Alevi Haber Ajansi

Nâzım Hikmet’siz 58. yıl

PİRHA- Şiirlerinde yurt, emek, sevgi ve direnişi anlatan ve şiirleri neredeyse tüm dillere çevrilmiş olan dünya şairi Nâzım Hikmet, ölümünün 58. Yılında unutulmadı. 

“Seni Dünya paylaşamıyor, şiirlerin bin dilde/ Seni senden okumak var ya seni aynı dile/ Mezarın orada olsa burada olsa ne olur/ Tepende bir taş olsa çınar olsa ne olur/ Nazım Hikmet memleket, memleket Nazım Hikmet/ Kafiye için yazmadım, hasret sana memleket” şarkı sözleri Nazım Hikmet’in yıllar geçse unutulmadığının ve de unutulmayacağının kanıtı.

Nazım Hikmet,  “1902’de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha/ geriye dönmeyi sevmem / on dördümden beri şairlik ederim./ kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir/ ben ayrılıkların/ kimi insan ezbere sayar yıldızların adını/ ben hasretlerin/otuzumda asılmamı istediler,/ kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini/ verdiler de/ sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim/ ve daha ne kadar yaşarım,/ başımdan neler geçer daha/ kim bilir” sözleriyle yaşamını özetliyor büyük usta.

Hikmet Bey ve Celile Hanım’ın oğlu Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902’de Selânik’te dünyaya gelir. Henüz on bir yasındayken ilk şiirini yazar. Orta öğrenimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde gören Nâzım, 1915 yılında Bahriye Mektebi’ne girer. 1918 yılında ilk kez bir dergide şiiri yayınlanır. Mezuniyetine üç ay kala geçirdiği bir hastalık nedeniyle Bahriye’den ayrılır. Bir grup arkadaşıyla Anadolu’ya geçer. Ankara Hükümeti’nin görevlendirmesiyle Bolu’da öğretmenlik yapar.

İki kez Moskova’ya gider. Rusya’da gerçekleştirilen ihtilale tanık olur. Ceza Yasası’ndaki değişiklik nedeniyle 1928 yılında ülkeye döner. Kısa bir süre cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılır.

Cezaevinden çıktıktan sonra çeşitli gazete ve dergilerde yazıları ve şiirleri yayınlanan ve kitapları basılan Nazım Hikmet, koğuşturmalardan kurtulamaz. Sık sık gözaltına alınan Nazım Hikmet, yaşamının on yedi yılını hapishanelerde geçirir. 1950 yılında ulusal ve uluslararası düzeyde düzenlenen kampanyalar sonunda çıkarılan Genel Af Yasası’yla serbest kalır. Ancak sürgün olmaktan kurtulamaz. Sürgünde Uluslararası Barış Ödülü sahibi bir sanatçı olarak  barış hareketi içinde aktif olarak yer alır. Dünya Barış Konseyi Başkanlık Divanı’na seçilir. Ünlü Şostokoviç’e, Şarlo’nun yaratıcısı Charlie Chaplin’e ve Fransız Parlamentosu Başkanı Eduard Heriot’a Uluslararası Barış Ödülü’nü veren jürinin başkanlığını yapar.

Cezaevi yıllarından kalan hastalıkların etkisiyle, yurduna, halkına, hasret şiirleri yazarak, 3 Haziran 1963 günü sabahı Moskova’daki evinde yaşamını yitirir.

Bıraktığı eserler yıllar geçse de halkların dilinde, okulda, sırada, sokakta, meydanda, fabrikada, dillendirilmeye devam ediyor.

(HABER MERKEZİ)

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak