Alevi Haber Ajansi

‘Birlikte mücadele etmekten geri durmayacağız, yaşasın 1 Mayıs’

PİRHA – Dersim Barosu, 1 Mayıs’a ilişkin yaptığı açıklamada, “Hak ve özgürlüklerimizin gasbına engel olmak için; örgütlenme, düşünce, ifade ve hak arama özgürlüğü haklarımızdan da özgürlüklerimizden de birlikte mücadele etmekten de geri durmayacağız. Yaşasın 1 Mayıs” ifadelerine yer verdi. 

Dersim Barosu, 1 Mayıs’a ilişkin açıklama yaptı.

Salgın günlerinde işçi ve emekçilerin durumu, infaz paketi ve Diyanet ile girilen tartışma sonrası lince maruz kalan Diyarbakır ve Ankara Barosu’nun durumuna değinilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü, 2020 1 Mayıs’ı COVİD-19 salgınının etkisi altında kutlanacak. Salgın sırasında hayata geçirilen yasal ve fiili uygulamalar, işçi ve emekçilerin haklarını korumaktan tamamen uzak olduğu gibi, bu yasal düzenlemelerle işçilerin kazanılmış hukuki ve fiili birçok hakkı ortadan kaldırılmaktadır.
Salgın nedeniyle çıkarılan paketlerle, patronlara krediler ve teşvikler verilip, SGK ve vergi borçları da ertelenerek karlarının azalmasına izin verilmezken; salgın koşulları bahane edilerek, işçilerin emekçilerin hakları budanmakta; işsizlik fonu işverenler için yağmalanmaya devam edilmekte, hak ve özgürlükler sınırlanmaktadır.

“SALGIN HASTALIKTA İŞÇİLERE AÇLIK VE ÖLÜM REVA GÖRÜLÜYOR”

“İşten çıkarmaların yasaklandığı” iddiasıyla çıkartılan yasa ile ücretsiz izin yasal hale getirilmiş, bu nedenle “haklı fesih” hakkı elinden alınan işçiler, sefalet ücreti bile diyemeyeceğimiz sembolik “günlük harçlık” niteliğinde ödemelere mahkûm edilmiştir.
Covid-19 salgınının hak ve özgürlüklerin gaspına bahane edilmesine, hak gaspları için fırsata dönüştürülmesine izin verilmemelidir. Anayasa’da tanımlanan sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği; asıl fedakârlık yapması gereken kesim olan patron-rantiye sınıfının elde etmiş olduğu servetten ve gelirden istisnasız, indirimsiz ve direkt vergi alınarak kaynak yaratılmalı ve bu kaynaktan; işsiz kalan, üretime ara verilen işyerlerinde çalışanların ücretlerinin tamamı, devlet tarafından-bütçeden karşılanmalıdır.

Yasa gereği imtiyazlı alacaklar statüsünde olan işçi alacaklarına dair icra takipleri durdurulmuştur. Yaşaması için emeğinin karşılığı ücretine ve hak ettiği tazminatlarına bir an önce kavuşması gereken işçiler açısından ve işçi alacakları yönünden icra takiplerinin durdurulmasından vazgeçilmeli ve tüm işçi alacakları derhal ödenmelidir.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi adı altında ilk önce işçilik alacakları yönünde oluşturulan “Zorunlu Arabuluculuk” sistemi ile işçilerin hak ve alacakları oldu-bittiye getirilerek sembolik rakamlara indirgenmeye çalışılmaktadır. Hak gasplarına neden olan zorunlu arabuluculuk, iş davaları yönünden derhal kaldırılmalı işçi alacak takibi ve davalarının hızlı ve adil çözümleri gündeme getirilmelidir.

Her geçen gün basın, medya ve internet üzerinde baskı ve sansür arttırılmakta, en ufak muhalefet yargı kararları ile bastırılmaya çalışılmaktadır. Verilen yargı kararları adeta iktidar çevresini eleştiriden muaf tutmaya yaramakta ve bu hali ile bağımsız ve tarafsız yargı talebi her zamankinden fazla öne çıkmaktadır. Salgın koşullarında alınması gereken önlemler gereğince; çalışması zorunlu olmayan işyerlerinde çalışanların, ücretsiz izin ve günlük 39,24 TL harçlık niteliğinde ödeme yerine, tam ücretli izin hakları tanınmalıdır.

Salgının durdurulması için sokağa çıkma yasağı uygulanırken, çalışması zorunlu olmayan işyerlerinde, özel izin alınarak ve üstelik gerekli önlemler alınmadan çalıştırma yapılması hukuka aykırıdır, derhal son verilmelidir.
İşverenlerin 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununa göre; işyerinde her türlü sağlık ve güvenlik önlemini alma yükümlülüğü bulunmaktadır ve salgın nedeni ile gereken önlemler alınmaması halinde; işçilerin-emekçilerin, önlemler alınana kadar, “çalışmaktan kaçınma hakları” vardır.
Sosyal güvenlik herkes için haktır. Kayıt dışı çalışma yasaklanmalı, mülteci işçilerin yaşamı, sağlığı güvence altına alınmalıdır. İş ve gelirden yoksun olan ya da yetersiz gelire sahip olan herkese; tüm yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacak oranda gelir desteği, devlet bütçesinden ödenmelidir.

“İNSAN HAKLARINI KULLANABİLMEK İKTİDARIN LÜTFU OLAMAZ”

Bir kısım adli tutuklu ve hükümlüler için getirilen infaz ertelemesine dair yasadan tutuklu avukat meslektaşlarımız, siyasetçi ve gazeteciler faydalandırılmamıştır.
Anayasal eşitlik ilkesi ihlal edildiği gibi infazda yaratılan iki başlılık çok başlı canavara dönüştürülmüştür.
Kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere, Ankara ve Diyarbakır baroları ile ilgli olarak gerek sosyal medyada gerekse Havuz medyasının yayın organlarında bir linç kampanyası sürdürülmektedir. Bu linç kampanyasına sebep olarak; diyanet işleri başkanın 24.04.2020 tarihinde yapmış olduğu konuşmasındaki değerlendirmelere ilişkin olarak, Barolarımızın yapmış oldukları açıklamalar gösterilmektedir. İktidara yaranmada yarışan bu zevat; kasıtlı olarak açıklamanın bir cümlesini çarpıtarak toplumun hassasiyetlerini manipüle etme gayreti içerisine düşmüştür. Siyasi iktidarda gündem değiştirme amacıyla, bu konuyu daha da kabartarak bir üst seviyeye taşımış, Adalet bakanının Baroyu hedef gösterdiği tweeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Ankara Barosu hakkında ve aynı gerekçelerle Diyarbakır Cumhuriyet başsavcılığı da Diyarbakır Barosu hakkında resen soruşturma başlatmıştır.
Öncelikle Her iki Baromuzun konuya ilişkin açıklamaları, tarafımızca titizlikle okunmuş ve ancak milletimizin dini değerlerini veya başkaca herhangi bir değerini aşağılayan bir ibare, ima görülmemiştir.

Tüm toplumların değerlerine saygıyı şiar edinmiş Dersim barosu YK olarak; iddia edildiği gibi bir ötekileştirmenin veya bizim gibi düşünmeyenlerin değerlerinin aşağılamanın karşısında ilk saflarda yer alacağımızı belirtmek isteriz. Bununla birlikte, Diyanet işleri başkanının açıklamaların da kabul etmediğimizi, toplumun bir kesimini küçük düşürücü, ayrıştırıcı ve öteki saydığını ifade etmek isteriz.
Bu itibarla, Ankara ve Diyarbakır barosuna karşı başlatılan linç girişimin karşısında yer aldığımızı, Ankara ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı haksız ve uluslar arası hukuka aykırı soruşturmanın her aşamasında,
Hem Diyarbakır ve Ankara barosu ile sonuna kadar dayanışma içerisinde olacağımızı kamuoyuna saygıyla belirtmek isteriz.Aynı zaman da iktidarın adli yıl rövanş saldırısı olarak değerlendirdiğimiz bu çaba kendine muhalif meslek örgütlerininin temsil sisteminin de raftan indirilerek nisbi temsile geçme ve kendi yandaşlarını koruma gayreti olduğunu da görüyoruz.

“BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ, YAŞASIN 1 MAYIS”

Henüz 19 yaşında olmasına rağmen çalışmak zorunda olan göçmen bir işçi genç, sırf dur ihtarına uymadığı gerekçesi ile polis tarafından sokak ortasında kurşunlanarak can vermiştir. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’a yaklaşılan bu günlerde, hangi milletten olursa olsun işçi sınıfı ve emekçi halkın bir evladı bu şekilde sırf sokağa çıktı ve dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülemez. 3 metreden ateş eden ve herhangi bir fiili saldırıya maruz kalmadığı açık olan polisin bu şekilde silah kullanma yetkisi olmadığı gibi buna zemin hazırlayan yasal düzenlemeler, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa hükümleri çerçevesinde derhal ortadan kaldırılmalıdır.
Hak ve özgürlüklerimizin gasbına engel olmak için; örgütlenme, düşünce, ifade ve hak arama özgürlüğü haklarımızdan da özgürlüklerimizden de birlikte mücadele etmekten de geri durmayacağız. Yaşasın 1 Mayıs.”

(HABER MERKEZİ)

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak