Halep’e yönelik saldırıya sessiz kalmamızı beklemesin. Kürt halkı katliamla karşı karşıyayken tabi ki mücadele edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz.”
ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, saldırılara karşı umudun ve cesaretin büyük olduğunu vuruglayarak, “Cesaretimizi Büyük İnsanlığı gerçekleştirenlerden alıyoruz. Emperyalistler HTŞ Suriye’si olsun diye saldırıyorlar. Ama başaramayacaklar. Yanı başımızda, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere sesleniyoruz; direnişiniz, direnişimizdir. Türkiye işçilerine emekçilerine çağrı yapıyoruz; bu zulme ortak olmayın. Alevilerin katliamından acı çıkar, gelin hep birlikte omuz omuza verelim. Artık halklar, emekçiler, işçiler yan yana gelmeliyiz” dedi.
EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak da, “Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Bakanı HTŞ’ye saldırı için destek verdi. Biz bu iktidarı tanıyoruz. Bütün bu katliamların durması için sesimizi yükseltiyoruz. Yayladağı’ndan başlayarak işçilere, emekçilere sesleniyoruz; katliamlara sessiz kalmayalım. Suriye’de halkların geleceğini ABD, İsrail belirleyemeyecektir. Suriye’nin geleceğini Aleviler, Dürziler, Kürtler ve dostları belirleyecektir” diye konuştu.
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ise, katılımcıları selamlayarak şunların altını çizdi:
“On gün önce burdaydık. Bir yıldır HTŞ yönetimi Dürziler, Aleviler, Kürtler üzerindeki katliamı kınamak için burdaydık. 14 yıldır Rojava modeli yerle bir olsun istiyorlar. Öyle yağma yok. Halep’te gösterildi, kendilerine. Suriye’de savaş isteyenlere karşı, Suriye’nin halklarıyla dayanışmaya devam edeceğiz”
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, şunları vurguladı:
“Rojava bir Rıza Şehri’dir. Halklar, inanç toplulukları rıza şehri inşa ediyor. Rojava’da oluşan bu sistem kelebek etkisi yaratıp her alannı saracaktır. Bundan korkuyorlar. İnsanlığın Kürtlere bir onur borcu olmalıdır. Halklar bir soykırım eşiğindedir. Kerbela’daki zihniyeti bugün Halep’te gördük.
Halklar yeniden bir soykırım tehdidi altındadır. Bunun önüne geçmek zorundayız. Bizim savunduğumuz İslam anlayışı; Hazreti Hüseyin’i, Zeynep Ana’yı, affı ve direnişi esas alan bir anlayıştır. Biz bunları Koçgiri’de gördük, Dersim’de gördük, Zilan’da gördük, Ağrı’da gördük. Bu zulüm hep devam etti. Bugün de sürüyor. Ama hakikat de dirençle, onurla ve kararlılıkla yoluna devam ediyor. Mücadele hala sürüyor, sürmeye de devam edecektir. Bütün Alevi toplumuna sesleniyorum: Alevilerin eşit ve özgür yaşamalarının tek şartı bu tekçi anlayışın son bulmasıdır. Bütün halkların, inanaç topluluklarını özgürlüğü birbirlerinin desteğiyle olur. Gelin canlar bir olalım.”
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Didem Göçer, TÖP PM üyesi İpek Karanfil, SODAP Orhan Tok, saldırılara karşı birleşik mücadele çağrısında bulundu.
PİRHA/YAYLADAĞ
Yoruma kapalı.