PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HTŞ ile SDG arasında yapılan anlaşmayı yorumladı. Kenanoğlu, “SDG teslim oldu, kaybetti” değerlendirmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak “IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur! Yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor” dedi.
Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetiminin savunması için 2011 yılından günümüze dek en az 22 bin kişi yaşamını yitirdi, 30 binden fazla kişi de yaralandı. Uzun yıllar süren çatışmalar ardından Rojava bölgesi adeta kuşatılarak teslimiyet dayatıldı. Dünya genelinde Rojava’ya destek eylemleri akabinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ arasında 30 Ocak anlaşması imzalandı.
Geçici Şam Hükümeti’ne bağlı bir heyet, 2 Şubat’ta ilk kez Hesekê’ye giderek yerel yöneticilerle bir araya geldi.
SDG ile Geçici Şam Hükümeti arasında imzalanan mutabakat metni Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ile konuştuk.
“BİZ BURADAN AHKAM KESEMEYİZ”
Ali Kenanoğlu, değerlendirmesine “Suriye halklarının geleceğini, Suriye halklarının kendisi belirlemeli” sözleriyle başladı. Suriye’nin demokratik bir zeminde, özgürlükçü bir anayasayla yönetilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu, “Suriye’de İsrail’in çıkarlarının önceliğe alınan bir dizayn politikası söz konusu” dedi.
Bütün uluslararası güçlerin, HTŞ’nin Suriye’yi yönetmesinden yana olduğunu söyleyen Ali Kenanoğlu, gelinen süreci şu cümlelerle değerlendirdi:
“HTŞ’nin, İsrail’e yönelik en ufak bir sözü yok. Zaten Suriye’nin bütün altyapısını, silah depolarını, askeri tesisleri bombaladı. Diğer taraftan Golan tepelerini de aldı. Çünkü HTŞ de bir mutabakatla oraya geldi. Aslında emperyalistler, Ortadoğu’da demokratik bir yönetim sisteminin oluşmasını istemiyor. Yani kendilerinin piyonu olabilecek bir yönetim anlayışı istiyorlar. Bunu da kabul ettiği için HTŞ’yi getirip oraya oturttular.
Bir diğer tarafta da Dürziler var ve haklı bir çıkış yapıyorlar. Bu yönetim anlayışına teslim olmayacaklarını ifade ederek kendi özerkliklerini talep ediyorlar. Bu doğru bir taleptir. Diğer taraf taraftan Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Aleviler daha yeni Şeyh Gazal önderliğinde toparlanıp özerklik istemeye başladılar. Zaten diğer taraftan da Kürtlerin bulunduğu bölgelerde bir özerk yönetim vardı.
Fakat şunu gördük; Alevilerin katledilmesine karşı Aleviler ve kimi demokrat, yurtsever yapılar dışında bir ses yok. Tam tersine, batılı güçler, katliamı inkar eder pozisyondalar. Suriye’de SDG hakimiyetinin ortadan kaldırılması konusunda bir mutabakata varılmış durumda ve bu mutabakatın baş aktörü de Türkiye.
Şimdi insanlar şunu diyebiliyor; ‘Bu anlaşma çerçevesinde SDG teslim oldu, kaybetti’.
Savaşanlar ne diyor biz ona bakarız. Oturduğumuz yerden, konforlu alanlarımızdan orayla ilgili bir yorum yapma hadsizliğini etmeyiz. Çünkü savaşan, eziyeti çeken, çocuğu ölenler onlar. Dolayısıyla bu anlaşmanın doğru olup olmadığını onlar söyleyecekler. Biz buradan ahkam kesemeyiz.”
PROTESTOLARLA TOPYEKÜN İMHANIN ÖNÜNE GEÇİLDİ!
Ali Kenanoğlu, SDG’nin, karşısında birçok uluslararası gücün durduğunu vurgulayarak “Sahanın bir gerçekliği var” diye de ekledi. Kenanoğlu, HTŞ başta olmak üzere Türkiye’nin de SDG ile anlaşma niyetlerinin olmadığını anlatarak şunları söyledi:
“Türkiye gibi bir ülke, sınıra yığınak yapıp açık bir şekilde ‘HTŞ zorda kalırsa biz müdahaleye hazırız’ diyor. Diğer taraftan Amerika, İsrail de böyle istiyor. ‘Bütün dünyaya SDG kafa tutsun!’ bu apaçık bir katliamdır. Türkiye ve HTŞ’nin niyeti çok belliydi. Topyekün bir imhadan yanaydılar. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu yöndeydi. Şimdi bu koşullarda süreci tersine çeviren, masada SDG’nin elini güçlendiren hem uluslararası hem de Ortadoğu coğrafyasındaki protestolar oldu. Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da yapılan gösteriler, Kürt halkının ayağa kalkışı ve farklı coğrafyalarda yaşayan Kürtlerin ortak hareket etme duygusu, bu süreçte hem batılı güçlerin gündemine bu konuyu soktu hem de bu masanın oluşmasında ciddi bir rol oldu.”
“İSTİYORLARDI Kİ SDG SAVAŞSIN, YOK OLACAKSA DA OLSUN”
“Aleviler olarak bu meseleden ders çıkartmamız gerekiyor” diyen Ali Kenanoğlu, Rojava yönetimine dönük eleştirilere de değindi. ‘SDG, HTŞ ile anlaştı’ yargılamasına karşılık Kenanoğlu şu cevabı verdi:
“Yani ne yapacaktı SDG? Türkiye’yi, Amerika’yı, İsrail’i ve bütün batılı güçleri karşısına alıp savaşacak mıydı? ‘Teslim oldular’ kavramını kullanmak kolay. Ki bunu söyleyen insanları gördüm; kimi şahsiyetler bunu yapıyor ve istiyorlardı ki SDG savaşsın, yok olacaksa da olsun!
Bir taraftan da bu süreçte ‘Aleviler, Kürtler’ karşılaştırması çok yapılıyor. İşte ‘Kürtler zor duruma düştü, Aleviler niye yardım etmedi?’ deniliyor. Bu haksızca bir eleştiri. Aleviler ne yapacak? Aynı şekilde, Aleviler katledildiğinde ‘SDG niye izliyor?’ eleştirileri oldu. Bu da haksız bir eleştiri. Çünkü Alevi bölgesi ile SDG’nin kontrol ettiği bölge arasında Türkiye’nin kontrol ettiği güçler var.
Aleviler olarak da şunu ifade etmemiz gerekiyor; SDG-HTŞ antlaşması, HTŞ’yi aklayan, paklayan bir yerden anlaşma değil. HTŞ’yi demokratik Suriye’ye zorlayan bir anlaşma. Suriye’de demokratik bir yapıya dönüşecek muhalefetin oluşmasıyla birlikte HTŞ diye bir yapının Suriye’de olmayacağını düşünüyorum. Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin, seküler Sünni Arapların istemediği bir yerde Colani ancak İsrail’in ve Amerika’nın desteğiyle orada oturabilir. Bu da öyle çok uzun vadeli sürmez.”
“ALEVİ KATLİAMLARINA TEPKİ CEMEVLERİNDE YAPILDI!”
Ali Kenanoğlu, süreçle birlikte ortaya konulan toplumsal direnişin önemine de dikkat çekti. Alevi katliamları için de benzer kitlesel eylemlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu “Ancak bunun öncüsü, Alevi kurumları olmalı” diye ekledi:
“Bugünlerde ‘Kürtlere yönelim olunca, bütün şehirler ayağa kalktı ama yıllardır Aleviler katlediliyor, kimse bu şekilde sokağa çıkmadı’ yorumları yapılıyor. Pardon da yani Aleviler sokağa çıktı mı? Bu işe öncelik vermesi gereken Aleviler değil miydi? Basın açıklamalarının hepsine katılmış birisiyim ancak Alevi katliamı ile ilgili bir yürüyüş hiç olmadı! Ama bu eleştiri yapanların hiçbirinin orada olmadığını gördük. Her davanın, mücadelenin bir sahibi vardır. Alevi katliamları söz konusuysa bu işin sahibi Alevilerdir. Diğer güçler yardımcı, destek olan güçlerdir.
Kaldı ki Alevi katliamlarına karşı mecliste en çok konuşma yapan DEM Parti’dir. Biz de HDK olarak birçok yerde dayanışma eylemlerinde bulunduk. Alevi kurumlarını hiçbir zaman yalnız bırakmadık. Fakat şöyle bir şey var; Alevi kurumları, katliamlara yönelik protesto gösterisini cemevinin bahçesinde yapıyor! Olmaz. Kürtler ne yaptı? Kadıköy’de, Aksaray’da; yani kentin meydanlarında yaptı bunu. İşte Suruç’ta sınırda yaptı bunu. İşte Hatay’da sınırda yaptı bunu. Şimdi dolayısıyla sen bunu çıkıp sadece evinin içinde yaparsan evinin içindekiler duyar sadece.
‘Alevi kurumları, Alevi katliamlarına yönelik ses çıkartmadı’ demiyorum ama ses çıkartma yöntemlerini oturup Kürtlerin yapmış olduğu eylemlerle kıyaslayıp ders çıkartması gerekiyor. Bugün HTŞ’ye karşı SDG birtakım kazanımlar elde etmişse bu protestoların sonucudur. Kimsenin tutup da DEM Parti’ye ‘Alevilere sahip çıkmadınız’ diyemez, o haksızlığı yapamazlar.”
“IŞİD’E KARŞI BUGÜNE KADAR MÜCADELE YÜRÜTEN KÜRTLERDİ!”
“HTŞ ile masaya oturdunuz” sözleri üzerinden SDG’ye yöneltilen eleştirilerin “duygusal bir bakış açısı” olduğunu söyleyen Kenanoğlu, süreç içerisinde yaşanan kimi kritik durumlara da işaret etti:
“Rojava’ya karşı gelenlerin içerisinde kimi Aleviler de vardı. Örneğin, bilinen bir Alevi kadın sanatçı, HTŞ lehinde açıklamalar yaptı! Kimi Alevi internet siteleri, SDG karşısındakileri destekleyen yayınlar yaptı. Hatta Alevi katliamlarına karşı HTŞ’nin açıklamalarını yayınlayan haberler yaptılar. Bu gerçekliğimizi görelim. Ben de arzu ederim ki HTŞ’nin varlığına orada son verecek geniş bir koalisyon oluşturulsun ve ortadan kaldırılsın. Ama gerçek böyle değil. Hayat, duygusallıkla yürümüyor. Tüm bunların karşısında yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor. Bizler de Türkiye’de AKP yönetiminin devrilmesini istiyoruz. Ne yapalım şimdi? Silahlanıp AKP’ ile savaşalım mı? Hayır, bunu söylemiyoruz. Ne diyoruz? Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri yan yana gelsin ve demokratik yol ve yöntemlerle demokrasiyi güçlendirelim. Memnun olmadığımız bir yönetimi devirmenin yolu silahlı mücadele değildir. Gelinen noktada artık silahlı mücadele yürüten örgütlerin dahi bu işin silahla sonuç alınamayacağını düşündüğü bir yerde bu gerçekliği görmemiz gerekiyor.
Orada cihadist güçlerle, IŞİD artıklarıyla bugüne kadar silahlı mücadele yürüten Kürtlerdir. Bu gerçekliği görelim. Bunun karşısında SDG’ye, Kürt halkına ‘Siz cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur.”
“KÜRTLER, BEDEL ÖDEYEREK BU HAKKI ELDE ETTİ”
Ali Kenanoğlu, Suriye’nin demokratikleşmesi için bundan sonra yapılması gerekenleri de sıraladı. Kürtlerle birlikte diğer muhalif toplumların, demokratik bir anayasanın oluşturulması için mücadele yürütmesi gerektiğini altını çizen Kenanoğlu, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Bugüne kadar kimlikleri bile olmayan bir halk, bugün birtakım haklara sahip oldu. İşte vali atıyor, kendi güvenliğini oluşturuyor, ana dilinde eğitim hakkı tartışılıyor. Kabul edelim ki 15 sene önce Kürtlerin kimliği dahi yoktu! Oradan buraya gelmiş bir halk. Bedel ödemeden Ortadoğu coğrafyasında sana yukarıdan kimse bir şey vermiyor. Kürtler, bedel ödeyerek bu hakkı elde ettiler. Bunun geliştirilmesi için de başta Aleviler olmak üzere diğer toplumsal kesimlerle birlikte hareket etmek ve birbirlerine güç vermek durumundadırlar. Suriye’de demokratik bir anayasanın oluşturulması sağlamalıdır. Bu da HTŞ ve Colani’yle olabilecek bir şey değildir. Suriye’de demokratik bir anayasa ve halkların oyuyla seçilmiş bir hükümet olmadan da ‘Şam hükümeti ya da Şam Devlet Başkanı Colani’ demem.”
Eren GÜVEN/İSTANBUL
Yoruma kapalı.