Alevi Haber Ajansi

Demokratik Alevi Dernekleri: Mafya, devlet, siyaset ilişkisi alenileşmiştir

PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na organize suç örgütü elemanı tarafından yöneltilen tehdit söylemlerini eleştirdi. Yapılan açıklamada iktidarın yönetememe krizi yaşadığı ifade edilerek, “Mafya, devlet, siyaset ilişkisi alenileşmiş ve darbe mekaniği sürekli canlı tutulmuştur” denildi.

Organize suç örgütü elemanı Alaattin Çakıcı’nın, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük tehdit ve hakaret sözleri Alevi cephesinden de tepkiyle karşılandı. Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklamada “Kimileri adeta ölümün, savaşın, hoyratın dili olan korku dilinde ısrar etmekte” denildi.

“MİLLİYETÇİLİĞİN, TEKÇİLİGİN DİLİ KANSER ÜRETİYOR”

Dernek açıklamasında, hükümetin yönetememe krizi yaşadığına vurgu yapılarak “İnsan hakları adına söz söyleyenlerin zulme uğradığı dönemlerde meydan çiğ söz söyleyenlere kalır” denildi.

Demokratik Alevi Dernekleri’nin açıklaması şöyle:

“Rızasız dile meydan açmıyoruz- yol da vermiyoruz

‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Söz ola bal ile yağ ede ağulu aşı’

Yunus Emre

Doğru sözü ibadet kabul eden bir gelenekten geliyoruz. Bir söze bakarız hakikati içerir mi diye, bir de söyleyene bakarız durduğu yer neresidir diye.

Söz var yaşatır, söz var öldürür. Tam da böylesi ölüm dilinin konuşulduğu zamanları yaşıyoruz. Rıza toplumun dili edebi, kemaleti söz-ikrar üzerinde inşa edilmiş bilgelerin Pirlerin dilidir. Asla çiğ söz söylememişler, söyleyenin karşısında da dik durmayı da bilmişlerdir. Hak, hakikat arayışı dili rıza dilidir. Bunun için de rızasız dile meydan kurmuyor ve rızalık vermiyoruz.

‘Edep yahu’ dedirtecek bir ötekileştirme dili ilk defa kullanılmıyor. Osmanlılarda ‘mülhit, zındık, kâfir’ denilerek katlimiz vaciplenirken, Cumhuriyetle beraber ulus devletin muteber olmayan vatandaşĺar listesine alınmıştık.

Milliyetçiliğin, tekçiliğin dili kanser üretiyor. Bu dil çürümüşlüğü ürettiği içindir ki, tüm toplumları, tüm farklılıkları her gün daha da bir birine ‘düşmanlaştırıyor’ oysaki toplum kendi farklılıklarıyla birlikte güzeldir. Bir bütün olarak bu barışın diline susamış zamanları da yaşıyoruz. Ancak kimileri sürekli bu iç barışı bozmaya, provoke etmeye çalışıyor. Devletçi siyaset anlayışı sürekli ‘ötekiler yaratarak’ varlığını devam ettirir. Bu bazen kişilere yönelik olur, bazen gruplara, topluluklara, etnik yapılara, ideolojilere, inançlara yönelik olmaktadır.

Bu söylemlerle toplumun ruhu, direnen inanç gerçekliği, direnen halk gerçekliği teslim alınmaya çalışılır. Toplumun hizmetinde olmayan bir devlet sürekli toplumu teslim almak için, bu ötekileştirme dilini devreye koyarak kendi ‘korku’ dilini konuşturmaya ya da bu dili gündemde tutmak için de bireyleri konuşturmaktadır. 

“ÇİĞ SÖZ SÖYLEYENLER ÇOĞALMAKTADIR”

Yaşadığımız bu devranda çiğ söz söyleyenler çoğalmaktadır. Dilin edebi çiğ söz söyleyenlere de ‘edep-erkan’ demiş ve yolun kemaletini göstermiştir. Bir kez daha söyleyelim ki, ikrarımıza, söz söyletmeme bizim ibadetimiz arasındadır. Kimi bireyler bu hakikatten uzaklaştıkları için, kendi kadim değerlerine karşı ikrarsız duruşları bu hoyratlara meydan verir duruma getirmiştir. Neredeyse ‘mafyatik’ dil egemen dil ve zihniyet haline getirilmiştir.

Koçgiri’de ‘Taş üstünde taş, gövde üstünde baş’ bırakmadığını söyleyenlerin ruhu, 90’ların karanlık güçleri oldular. Biz bunları 1 Mayıs’larda, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta tanırız. Bu anlayış an itibariyle sayın Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak bir daha yüzünü göstermiştir. Gelinen aşamada mafya, devlet, siyaset ilişkisi alenileşmiş ve darbe mekaniği sürekli canlı tutulmuştur. Demokrasi deryasından kopmuş, adalet direği kırılmış, vicdan terazisi yerle-yeksan olmuş bir sistemde ‘her şey mübahtır’ denklemi devreye girmiştir. Türkiye adeta bir fay hattına gelip dayanmış durumda. Ya demokrasi, adalet, özgürlük hattına yol alacak ya da fay hattı olan sürekli ötekileri düşman gören, inancını küçümseyen, hattın altında kalacaktır.”

“BU HOYRATLIĞA ASLA YOL VERMEYECEĞİZ”

“Söz söyleyen kadar, mağdur olanların bu durum karşısındaki tavrı da önemlidir. “Dürzü, şaki, mülhit, zındık, kâfir, mum söndüren, Ermeni dölü, Kürt çalar çingene oynar v.s.” söylemleri gazete, dergi ve kitaplarda bolca mevcuttur.

Devlette görev alanlar, belirli makam ve mevkiye gelenler kendilerini muteber vatandaş olarak tanımlasalar da, yetiştikleri coğrafya, inanç ve kültürleri, tarihsel arka planları, analarının kültürü esastır. Bugün ‘Dürzü olarak aşağılanan sayın Kılıçdaroğlu’nun anne ve babası Rêya Hakk Alevî inancının kadim coğrafyasında, bir ocak evlâdı olarak, ikrarlı ve rızalı yaşadılar. Xızır’ın Dili ile konuştular. Bu gerçek yokmuş gibi davranıp süreci geçiştirmek, tekçi zihniyetin geldiği aşamayı bulanıklaştırmaktır. Kadim Dersim toprağına turap olmuş bu inancın nûrundan beslenmiş değerlerimize karşı her daim sahiplenmiş ve sahiplenmeye de devam edeceğiz. Yolumuzu ikrarlı anaların ağıtlarıyla ve yaralı dilleriyle yaşadık. Kılıçdaroğlu’nun annesi bu kadim yaralı coğrafyanın tüm acılarını yaşamış ve bu tarihsel hafızanın hem mazlumları hem tanıkları hem de mağdurlarıdır. Biz Raa Heqi talip toplumları olarak, adalete, demokrasiye olan bağlılığımız gereği, bu hoyratlığa asla yol vermeyeceğiz. Bu yol kadim direngen direnişçi olduğu kadar edep ve erkanın tüm normlarını da dosta da, nehaka da hatırlatmayı da ikrar bilmiştir.

Devlet, mafya, siyaset birliğinin dağılması için halk iradesi esas alınmalı, yapılanlara karşı toplumla yüzleşilmeli, bunun için de demokratik siyaset tüm kurumlarıyla yaşam alanı bulmalıdır. Bunun dışında söylenen her söz, kimden gelirse gelsin çiğ sözdür.

Midesine çiğ lokma, ağzına çiğ söz almayanlara aşk olsun.”

PİRHA/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak